Bir inanan için mutluluk mutmain nefs demektir, bu ayetlerimizle müjdelenmiş bir haldir. Bu durum o kişi için dünya ve ahirette huzur demektir; böyle bir kişi huzurlu olduğu için çevresine de huzur verir, tüm insanların aradığı da budur: Huzur! İnsanın akıl vereceklere değil, huzur verecek olana ihtiyacı var. Bizler böyle kişileri arıyor, seviyor, huzuru yaşamak ve yayabilmek umuduyla onlara benzemeye çalışıyoruz. Bu yazımızda mutluluk için yaşamamız gereken bir hususu tefekkür edeceğiz: Allah’ın kullarına Allah razılığı için hizmet etmek.
Mutluluk yönetiminde yakalamamız, ulaşmamız gereken bir önemli hedef bu: Allah’ın kullarına yalnızca insana değil, tüm yaratılanlara sadece Allah razılığı için davranmak. Çevreye, tüm yaratılanlara! Fark edelim ki zaten onların tümü insana insandan bir karşılık beklemeksizin hizmetteler. Bu durum bizi çok düşündürmeli ve utandırmalı…
İnsana yönelik yaşantıdan örnek verecek olursak, bir öğretmenin bu razılığı önceleyen kulluk bilinciyle öğrenci yetiştirmesi, bir doktorun hastasını bu öncelikle iyileştirme çabası, bir hakim, savcı veya avukatın hak ve adaletin bu amaçla tesis edilmesi için gayret göstermesi, bir annenin çocuğuna hamile kalması, onu doğurması, bakım ve ihtiyaçlarını bu amaçla karşılaması, bir vakfın, bir hayır kurumunun (sivil toplum örgütleri, gönüllü teşkilatlar) ihtiyaç sahiplerine sırf bu gaye ile destek olması, aşevi, yol, su, okul gibi imkanlar oluşturmaları, insanı mutlu kılacak tanıma ilminin (marifetullahın) Allah razılığı için paylaşılması hemen akla gelenler. Mutlu olmaya, mutlu kalmaya talip olan için önemli bir kural bu: Yapılan ne olursa olsun yapılan hizmetin Allah’ın razılığı çerçevesinde olması, “Allah rızası” için yapılıyor olması!
Bir kişi diliyle “Ben bir hayr kuruluşunun başkanlığını yapıyorum veya bir hayr kuruluşunda gönüllü olarak hizmet veriyorum ve bu görevi yalnızca Allah rızası için yapıyorum” diyor olsa bile, eğer hayırseverlik davranışının altında bireysel bir menfaat beklentisi varsa, toplum tarafından kabul görse de o davranış Allah rızası için olmaz. Oysa kişi hayır kurumunun başında hayır işlerinde gecesini gündüzüne katarcasına hizmet ediyor. Gösterdiğimiz bu gayret sosyal ve bireysel konumumuzu, etiketimizi güçlendiriyorsa sanırım yalnızca “fedakârlık” yapmış oluyoruz. Fedakârlık, bazı şeyleri feda ederek bir karşılık beklemektir. Bu durumda kişi acaba neyini feda ediyor ve acaba nasıl bir karşılık onu bekliyor?
Allah ve dışındakiler zannı olarak tarif edebileceğimiz algı olan DuniHi algı ve zanlarının motive ettiği iş ve hizmetler güzel görünüyor olsa da kişi o kapsamdaki işleri yapmakla mutlu, mutmain olamaz. Mutluluk yönetiminin bu yüzden önemli bir kriteridir ki kişi ne yapıyorsa sadece Allah’ı doğru tanıyarak yapıyor olmalıdır. Ne yapıyorsa Allah razılığı için yapmalı, karşılaştığı durumları da Allah’tan bilmeli! Allah için yapmalı, Allah’tan bilmeli… Yani Allah için yaşamalıyız; Allah’ta, Allah ile, Allah için “İlla Billah yaşamak bunu gerektirir. Bu idrakla yaşıyor olmak bir işi ve her işi karşılıksız yapıp beklentisiz olmaktır. Kimseden veya bir kurumdan karşılık beklemeden “Allah’ım, ben seni İhlas Suresi’nde öğrettiğin şekilde Ehad (dışı sınırı olmayan), Samed (be sebeple de ihtiyaç kavramından münezzeh olan) olarak tanıdım ve böyle inandım. Bu imanımı lütfen kabul et ve bu işimden, bu halimden razı oluver” diyerek bu kasıtla, bu niyetle yapılan iş ve hizmetler insanı mutmainliğe ulaştırır, mutlu eder biiznillah. Bunun dışındaki idraklarla yapılan işler kişi muvakkaten (geçici süreliğine) memnun eder, rahatlatır.
Şunu hiç unutmuyoruz: Allah’a Billahi manada inanıyor olmak ve bu inanışla birlikte duniHi algı ve zanlarından kurtulma (yanlış algımızı reddetme ve o algıya ait hallerimizi terk etme) gayretinde olmak mutluluk yönetimi için şarttır.
Efendimiz (sav)’in hayatı iman (hem de çok ileri bir ve tam ikan halinde iman) ve cihadıdır yani bu imana göre yaşamaktır, sırf budur. Rasulullah (SAV) EFendimizin tüm ilişkilerinde, davranışlarında ve hadislerinde bunu görmeliyiz. Allah’ın kullarına sadece Allah’ın razılığı/rızası için hizmet etmeyi Efendimiz (sav)’in hayatından bir örneklerle tefekkür edelim. Bunu yapmakla aynı zamanda zikrullah yapmış ve “semi’na ve eta’na: işittik ve itaat ettik” demiş oluyoruz. Çünkü Efendimiz (sav)’in yaşantısı 24 saat zikrullahtır; Kur’an Rasulullah Efendimiz (sav)’i bize “tek örneğiniz” diye öğretmektedir. Yani Allah’ımız bize “kendiniz için başka yol gösterici aramayın, yazık edersiniz, hüsrana uğrarsınız” buyurmaktadır.
Rasulullah (sav) ashabına (ra) mescitte su ikram ediyordu. Dışarıdan gelen bir yabancı O’na "Bu meclistekilerin efendisi kim?" diye sordu. Efendimiz (sav), "Seyyidü'l-kavmi hadimühüm: Bu topluluğun efendisi onlara hizmet edendir" buyurdu. Ve o kişi su dağıtanın Efendimiz (sav) olduğunu yüksek bir muhabbetle hemen anladı.
Ebû Hüreyre (ra)’ten rivayetle bir hadis: Rasulullah (sav)'in ashâbından birisi, içinde tatlı su gözesi bulunan bir dağ yolundan geçerken orası onun çok hoşuna gitti ve “Keşke insanlardan ayrılıp şu dağ kısığında otursam ama Rasulullah (sav)'den izin almadan böyle bir şeyi yapmam” dedi ve arzusunu Rasulullah (sav)'e anlattı. Efendimiz ona "Böyle bir şey yapma. Çünkü sizden birinin Allah yolunda çalışıp gayret sarfetmesi, evinde oturup yetmiş sene salat ikame etmesinden daha faziletlidir. Allah'ın sizi bağışlamasını ve cennete koymasını istemez misiniz? O halde Allah yolunda cihada (Allah razılığı için gayrete) çıkın. Kim devenin sağılacağı kadar bir süre bile olsa Allah yolunda cihad ederse, mutlaka cennete girer" buyurdu. (Tirmizî, Fezâilü'l-cihâd 17)
Abdullah b. Abbas (ra), Efendimiz (sav)’in mescidinde itikâfa girmişti. Yanına bir adam geldi, selam verip oturdu. İbn-i Abbas onu biraz kederli gördü ve “Seni kederli, üzüntülü görüyorum, bir sıkıntın mı var?” diye sordu. Adam: “Evet, ey Rasulullah’ın amcasının oğlu, bir kişinin üzerimde hakkı var, para karşılığında beni hürriyetime kavuşturdu. Fakat mescidinde olduğumuz Rasulullah (sav) hakkı için söylüyorum, borcumu ödeyecek gücüm yok.” dedi. İbn-i Abbas “O kişiyle konuşsam olur mu?” diye sordu, adam “İstersen konuş” dedi. İbn-i Abbas ayakkabılarını giyip mescidden çıktı. Adam “İtikâfta olduğunuzu unuttunuz mu?” diye hatırlatınca “Hayır, unutmadım. Fakat ben Rasullah (sav)’i şöyle derken işittim ki O aramızdan ayrılalı çok olmadı...” dedi ve İbn-i Abbas (ra)’ın gözlerinden yaşlar boşandı. “Efendimiz (sav) buyurdu ki ‘Kim bir din kardeşinin ihtiyacını gidermek için yürür ve sıkıntısını giderirse, bu yaptığı onun için on senelik itikâftan daha hayırlıdır. Hâlbuki kim Allah Teâlâ’nın razılığı için bir gün itikâfa girse Allah Teâlâ onunla cehennem ateşi arasına üç hendek koyar ki her hendeğin diğeriyle arası doğu ile batı arası kadar uzaktır.” (Et-Terğîb, II, 272)
Efendimiz (sav)’in hayatı ve hadislerinden anlıyoruz ki; Billahi manada imanlıların Allah’ın kullarına Allah razılığı kastıyla yapacakları her bir iş, her bir hizmet Allah indinde çok kıymetli, çok değerlidir. Bu “çok değerli” oluşu lütfen önemseyelim, “çok kıymetli” bu hali fark edelim ve bu hali Rabbimiz Allah’tan ısrarla isteyelim, hayrla lütfetmesi için yalvaralım yakaralım.
Allah’ım, senin yolunda ve razı olduğun çalışmaları bize fark ettir, sevdir, kolaylaştır, bu çalışmaları bize hayat tarzı olarak ikram ediver. Ey Allah’ım, Rasulullah, Habibullah, Keremullah (sav) Efendimizin tarif ettiği ve razı olduğu gayret ehli kulların eyle bizleri ve öyle vefat ettir ve öyle de yeniden diriltiver (âmin).