Murat Arısoy

'Yazsan olmuyor, yazmasan olmaz' – Kocatepe Gazetesi

Murat Arısoy

3 Eylül 2012 Pazartesi 03:00:00
  “Sussan olmuyor susmasan olmaz
Dil dursa Hakim Bey tende can durmaz
Yazsan olmuyor yazmasan olmaz
Kaleme tedbir koma tek durmaz”
Günümüzde tekrar popüler olan Hâkim Bey adlı Sezen Aksu şarkısının nakaratı, yazıp-çizenleri, şairleri, yazarları, bilimadamlarını ilgilendiriyor. Ama en çok da gazetecileri. Zira gazeteciler, her gün yazmak ve aktarmak zorundalar. Hata yapma ihtimali en fazla olan meslekler arasında gazetecilik vardır, kuşkusuz. Yazım hataları da buna dahil, konulara bakış tarzındaki hatalar da.
***
Gazetecilik, en merak edilen meslekler arasında, aynı zamanda. Çünkü gazeteci, kolay ulaşılamayan kişilerle temas hâlinde. Bu onun mesleği. Eşiniz, dostunuz sorarsa “Gazetecilik ne menem bir şey” diye, mümkün mertebe meslekten uzak tutmaya çalışın. Çünkü bu heves ve merak bir kere bulaştı mı, damarlarda hep dolaşır.
***
Peki kimdir gazeteci?
Ne yer, ne içer?
***
Gazeteci, bir telefonla, bir yönetim kurulu kararıyla, hatta genel müdür kaprisiyle “ilişiği” en kolay kesilen kişidir.
Hatta bu ilişik kesme fiilinin de “istifa” şeklinde gerçekleşmesi için de baskı yapılır adeta. Çünkü “işten çıkarılma” hâli, tazminatı da beraberinde getirecektir. Ama “sadık” yöneticiler, kendi mesai arkadaşlarından ziyade patronları düşünür genelde. Bu nedenle kurumlarından ayrılanlar “istifa” etmeye “ikna” edilir. Bu ikna, tehditle de olabilir.
Korursa hakkını, yine kendisi korur.
İşten çıkarılan gazetecinin lehinde ya da aleyhinde bir açıklama yapan meslek örgütüne şimdiye kadar rastlamadım.
Ulusal düzeyde, bir ajansla ilgili bazı açıklamalar yapıldı. O açıklamaları yapanlar da işten çıkarılmalar karşısında sessiz kaldıktan sonra, sıra kendilerine geldiğinde açlık grevi yaptılar.
***
Gazeteci, hem toplumda en güvenilmeyen kişiler arasındadır. Hem de vatandaşların zor durumda kaldıklarında başvurdukları acı bir ilaç gibidir.
Evet, gazetecilere güven düzeyi çok yüksek değil.
Ev verilmez gazetecilere.
El de verilmez.
Borç verilmez.
Kredi verilmez.
Bilgi verilmez.
Hatta kız da verilmez.
Ama ev sahibinin sorunu olsa, açar hemen telefonu, “Benim sorunlarım var. Gelin yazın” der.
Banka bir yeni paket geliştirse, hemen gazetelere haber yollanır. Basın toplantısı düzenlenir, ya da haber metni gönderilir.
Bilgi vermeyen kurumun yöneticileri, bir sorunla karşılaşsa, bu sorunu en kolay, “gazeteciler” yoluyla aşabileceğini düşünür. Onlara göre gazeteci, bir nevi “halkla ilişkiler” çalışması yapmalıdır. Kurumun iyi yanlarını gündemde tutup olumsuz yanları hiç mi hiç gündeme getirmemelidir.
***
Gazeteci, yeri gelir, “Aman da aman evimin direği, ülkemin dördüncü kuvveti”dir.
Gazeteci yeri gelir, “Kasıtlı haber yapıyorsun. Güzellikleri görmüyorsun” cümlesinin muhatabıdır.
Başlarken hatırlattım ya:
Yazsa olmaz, yazmasa olmaz.
***
Gazeteci biraz da ukalâdır.
Küçük dağları yaratmasa da gelişen olayları mutlaka tahmin etmiştir.
“Ben demiştim” tavrını, hemen her gazetecide görürsünüz.
Hatta çekinmesek, matbaayı da Türkiye’ye kendi başımıza getirdiğimizi iddia edebiliriz.
***
Lâkin “gazetecilik” ülküsüyle yaşayan herkesin gönlünde “değiştirmek” vardır.
Kötü giden her şeyi değiştirmek, yerine iyisini koymak, genel olarak da toplumun yükselmesini sağlamak, hep bu ülkünün çerçevesindedir.
Hele “kelle koltukta”ysa, tüm dünyevi zorluklara karşı maça galip başlar.
Gazeteci, “ricat” eder, ama mücadeleyi bırakmaz.
Zira “değiştirmek” zorlu bir süreçtir.
***
Şarkıyla başladım, şarkıyla bitireyim. Selda Bağcan söylesin, hepimiz için:
Aman gazeteci gel bizim
köye bizim halları da yaz
Şehirde ojeli parmakları yazma
Bir de bizim köyde nasırlanmış elleri de
Yaz yaz gazeteci yaz,
yaz yaz efendi yaz

Bankada parası olan kulları yazma
Onlara aldanıp yolundan azma
Şehirden asfalt geçen yolları yazma
Bir de bizim köyden eşek geçmeyen yolları
Yaz yaz gazeteci yaz,
yaz yaz efendi yaz.

Yazarın Diğer Yazıları