Elif Çaylıoğlu

Amentü Billahi Ve Amilüs Salihati

Elif Çaylıoğlu

Ayetlerdeki “Billahi iman” kastını, önerisini, anlamını biz sadece “iman etmek” olarak algıladığımızda bir Hristiyan, bir Yahudi veya inanıyorum diyen bir başka yanlış düşünceli kişiyle aslında aynı çizgiye düşmüş gibi oluyoruz sanki. İman ettim dediğimiz için yani bu bize yettiği için zihnimizde “acaba doğru şekilde iman ediyor muyum?” sorusu canlanmıyor. Aslında kendimizi sorgulamamız gereken konu “amentü billahi” diyen bizlerin Rabbimizin bize Kur’an ve Rasulullah (SAV) Efendimizle öğrettiği şekilde iman edip etmediğimiz olmalı korkusu sardı birden, yanlış mı bu duygu?

Hiç yanlış değil elhamdülillah. Bizim için çok öncelikli olan, mutlaka anlamamız gereken iki önemli şey var: Birisi Kelime-i Tevhid’e yüklenen mânâ, diğeri Kader Bilinci. “Amenû Billâhi ve Amilus Sâlihati” yani “Billahi Anlamda İman ve Sâlih Amel” ayrılmazlığı bu sebeple şu önemi de taşır, ifade eder: Kelime-i Tevhid’i “Billâhi” idrakıyla kabulle yapacağınız ameller “sâlih amel” olur ve ancak onlar sizin kader bilincinizi, kader idrakınızı “radıyallahu anhum ve radû anHU” yani “Allah onlardan ve onlar da Allah’tan razı” noktasına taşır, oturtur. Bu, özellikle Beyyine Sûresi’nde geçen “Râdıye ve Mardıye” idrakıdır. Ve öyle bir nokta ki o noktada “Allah onlardan onlar Allah’tan” razı; hedefi bu nokta olan için bu noktaya ulaştıracak doğru iman (Billahi Anlamda İman) ve onun hayat tarzı (Salih Amel yaşantısı) tek öncelik haline gelmez mi?

Billahi Anlamda İman ve sâlih amel kişiyi Râdıye ve Mardıye Noktası’na götürüyor ve orada sabitliyor. Seyr-i sülûka girmiş olan için Râdıye ve Mardıye yolun çok önemli birer durağıdır ama dikkat edin, bu duraklar yalnızca Billahi İman ile girilen doğru yoldadır, doğru idrakla seyirdeyseniz bu duraklar karşınıza çıkıyor, yanlış caddede o duraklar yok. Cadde yanlışsa arabayı istediğin kadar güzel kullan, o durakları göremez, o noktalara ulaşamazsın. Hâl böyle olunca öncelikle “Âmentü Billâhi” tanımını çok önemsemeliyiz, “Âmentü Billâhi ne demek, ben bunu doğru biliyor muyum, ben bunu doğru uyguluyor muyum? Billahi anlamda iman nedir ve ben ne durumdayım?” sorularını kendimize ısrarla, tatmin oluncaya, mutmain oluncaya kadar sormalı ve araştırmalıyız, mutlaka! “Şöyle duymuştum” diyerek olmaz, içinizde küçücük ikilemler varsa olmaz! Hiçbir ikilem olmamalı, ikilem kalmamalı, ikilem bırakmayacaksınız.

İkilemle neden olmaz Yılmaz Hocam?

Neden ikilemle olmaz, onu ayetle göreceğiz çünkü ikilem cehennem biletidir, her ikilem cehenneminizi artırır. Ne kadar ikilem, o kadar cehennem bileti! O biletlerin hepsini yırtıp yok etmek için gayret edeceksiniz. “Ben bu gayrete talibim” deyip bu gayreti göstermek isteyen önce “Âmentü Billâhi” tanımını çok önemsemelidir çünkü “Âmentü Billâhi” dışındaki inanış biçimleri tamamen şirk kapsamındadır, Hakk Yol dışında girilen yollardır, yanlış caddelerdir. Hak yol ve dışı varsa “ikilem” var demektir ve yol yanlışsa amelle ilerlemek mümkün olmaz!

Hocam siz tüm paylaşımlarınızda, Efendimiz (SAV)’in ümmetim hakkında en korktuğum şey dediği gizli şirki döne döne anlatıyorsunuz. Özellikle de o şirkten kendimizi kurtarabilmemiz için sünnette bize öğretilen tanımlar, yöntemler ve duaları çok cazip yani çok kalbe/akla yatan bir üslupla paylaşıyorsunuz. Peki, neden önceliğimiz bu şirk?

Sorunuzun cevabı ayetlerde gizli Elif hanım kardeşim:

“Muhakkak ki, Allah, kendisine şirk koşulmasını mağfiret etmez. Ondan başkasını dilediği kimseler için mağfiret eder. Kim Allah’a şirk koşarsa, gerçekten azim bir günah olarak iftira etmiş olur.” (Nisa-48)

Ayette kime iftira ediliyor? Allah’a! Bu iş, bu yol yani Billahi anlamda iman yani şirksiz iman insanlarla değil Allah ile ilgilidir. Hedefiniz “iyi kul” olmaksa Allah’a iftira etmeyeceksiniz. İnsanlara iftira etmemek zaten “Allah’a iftira etmemek” ana başlığı altındaki konulardan birisidir. Bu yüzden hedefinizi “Allah’a iftira etmemek” olarak belirleyin, hedefiniz bu olsun. Çünkü Nisa-48, “Şirk koşarsan Allah’a iftira etmiş olursun” diyor.

“Muhakkak ki Allah şirk koşulmasını mağfiret etmez. Ondan başkasını, dilediği kimseler için mağfiret eder. Kim Allah’a ortak koşarsa, gerçekten uzak bir sapıklığa düşmüştür.” (Nisa-116)

“Bu Allah hidayetidir. Kullarından kimi dilerse onunla hidayet eder. Eğer onlar dahi şirk koşarlarsa yaptıkları ameller boşa gider.” (En’am-88)

 

Eğer “Onlar dahi şirk koşarlarsa, yaptıkları tüm ameller boşa gider” ayetinde hitap bizedir: Siz dahi...

“And olsun ki, sana ve senden öncekilere vahyolundu ki: Yemin olsun ki eğer şirk koşarsan kesinlikle amelin boşa gidecek ve hüsrana uğrayanlardan olacaksın.” (Zümer-65)

 

Şimdi soruyorum: Yemin ederek bizi uyaran Allah “Yemin olsun, eğer şirk koşarsan amelin boşa gidecek ve kesinlikle hüsrana uğrayanlardan olacaksın” derken, insan kul olarak bunu duyduğu hâlde şirkten bizi kurtaracak tek yol olan “Âmentü Billâhi” tanımını nasıl önemsemez? “Âmentü Billâhi” diyerek iman etmenin ne demek olduğunu nasıl önemsemez? Mutlaka, mutlaka bunu öğrenmeliyiz. Bunu öğretecek şeyi bulmalı, bunu öğretecek kişinin yakasına yapışmalıyız. Düşünün ki bir hastalığınız var ve çaresini de birisi biliyor, ilacı da onda ama saklamış vermiyor, ne yaparsınız? Yakasına yapışırsınız, “Öleceğim ya, ver o ilacı” dersiniz. Bu geçici dünya için böyle davranan kişi sonsuz hayatı için nasıl davranır acaba? Sonsuz hayatınız için reçete “Âmentü Billâhi”nin tarifini bilmektir. O zaman onu bulacaksınız! “Aksi hâlde amellerin boşa gider” deniyor.

“Be’simizi gördüklerinde, ‘Allah’a O’nun Tekliği ile iman ettik ve O’na ortak koştuğumuz şeyleri küfrettik’ dediler. Fakat be’simizi gördüklerinde iman etmeleri onlara fayda vermedi. Bu, Allah’ın kulları hakkında geçmiş sünnetidir. Ve kâfirler orada hüsrana uğradı.” (Mü’min 84, 85)

“Be’simiz” kelimesinin bir mânâsı da “şiddetimiz, emrimiz, geri dönülmez uygulamamız” demektir. Artık geri dönülmez uygulamamızı gördüklerinde iman etmeleri onlara fayda vermedi! Bunun tipik örneği Firavun’dur. Hz. Musa’nın (a.s.) peşinden “Denizi ben de geçerim” deyip yürüdüğünde denizin iki yakası kavuşunca “İman ettim” diyor ama o iman kabul edilmiyor. Hakikat apaçık görüldükten sonraki kabul iman sayılmıyor. Şunu da bilin ve önemseyin lütfen: “İman ettim” dedikten yani sözleşmeyi kabul ettikten sonra “uygun fiiller” yani “sâlih ameller” ortaya konulmuyorsa iman veya kabulün bir değeri kalmamaktadır. İmanın sâlih amelle böyle büyük, böyle önemli ilişkisi vardır. Bu yüzden sâlih amelsiz iman geçersizdir. “Âmentü Billâhi” çok önemlidir ama o beyanı geçerli kılacak şey “sâlih amel”dir.

Sevgili Yılmaz Hocam, bu durum hayatımızda da böyle değil mi?

Örneğin eşimizi sevdiğimizi söylüyoruz ama ona uygun bir davranış göstermiyoruz. Sevilen kişi sadece beyan değil, bu beyana uygun davranış görmek ister değil mi? İşte bu örnekteki tutarsızlık gibi bizde billahi iman edemeyişimiz sebebiyle hayatımızı yanlış yollarda, yanlış ameller peşinde boşa harcıyoruz.

Rabbim bizleri billahi imanla inanan kullarından eyleyiver(âmin).

Yazarın Diğer Yazıları