Elif Çaylıoğlu

Allah Korkusu Ve Çocuk

Elif Çaylıoğlu

 Kur’an-ı Kerim bize Allah’tan korkmayı neden önerir ve öğretir? Bu nasıl bir korkudur? 

Ayetlerde korku temelde iki manadadır: Allah’ın sisteminden korkmak ve Allah’ın makamından korkmak. İnsan bunlardan birisini görüp bu öngörüyle o korkuyu yönetmelidir. Ya Makamını veya tehdidini öngörerek! Bu iki korku mana ve his olarak farklıdır. Kişi doğru inanışta ise her iki korku da doğru yönetilerek yaşanacağı için önemli bir ibadettir ama Allah’ın makamından korkmak çok yüksek bir ikramdır. Allah'ın makamından korkmak tehdidinden korkmayı da kapsar ama tehdidinden korkmak makamından korkmayı kapsamaz. Bu yüzden, sadece Allah’ın tehdidinden hem de yanlış korkarak kulluk yapılıyorsa, tehdit ortadan kalktığında kişi nasıl davranacak? Dünya yaşantısında bunu görüyoruz. Bir musibet, bir ağır hastalık, bir felaket, bir yoksulluk, bir savaş, bir büyük zorluk durumında Allah'a yakarıp sığınan, camileri dolduran, dindarlaşanlar bolluk, rahatlık, refah, sağlık sıhhat, genişlik oluştuğunda şımarmaya, Allah yokmuş gibi yaşamaya başlıyorlar; buna ayetlerde defalarca misal verilir. Tehdidinden yanlış biçimde korkan kişi tehdit kalktığında korkmayı bırakıyor! Hâlbuki Allah’ın makamından korkarak yapılan kulluk bir şarta, faktöre, bir tehdide, bir mükâfata bağlı değildir; hakikatin gereği olarak Allah içindir. Bu yüksek bir iman yani Billahi manada iman gerektirir. Elbette her iki korku da doğru yaşanıyorsa kazanımları güzeldir. Fark etmemiz gereken şudur: Kulda korku hissi var! Bu korku hissini doğru yönetmek çok önemli ve çok gerekli. Bu sebeple, Allah'ın tehdidinden veya makamından nasıl korkulur, bunu ayetler ve hadislerden öğrenmeliyiz. Bunun şartı Billahi manada imandır; bu iman yoksa zaten ya korku yoktur veya yaşanan korku yanlıştır; imanın öğrettiği korku değildir, makbul değildir.

Şimdi konuya gelelim: Çocukluğumuzda Allah bize nasıl anlatıldı veya biz çocuklara nasıl anlatıyoruz? Mesela "Allah kaç?" diye sorup ve "Allah bir" cevabı bekliyor muyuz? Çocuk aklıyla Allah’ımızı tanımak adına merakla sorduğumuz sorulara verilen cevaplar nasıl, o tür sorulara nasıl cevap veriyoruz? Cevaplarımız doğru bile olsa anlatma yöntemimiz doğru mu?  Hemen söyleyeyim ki bu sorular kesinlikle birilerini sıkıştırmak, büyüklerimizi (anne-baba, dede-nene, amca-dayı, hala-teyze) ve hocalarımızı suçlamak için değil. Bir kere yüksek bir şükran hissimiz olduğu bilinmelidir; bizi cami ile cemaat ile Kur'anımız ve salâtımız, orucumuz, kurbanımız, haccımız ile tanıştırdılar. Bir markette annesiyle alışveriş yapan 7-8 yaşlarında bir çocuğun annesine nasıl heyecanla yaz kurslarında öğrendiği kelime-i tevhidi yüksek sesle söylediğini gördüğümde yaşadığım memnuniyeti anlatamam. O yaşlardaki çocukların namaz kıldıklarını gördüğünde nasıl sevinmez. Ben de "Allah zamandan ve mekândan münezzehtir" gerçeğini küçükken camide öğrenmiştim. Böyle birçok doğru için daimî teşekkürlerimiz yanında Allah'ı tanıma ve korku konusunda doğruyu yapmak amaçlı bu sorular, yanlışları tekrarlamayalım diye. Çünkü çocuklukta öğrenilen bilgiler hayatı şekillendiriyor. Bazı örnekler vererek ilerleyelim. 

Yalan söylemenin yanlış olduğunu “Yalan söylersen Allah seni dilinden asar” korkutmasıyla mı anlatmaya çalışırsınız? Büyüdüğünde bir hanımefendi olacak kız çocuklarına tesettürün gerekliliği “Saçını kapatmazsan Allah yakar” söylemi ile mi öğretilir? Evrensel merhamet ve sevgi gereği yaşanması gereken büyüklere saygı için “Büyüklerine saygı göstermezsen Allah taş eder” tehdidi mi kullanılmalıdır? "Namaz kılmazsan cehennemde kızgın saç üzerinde kıldıracaklar" mı denilmelidir? Bir kere söyleyelim ki bu gibi yanlış korkutma yöntemleri tamamen iyi niyetlerle yapılıyor olsa da kalplere İslamiyet iyi niyetle değil akıl ve imanla ikame ve ihya edilir. Saydığımız türde cümlelerle din öğrenen çocuk bu iyi niyetli ama yanlış korkutma yaklaşımıyla özellikle ergenleştiğinde Allah’ın makamından da tehdidinden de korkmayabilir. Yani hayaline bu gibi cümleler nakşedilen bir çocuk Allah’tan (Makamından) ve sünnetullahtan (Allah'ın cehennemi gibi sakınılması gerekenlerden) hakkıyla korkar mı?

Öğretilmek istenen çok güzel bir haslet olabilir ancak öğretme şekli yanlışsa genellikle maksat hâsıl olmaz! Bu yüzden yalan söylememek veya yanlış konuşma ve davranışlardan kaçınmak gerektiğini ısrarla, sabırla, yüksek bir nezaketle anlatmaya devam etmeliyiz. Çocuk inanıyorken, Allah'ın sisteminden korunmayı uygun pedagojik yaklaşımdan uzak ve billahi imana kapı açmayacak tarzda korku ve tehditlerle anlatmak doğru değildir. Tesettürün ne olduğunu, neden gerekli olduğunu ve Rabbimizin bunu bizden istediğini kız ve erkek çocuklarına anlatmalıyız ancak “Allah yakar” gibi yanlış korkutmalarla değil. Büyük küçük, hayvan bitki, canlı cansız herkese ve her şeye göstermemiz gereken saygının Allah katında ne kadar değerli ve makbul olduğunu öğretmek, bunu hayallere doğru biçimde yerleştirebilmek ve yaşanabilir kılmak yanlış bir yöntemle çok mümkün değildir. 

Olumlu bir hali olumsuz bir davranışla veya örnekle öğretmeye eğitim psikolojisinde "olumsuz pekiştireç" denilmekte; öğretilmek istenilen şey olumsuz bir duyguyla desteklenmektedir. “Yalan söylememeliyim çünkü Allah beni dilimden asar” tehdidiyle (doğru olmayan bu korkutma yöntemiyle) çocuk yalandan uzaklaşabilir. Ancak çocuk (çocukken veya büyüdüğünde) bu tehdidi unutursa veya zihninden bu tehdit kalkarsa rahatlıkla yalan söyleyebilir. Yalan söylemese bile bu hali onu doğru yolda ilerletir mi? Sadece tehdit edildiği yanlış bir korku sebebiyle yalan söylememeye çalışan bir kişilik gelişir. Şimdi bir düşünelim, çevremizdekileri bu gibi tehditlere maruz bıraktık mı, bırakıyor muyuz acaba? Bu davranışlar doğru bir haslet kazandırmak amaçlı gibi görünse de öğretme yöntemi yanlış olduğu için ekseriyetle doğru sonuç üretmez. Öncelikle çocuğun zihninde yanlış bir “Allah" tanımı ve algısı oluşturur. Kullarının açığını bekleyen, yakan, taş eden, işkence eden dışarıdan onu gözetleyen bir Allah… Çocuğun bu tanımla, bu algıyla tanıdığı Allah’ı sevebilme ihtimali (eğer Allah ondaki bu algıyı düzeltecek bir sebep ikram etmezse) yoktur. Belirli bir yaşa kadar bu algıyla korkarak yaşamaya çalışır, sonra zihnindeki yanlış Allah tanımından dolayı kendindeki ilahlık hissiyatlarını çok yüksek olarak hissetmeye başladığı ergenlik sonrasında (hele de ateist, deist gibi yanlış kişiler ve kitaplarla karşılaşmışsa), sadece tehdidinden hem de yanlış tarzda korktuğu Allah’a karşı korkusu kalmaz. Sonuçta; inkâr etmese bile doğru Allah inanışı yerine, kendi insani korku ve zanları ile oluşturduğu duniHi algısıyla inanmak zorunda kalır. Kalbinin temiz olduğunu, iyi bir insan olduğunu, çok yardımsever olduğunu, düşünüp bunları da doğru inanıyor oluşuna delil sanar. Genellikle namaz-oruç gibi yöneliş uygulamaları ona zor gelir; bunlar yerine kendi inanışına hizmet eden başka felsefelerin öğretileriyle hayat tarzı oluşturmayı tercih eder; çünkü ilahlık hissiyatlarıyla yaşantı insana mutlaka batıl hazları cazip gösterecektir. Tabi bu hal kul için büyük bir zulümdür, zulmettir; inanış hatası sebebiyle birincil yani asıl şirk halidir! Amacı "sadece daha iyi imkânlarla daha rahat yaşamak" olan böyle bir hayat tarzında Allah’a kullukta (hem makamından hem de tehdidinden korku) zayıflar ve yok olur. Bu durum onda şikâyet dili, tatminsizlik, didişme, huzursuzluk, mutsuzluk olarak açığa çıkar. Bu ise aslında dünya koşullarında bir cehennem yaşantısıdır! Böylelikle kişi cehennemini bu dünyada yaşamaya başlar. Allah’ım muhafaza buyur (âmin).

Çocuklarda doğru korku için gereken doğru Allah inanışını oluşturabilmek için ne yapmalıyız? Öncelikle bizim bu idrakle yaşamamız gerekiyor. Billahi idrak ile yaşanılan bir hayata şahit olan çocuk önce gördüğünü zihnine işler sonra da vakti gelince onu yapar. Çocuğun öğrenmesini istediğimiz haslet her ne ise bu davranışı o bizde görmelidir. Yalan söylememesi gerektiğini Billahi idrakla ve yalan söylemeyerek, büyüklere karşı saygılı olmak gerektiğini yine bu idrakla onlara merhametli, sevgili ve saygılı davranarak, namaza hassasiyeti Billahi imanla vaktinde salât ikameleriyle onlara izleyip kaydedecekleri bir film gibi yaşatabiliriz. Yapmadığımız güzel bir hasleti çocuktan yapmasını beklemek boş iş olur. 

Çocuk elbette doğru korkuyla tanışmalı ve bu korku Allah'ın makamından olmalıdır. Bunun için ise; çocuğun Allah’ın makamına saygı ve muhabbet duyması, Allah’ın makamı tarafından sevilmeyi arzulaması için, bu makamın kendi ilminde yarattığı kulunu merhametiyle izleyen olarak bilmesi, kulun her şeyini bu makamın verdiğini bilmesi ve bir kulu olarak çocuğun kendisinin de bu makam için yaşadığını bilmesi önemlidir. Bunun sonucunda; çocuk öncelikle inananların Allah’ın makamı şemsiyesi altında kardeş olduklarını bilmeli, sonra da bütün insanların hak ve hukuklarına bu makam gereği saygı göstermesi gerektiğini öğrenmelidir (Dündar Y., Kur’andaki Allah Misalleri). 

"Dışı ve sınırı olmayan Allah" inancı ve bu inanışın gerektirdiği yöneliş zaman içerisinde çocuklarda Allah'ı tanıyarak yaklaşma hali oluşur. Bu ise Allah’ı doğru bir şekilde tanıyıp Allah’ın makamına karşı doğru bir korkuyu inşa eder. Çocuklarımızın başarıları veya bize göre başarısızlıklarında onlarla olan iletişimimiz daima Allah’ın makamıyla ilişkilendirilmiş şekilde olmalıdır; tehdidiyle değil! Bu hayatımızın her alanında uygulanması gereken bir usuldür. 

Allahım, merhamet ediver de seni ve sistemini kendimiz, yavrularımız ve çevremize doğru anlatıp gereğini de doğru yaşamayı bize ikram ediver, bizi daim koruyuver (âmin).

Yazarın Diğer Yazıları