Dua iki çeşittir; kavli yani sözlü dua ve fiili dua. Kavli yani kelimelerle yapılan duayı elhamdülillah biliyor ve yapıyoruz ama fiili dua? O nedir?
Fiili dua, kavli duanın gerçekleşebilmesi için dünya yaşantısındaki şartlarını yerine getirmektir. Doktor olmak isteyen bir öğrenci, her gün Rabbinden bunu diliyor, bu onun kavli duasıdır. Fiili duası ise onu doktor olmaya götürecek yol için gayret gösterip çalışmasıdır. Helal lokma için dua eden bir kulun helal rızk kazanmak üzere helal, meşru bir iş yaparak kazanç elde etmesi onun fiili duasıdır; bir tarımcının hayrlı bereketli ürün için dua ederken bir yandan da ekip, dikip, bakıp gereken şartlar için çalışıp hasadı beklemesi onun fiili duasıdır; bir kulun dünya ve ahireti için hayr rahmet ve bereket olacak imkanlar için dua ederken o imkanları araması, bulması ve çalışması onun fiili duasıdır. Fiili duada dünya şartlarında hedefimiz için ihlâsla azim ve sebat göstermemiz önemlidir. Bir öğrenci sınava hazırlanıyorum deyip kitabın ilk bölümünü okumuş bırakmışsa, o öğrenci gereken gayreti (fiili duayı) gerçekleştirmiyor demektir. Aynı durum kavli dua için de geçerlidir. Bir hasta ziyaretine gittik ve "Allahım ona acil şifa ver" diye dua ettik ama çıktıktan sonra arkadaşımıza dönüp "halini hiç iyi görmedim, bence iyileşemez" gibi cümleler kurmak, kavli duanın ihlasla yapılmadığını yani dunihi algı yanılgısına düşüldüğünü gösterir.
Şimdi dualarımıza bakalım, acaba ne kadar samimi?
İnanarak ihlasla mı yani emrin ve hayatın sahibinin müstakilen gerçek VAR olan Allah olduğu, kulların Allah’ın ilminde var görünen Allah emir ve dilekleri olan faniler olduğu idrakıyla mı istiyoruz, yoksa heva ve hevesimizi bozuk algımızın taleplerini yerine getirsin diye mi Rabbimize dua ediyoruz?
Sınırsız sonsuz Allah’ta, O’nun ilminde sadece birer görüntü olan biz kullar Rabbimiz Allah’ı doğru idrak edemiyoruz; bu sebepledir ki isteklerimiz, yakarışlarımız hep kendi algımıza göre... O’nu hakkıyla tanımadığı zaman insan asıl şeytaniyet olan dunihi algısıyla “Ben hakkıyla namaz kılmıyorum, oruçlarım eksik, Allah beni affetmez, neden duamı kabul etsin, neden dua edeyim?” gibi düşünebiliyor. Bu duygu ve düşünceler yanlıştır, çıkmazdır, hiçbir zaman huzura götürmez. Yönelişimiz duamız olmadıkça daha çok hata, hata yaptıkça da daha çok uzaklık yaşayacak ve Allah hakikatinde, o hakikatle yaşamaktan ayrı düşeceğiz demektir. Bir Billahi İmanlı kul "El-Afüv" ismini "günahları bir çırpıda silen, bağışlayıcı, sınırsız sonsuz affeden, kullarını sürekli bağışlayan Allah” hakikatini hatırlar ve El-Afüv esmayla yani o hislerle yönelir, şeytaniyet tuzağından kurtulur biiznillah.
Dua Rabbimizle kurulan irtibattır, özü de ihlastır. Bu dünyada işimizle alakalı bir sıkıntıyı aşabilmek için en yüksek makama gider ve derdimizi tek tek, doğru şekilde anlatmaya çalışır, yazılı anlatmak için gerekirse dilekçe verir, yaşadığımız sıkıntıları, bu sıkıntıların doğuracağı sonuçları anlatır, makamdan problemi çözmesini bekler ve rahatlarız; “Bu problemi çözebilecek en doğru yere derdimi anlattım ve çözüme ulaşmasını bekliyorum.” deriz. Yaşarken bir sıkıntımızda hangi kuruma başvuru yapacağımızı biliyor, müracaatımızı yapıyoruz ama dünya ve ahiretimizi selamete erdirecek tek makama yönelişimiz neden öyle olmuyor. Dışı ve sınırı olmayan, her şeyin ve kaderinin dileyen hüküm sahibi ve yaratanı olan Rabbimiz Allah’tan istemek, O’na yönelmek ve O’nunla konuşmak için O’nu doğru tanımak şarttır. Yanlış algıdaysak O’na inandığımız halde O’nu tanımadığımız için dualarımız idrakımıza göre oluyor; duayı yönelişi hissiyle yapamıyoruz. Ya hiçbir işimiz yaramayacak yani bize ateş acı ve ızdırap olacak heva ve heveslerle dua ediyoruz ya doğru şeyler için dua edip hemen olması için beklentiye giriyoruz, ya da ettiğimiz duanın olacağına inanmıyoruz. Dua için lütfen önceki iki yazımıza bakabilirseniz, edeceğimiz duanın en önemli yanı muhataplıktır; Allah ile konuşmaktır, bu konuşmanın idrak ve hisle ilgili prosedürlerini önemsemek gerekiyor. Seccademizi serip, Allah rızası için iki rekât salât ikame edip, tövbe istiğfar ettikten sonra ihlas ile Rabbimizin icabet edeceğinden emin olarak konuşmak, merhametini istemek, yakarmak, merhametine sığınmak, sığınmak, sığınmak… Bu hal kalbe huzurdur ki, mutmainliği bir psikolojik ferahlamanın çok ötesidir, onunla hiç alakalı bile değildir. “Allah’ımla konuştum, elhamdülillah teslimim, O’ndan gelene de razıyım.” Der ve o huzurla yaşarız.
"Dua ibadetin/kulluğun özüdür" hadisini kendimize ilke edinmek ve her ibadet gibi dünya ve ahiretimiz için hayr rahmet ve bereket olan asıl ibadeti, asıl kulluğu fark etmiş oluruz. Bilelim ki duanın en özeli namaz diye bildiğimiz SALAT’tır ve Rasulullah (SAV) Efendimize SALAVAT’tır. Bunun şartı ise dua edeni “müstakilen var ve muhtar olanın, gerçek var olanın Allah olduğunu” kabul ve ikrar etmesi, bu kapsamdaki acziyetini görmesi, bu düşünce ile dünyada bir kul olarak yaşamasıdır. Kendini Allah dışında gerçekten var sanan, birçok şeye hükmedebileceğini düşünen, güç ve mülk sahibi olduğunu zanneden insan, böyle bir potansiyelinin olmadığını fark eder ama edindiği bu zanlarını bırakmaz. Dolayısıyla hem fıtratından uzaklaşır hem de edindiği zanni formata uygun davranamaz ve ruhsal sıkıntıları hayat diye yaşar gider, işlerin içinden çıkamaz. Hep kavga halindedir, geçmişiyle, şimdisiyle ve geleceğiyle didişme ve kavga onun hayatıdır. Geçmişte yaşadığı şeylerle ilgili hesabı kapatamaz, kendisine haksızlık yapıldığını düşünür, yaşadığı anla ilgili kavgasının şekli nefrettir, öfkedir, intikamdır, beğenmemedir, şikayettir, gelecekle ilgili kavgasının adı ise kaygıdır... İnsanın her dönemde yaşadığı ruhsal sıkıntılar ve hastalıklar isim olarak değişebilir ama hastalığa sebep hep aynıdır. "Müstakilen var ve Muhtarım” algısı! Oysa "Müstakilen var ve Muhtar olan Allah’tır" algısına ve duasına bürünen bir mümin için sıkıntı yani ateş ve azabın kapıları dünya ve ahirette kapanmıştır. O tek hüküm, güç ve mülk sahibinin Allah olduğunu bilir; bu ihlası onu dunihi algı ve zanlarına bağlı ve bağımlı olmadan yaşatır; o artık “İyyake na'budu ve iyyake nestain” halini yaşar, Fatiha Suresi onun sürekli sarıldığı sığınağı ve duası olur:
“Bismillahirrahmanirrahim Elhamdulillâhi rabbil'alemin. Errahmânir'rahim. Mâliki yevmiddin. İyyâke na'budu Ve iyyâke neste'în. İhdinessirâtal mustakîm. Sirâtallezine en'amte aleyhim. Ğayrilmağdûbi aleyhim ve leddâllîn (Âmin).”