15 Kasım 2012 Perşembe 02:00:00
Cüzdanımın ağırlaştığını fark ettim. Şaşırdım bir an. Herhangi bir ihaleye girmedim, herhangi bir şirket kurmadım. Milletvekili, Başbakan, Cumhurbaşkanı olmadım.
Herhangi bir yere genel müdür de olmadım.
Piyango da çıkmadı.
Torpille bir işe de girmedim.
Şifreyle herhangi bir sınav da çözmedim.
E, neden cüzdanım ağırlaşmıştı?
Yoksa o her mahallede 3 tane olan milyonerlerden biri de ben miydim?
***
Hayır tabii ki.
Cüzdanımdaki şişlik, ağırlık, banknot fazlalığından değil, “kart” fazlalığındandı.
Nüfus cüzdanım dahil olmak üzere cüzdanımda toplam 13 kart olduğunu gördüm.
Hadi bunlardan 3 tanesi banka ve kredi kartıydı, peki diğerleri neydi?
Hemen anlatayım:
13 karttan birisi Kocatepe Gazetesi kimlik kartı. Hangi kurumda çalıştığımı gösteren ve Afyonkarahisar’daki kapıları açan kart.
Biri Doğan Haber Ajansı kimlik kartı. Özellikle Bakanlar Kurulu’nun bir ya da birkaç üyesinin Afyonkarahisar ziyaretinde işime yarayan kart. Çalıştığım diğer kurum.
Afyonkarahisar Gazetecileri Dayanışma Derneği’nin kartı var sonra. Kimin hangi safta olduğunu göstermesi bakımından önemli.
Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü’nden alınan Amatör Telsizcilik Belgesi de kartlarımın arasında, Turex-ücretsiz kartı da.
Kartların içinde en anlamlısı da Türkiye Harp Malulü Gaziler Şehit Dul ve Yetimleri Derneği Afyonkarahisar Şubesi tarafından verilen fahri üyelik belgesi.
Cüzdanımda 3 tane de indirim ve kampanya kartı var. Bunlardan biri, AFTAŞ’ın müşterilerine sunduğu O Lokum yazan kart. Malum, O Lokum, AFTAŞ’ta, yani yeni otogarda üretilen, patenti de yine AFTAŞ’a ait olan bir ürün. Kart ile otogarda belirlenen ürünleri indirimli olarak satın alabiliyoruz.
Migros’un Money kartı ile Uşak vilayetinin şehirlerarası yolculuk firması Anadolu Ulaşım’ın kartı da cüzdanımdaki yerini almış durumda. Gerçi Anadolu Ulaşım artık cep telefonu sistemine geçmiş, kartı iptal etmiş; bende yine de duruyor.
Bu indirim kartlarına Paro Kart ya da Parolu Kart dahil değil. O da indirim kartı ama cüzdanımda yok. Keza Sarı Basın Kartı ile ehliyeti de ekleyebiliriz genel bir cüzdana.
Banka kartları ve kredi kartları ise vatandaşın adeta “ederini” ortaya koyuyor.
Yani yarın bir gün, iki genç kavga ederken “Limitin kadar konuş!” diyebilir birbirine.
Her yerin kartı ayrı.
***
İyi, hoş bu kartlı sistem.
Ama her kartın başka bir anlamı, başka bir amacı var.
Kartı göstermezsek, ne indirimden yararlanabiliyoruz, ne çalıştığımız kurumu ispatlayabiliyoruz. Hatta bazen kartımız olmasa ne önemimizin olduğuna dair soru işaretleri de beliriyor kafamızda.
Giderek kartlara bağımlı hâle geliyoruz.
Kartımız yoksa esamimiz okunmuyor.
Dünyanın tüm avantajlarını, tüm tanıtımlarını tek kartta toplama önerisini gündeme getirmeyeceğim.
O da çağdaş fişleme olarak kabul edilebilir.
Ki zaten anlaşılan, öyle de böyle de kapitalizm ve kapitalizmin ürünü genel sistem, bizi fişlemiş.
Cüzdanımın ağırlaştığını fark ettim. Şaşırdım bir an. Herhangi bir ihaleye girmedim, herhangi bir şirket kurmadım. Milletvekili, Başbakan, Cumhurbaşkanı olmadım.
Herhangi bir yere genel müdür de olmadım.
Piyango da çıkmadı.
Torpille bir işe de girmedim.
Şifreyle herhangi bir sınav da çözmedim.
E, neden cüzdanım ağırlaşmıştı?
Yoksa o her mahallede 3 tane olan milyonerlerden biri de ben miydim?
***
Hayır tabii ki.
Cüzdanımdaki şişlik, ağırlık, banknot fazlalığından değil, “kart” fazlalığındandı.
Nüfus cüzdanım dahil olmak üzere cüzdanımda toplam 13 kart olduğunu gördüm.
Hadi bunlardan 3 tanesi banka ve kredi kartıydı, peki diğerleri neydi?
Hemen anlatayım:
13 karttan birisi Kocatepe Gazetesi kimlik kartı. Hangi kurumda çalıştığımı gösteren ve Afyonkarahisar’daki kapıları açan kart.
Biri Doğan Haber Ajansı kimlik kartı. Özellikle Bakanlar Kurulu’nun bir ya da birkaç üyesinin Afyonkarahisar ziyaretinde işime yarayan kart. Çalıştığım diğer kurum.
Afyonkarahisar Gazetecileri Dayanışma Derneği’nin kartı var sonra. Kimin hangi safta olduğunu göstermesi bakımından önemli.
Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü’nden alınan Amatör Telsizcilik Belgesi de kartlarımın arasında, Turex-ücretsiz kartı da.
Kartların içinde en anlamlısı da Türkiye Harp Malulü Gaziler Şehit Dul ve Yetimleri Derneği Afyonkarahisar Şubesi tarafından verilen fahri üyelik belgesi.
Cüzdanımda 3 tane de indirim ve kampanya kartı var. Bunlardan biri, AFTAŞ’ın müşterilerine sunduğu O Lokum yazan kart. Malum, O Lokum, AFTAŞ’ta, yani yeni otogarda üretilen, patenti de yine AFTAŞ’a ait olan bir ürün. Kart ile otogarda belirlenen ürünleri indirimli olarak satın alabiliyoruz.
Migros’un Money kartı ile Uşak vilayetinin şehirlerarası yolculuk firması Anadolu Ulaşım’ın kartı da cüzdanımdaki yerini almış durumda. Gerçi Anadolu Ulaşım artık cep telefonu sistemine geçmiş, kartı iptal etmiş; bende yine de duruyor.
Bu indirim kartlarına Paro Kart ya da Parolu Kart dahil değil. O da indirim kartı ama cüzdanımda yok. Keza Sarı Basın Kartı ile ehliyeti de ekleyebiliriz genel bir cüzdana.
Banka kartları ve kredi kartları ise vatandaşın adeta “ederini” ortaya koyuyor.
Yani yarın bir gün, iki genç kavga ederken “Limitin kadar konuş!” diyebilir birbirine.
Her yerin kartı ayrı.
***
İyi, hoş bu kartlı sistem.
Ama her kartın başka bir anlamı, başka bir amacı var.
Kartı göstermezsek, ne indirimden yararlanabiliyoruz, ne çalıştığımız kurumu ispatlayabiliyoruz. Hatta bazen kartımız olmasa ne önemimizin olduğuna dair soru işaretleri de beliriyor kafamızda.
Giderek kartlara bağımlı hâle geliyoruz.
Kartımız yoksa esamimiz okunmuyor.
Dünyanın tüm avantajlarını, tüm tanıtımlarını tek kartta toplama önerisini gündeme getirmeyeceğim.
O da çağdaş fişleme olarak kabul edilebilir.
Ki zaten anlaşılan, öyle de böyle de kapitalizm ve kapitalizmin ürünü genel sistem, bizi fişlemiş.