Elif Çaylıoğlu

Allah'tan Ayrı Mıyız?

Elif Çaylıoğlu

Bir müslüman olarak hepimizin çok sevdiği, sürekli okuyup bağrına bastığı İhlâs Suresi bize "Allah Ehad'dır" der. Yani; Allah dışı sınırı olmayan, öncesiz sonrasız olandır; bu sebeple gerçek VAR ve gerçek MUHTAR Allah'tır buyurur. Allah için kullanılan “Ehad”in ilk düşüneceğimiz ve hiç unutmayacağımız manası budur: Allah öncesi ve sonrası olmayan içi ve dışı olmayan sınırsız gerçek VAR’dır ki bu VAR elbette MUHTAR’dır ve elbette başkaca bir VAR ve MUHTAR olan da yoktur. Gerçek VAR ve MUHTAR olması sebebiyle Allah "öncesi-sonrası, dışı-içi" gibi sınırlılık ifade eden kavramlardan beridir, münezzehtir. Bir Hüviyet gerçekten VAR ve MUHTAR ise sınırsız hürriyetin (gerçek hürriyetin) sahibidir, dilediğini kısıt söz konusu olmaksızın yapmaya, bir malzeme kullanmaksızın yoktan yaratmaya muktedirdir; Kudret sahibi olmak budur! 

Dünyada yaşayan her insan (ister bir inanan olsun ister Allah’a inanmayan biri olsun) kendisinin muhtar olmadığını çok net olarak bilir. Ancak hal böyleyken yine de yaşarken sanki gerçekten varmış ve muhtarmış hissiyle yaşarız. Aslında her böyle yaşayan kişi, bu hissi sahibi Allah’a teslim etmezse, bu hissiyatıyla oluşturduğu yaşantısıyla (fark etsin etmesin) Allah'a eş ve ortak olduğunu iddia etmektedir. İşte Rabbimiz Allah’ın razı olmadığı tek idrak budur. Rabbimiz, biz kullarını bu hissiyattan kurtulmamız için merhametiyle uyarır: "Siz dünya hayatına başlarkenki dunihi algınız ve esfele safiliyn yapınız sebebiyle oluşan ilahlık hissiyatınızla bana eş ve ortak olmaktasınız, sizin asıl şirkiniz Allah’ın dışı var sanmanız, yaratılanları Allah’ın dışına konuşlandırarak müstakil ve muhtar varlıklar sanmanızdır. Allah muhtar olduğundan ilahtır, sizin muhtarlık zannınız da sizin ilahlık hissiyatınızdır. Bu yüzden bu hissiyatınızın adı ilahlık iddiasıdır; tanrılıktır, örtücü ilahlıktır, küfürdür, şirktir, batıldır, yalandır, iftiradır ve bu hissiyatınız sizin ürettiğiniz bir zandır ve bu zan Allah indinde YOK hükmündedir." İşte Rabbimiz Allah’ın Kur’an ayetlerinde, Rasulullah (SAV) Efendimizin de hadislerinde bizleri uyardığı hep budur. Efendimiz (SAV)'in, “benden sonra ümmetimin ona buna kulluk etmesinden değil gizli şirkte olmasından korkarım” diyerek bizi korumaya çalıştığı hal yalnızca budur.

Lukman 13: “Kesinlikle şirk çok büyük bir zulümdür.”

İşte bu ayetin kastı ve hedeflediği şirk bizdeki bu “Allah’ın dışı var ve ben orada Allah’ın yarattığı müstakilen var ve muhtar bir kulum” hissiyatıdır. Çok büyük bir zulüm ve suistimal olan bu muhtariyet hissini insan yaşantısında normalleştirmiş, bu yüzden fark edemez olmuş ve nihayet bu his onda derin bir algıya dönüşmüştür. Kur'an bu algıya ayetlerde "dunihi" veya "dunillah" kelimeleriyle işaret etmektedir. Yazılarımızda “Dunihi ilah” dediğimiz budur (Yılmaz DÜNDAR, Aşağıların Aşağısı).

Allah’ın dışı kavramı oluşturup, “Ben de orada müstakilen var ve muhtarım” hissiyle, iddiasıyla yaşayan her kişi bir dunihi ilahtır. Hem Lukman 13. Ayet hem de bu kapsamdaki ayetlerimiz dunihi ilah yaşantısına şirk, bu yaşantı için “çok büyük zulüm” ve böyle yaşayanlara da "zalim" demekte; zalimlerin ahiretteki akıbetinin cehennem olduğunu öğretmektedir (muhafaza buyur Allahım).

Anladık ki Rabbimizin bizden kurtulmamızı istediği hal dunihi ilahlık hissiyatımız, bu iddiamızdır. Dunihi ilahlık algısıyla yaşamanın göstergesi "Allah’ın dışı var" sanmaktır. 

İnsan İslam fıtratı üzere doğarken bu algıyı da yüklenmiş olarak doğar, yani kendisinde hem ahseni takviym hem de esfele safiliyn veri tabanı var olarak doğar ve dünya yaşantısı böyle başlar. Her doğan bu sebeple “müstakilen varım ve muhtarım” düşüncesiyle bir hayat tarzı oluşturur.

İşte bu insana (yani kendimize) soruyoruz: Ey insan, bu muhtarlık zannı da neyin nesi? Hem kul hem de muhtar olmak yani hem fani hem de gerçekten var (baki) olmak nasıl bir şey? Hiç bunu aklın alıyor mu?

Allah’ı ve yarattığı sistemini (dini) anlamayı Kur'an'a yani İhlâs Suresi'ne göre değil de zanlarımıza göre yapmaya kalkarsak Billahi Anlamda İman anlaşılamaz, şirk problemi çözülemez, çok bilinmeyenli bir denklem haline gelir, kalp hastalığı teşhis edilemez, şifaya da kurtuluşa da maalesef ulaşılamaz. 

Muhtarlık tam bir hürriyettir. Muhtar zat emir verir, diler ve dileği daha O dilerken olur. Yani muhtar olmak emir almak değil emir vermektir hatta emir üretmektir; yani hüküm, mülk ve güç sahibi olarak YARATAN olmaktır. Şimdi hatırlayın lütfen, duniHi algıyı temsil eden nefs mertebesine ne deniyordu? Nefs-i emmare! Emir veren nefs! Bu durumda nefs-i emmare muhtarlığını ilan edip "ben müstakilen varım ve muhtarım" demiş nefs demektir; yani muhtarlığını ilan eden nefsin özelliğidir “emmare” olmak. Çok önemlidir ki böyle bir nefs tüm özellikleri gibi “Ben” deyişine de zulmeder, kendisine emanet edilmiş o yetkiyi Allah adına kullanmaz. Yani Besmele çekemez! Zahiren Besmeleyi söylüyor olması çok anlamlı olmaz…

İnananlar olarak tefekkür ettiğimiz için olayı kendimiz üzerinden özetleyelim: Muhtariyet iddiasındaki kişi inanıyorsa, bir Allah bir de kendisi ve diğer yaratılanlar var diye düşünür ve bu bakışla yaşar. Allah'ı Ehad olarak hayalleyemez! Allah’ı doğru hayalleyemediği için O'nun dışının olduğunu, dışında da müstakil yaratılanlar, varlar, güçler, hüküm ve mülk sahipleri olduğunu düşünür. Onun düşüncesinde Allah ve kulları farklı müstakil zatlar, farklı müstakil "ben"ler olarak vardır. 

Bu yanlış hayal, bu yanlış algı dünya ama özellikle de ahiretimiz için öyle çok önemli ki... 

Çünkü insan böyle düşünüyor ve böyle yaşıyor böyle hayat tarzı oluşturuyorsa farklı bir ahiret var, Billahi Anlamda İman sahibi olarak Allah razılığına uygun (şirksiz) bir hayat tarzı oluşturma gayretindeyse o kişi için farklı bir ahiret var.

Rabbimiz dunihi hayat tarzına sahip insana "zalim" dedi ve onu cehennemle cezalandıracağını belirtti: “Kim 'muhakkak ki ben dûniHi bir ilahım' derse biz onu cehennem ile cezalandırırız. İşte zalimleri böyle cezalandırırız.” (Enbiya-29)

"Allah var ve dışı var" algısında (dûniHİ) algıda olmak "ben dunihi ilahım" demektir, bu algı zulümdür, zalimliktir, bu algı ile ölenin akıbeti de cehennemdir.

Kendimize ait olduğunu düşündüğümüz beden, evlat, eş, mal, makam gibi şeyler üzerindeki güç ve mülk sahibi olma duygumuz eğer Billahi imanla Allah adına değil de duniHi algıyla yaşanıyorsa kişi bir müstakil varlık olarak ilahlık hissiyatlarıyla yaşıyor demektir. Kendimize ait zannettiklerimizin (canımız, bedenimiz, evladımız, eşimiz, mal varlığımız, makamımız…) hiçbirinin sahibi değiliz. Hepsinin, her nefsin, her şeyin sahibi Vahidü’l Ehad olan Allah! Biz bu yüzden "Allahümme ENTE Rabbi" deriz ya…

İnsan kendisine emaneten verilen yetkilerin hiçbirinin kendisine ait olmadığını yani bu yetkilerde "muhtar" olmadığını ya bu dünyada kavrar ya da ölüm anında tam kavrar ve yaşar. Muhafaza buyur Allahım, bir gece veya bir sabah uykudan felçli kalkan birisi uyandığında hayatı nasıl bir bilinçle devam eder bir düşünün. Billahi Anlamda İmanlı olan kişi “Ben Allah’ın ilminde bir kulum. Bütün özelliklerim, bütün yeteneklerim ve her boyutuyla varlığım Allah’ta, Allah’tan, Allah iledir” imanıyla tasarrufun da Allah’a ait olduğunu bilerek bunun farkındalığını dünyadayken yaşar. 

Allahım, bizleri bu idrakla yaşatıvermen için ilahlık hissiyatımızı temizleyiver, müstakilen varım ve muhtarım iddialı hallerden, duniHi algı ve zannlarından bizi kurtarıver Allahım; boyanla boyayıp nurunla nurlandırıp ahlakınla ahlaklandırıver (âmin).”

Yeni güneş yılımızın (2025’in), Üç Aylarımızın ve içindeki özel gün ve gecelerin hayrlı, kolay, güzel, bereketli olması; huzurla sağlık ve afiyet içinde yaşanması duasıyla Allah’a emanet olunuz.

Yazarın Diğer Yazıları