Elif Çaylıoğlu

Doğru Tercih

Elif Çaylıoğlu

Bazen kendimizi yetersiz hissettiğimiz, baş etmekte zorlandığımız, bir şeyi elde etmek için çaba harcadığımız ama sonucuna razı olamadığımız duygular yaşıyor olabilir, “elimden geleni yaptım ama olmadı” dediğimiz olmuştur. Bu durumu kimimiz bir sınav sonucu için, kimimiz yeni kurduğumuz işimizin istediğimiz gibi gitmemesinden dolayı, kimimiz ise sevdiklerimiz için yaptığımız fedakarlıklar karşısında beklentimizin karşılanmamasından dolayı söylemişizdir. Bu durumu eğer ki doğru bir zemin üzerine oturtamazsak hayatımız da hep bir kaygı, pişmanlık olur, yaptığımızın doğru mu yanlış mı olduğundan emin olamamama durumu yaşarız. Çünkü elimizden gelenin daha çoğunu ya da daha azını yapan var. Acaba bu çabam yerinde ve yeterli mi? Sınavıma eksik mi çalıştım? İşime yeterli zaman ayırmadım mı? Eşimle yaşadığımız sorunları yanlış mı değerlendirdim? Bu gibi ikilemlerde kaldığımız durumlar olabilir. Bu durum inanan inanmayan her insanın yaşayabileceği bir durumdur. Ancak biz inananlar için Rabbimiz merhametiyle bize çıkış yolu göstermiştir. 

Bu çıkış yoluna geçmeden önce öncelikle "Gücüm yettiğince" veya “elimden geleni yapmak” ifadesi önemli ama bundan ne anlamalıyız? Bir inanan için bu ifade, Kur'an ve Sünnet ışığında ne yapması gerekiyorsa gücü yettiğince o şekilde davranması, bunun gayretinde olmasıdır. Çünkü bir kul, bir inanan daima ve hep gayretinden sorumludur, sonuçtan değil! Hakk veya batıl yoldaki tercihlerimizden sorumluyuz!  Ve sünnetullah gereği bu konuda Billahi manada özgürüz! Bu özgürlük bize verilen Muhtariyeti Tercih Gücü yetkisidir. Bu yetki dairesinde her kul Biiznillah özgürdür! Bunu bir örnek üzerinden anlamaya çalışalım. İşini büyütmek isteyen bir iş adamının özgür olarak yapacağı tek tercih Hak veya Batıl arasındaki seçimidir. Tercihini Hak yolda yapmışsa artık onun için Kur'an ve sünnetin bu yolda ne dediği ne önerdiği önemli hale gelir. Bu kişi "bu konuda Rabbim ve Rasulü bana ne diyor?" diye sorar ve ısrarla bunun cevabının peşine düşer ve karşısına çok önemli bir cevap olarak şu ayet çıkar:

Bakara 285: "Onlar 'İşittik ve itaat ettik, Ğufran'sın Rabbimiz, dönüşümüz sanadır' dediler."

O artık “işittik ve itaat ettik” ayeti gereği, bu yolda Kur'an ve Sünnet'in önerisi ne ise onu uygulaması gerekir. Böylece bir inananın davranış biçiminin nasıl olması gerektiğini öğrenmiş olduk: İlkin muhtariyeti tercih gücü yetkisini kullanarak idrakı için Hak ve Batıl arasında tercih yaptı ki bu tercih insanın tek özgürlük alanıdır. Mutlaka Hakk idrakta tercih yapmak gerekiyor; idrak duniHİ ise Hakk tercih yapılamaz! Yani Muhtariyeti Tercih Gücü yetkisini kullanan idrakın Billahi imanda olması gerekiyor! İkinci basamak ise, yapılan Hak tercih sonucu açılan yolda (oluşacak hayat tarzında) Kur'an ve Sünnet bana ne diyor demek ve ona uygun yaşama gayretine girmektir, “Bu idrakla nasıl amel etmeliyim?" sorusuna Kur'an ve Sünnet'te cevap aramaktır. Aradığı cevabı bulduktan sonra yapacağı şey ise “işittik ve itaat ettik” deyip uygulamaktır. Örneğimizdeki iş adamı diyelim ki işini büyütmeyi batıl idrakla, dolayısıyla batıl yöntemlerle seçti. Onun artık zulmette olmaktan başka çaresi olamaz; işlerinin çok büyümesi, çok iyi gitmiş olması sonucu değiştirmez, bununla ilgili halleri sünnetten öğreniyoruz. 

Muhtariyeti tercih gücümüzle yaptığımız seçimi Hak yolda yaptıktan sonra yapacağımız şey Kur’an ve Sünnet ışığında hareket etmektir. Bu ikisini doğru yaptığımız takdirde sonuç istediğimiz gibi olsun ya da beklentimize ters olsun, sonuca razı olmamız kolaylaşır. Belki elimizden geleni yapmamıza rağmen sınavı kazamayız, çok sevdiğimiz işimizi bırakmak zorunda kalırız ama kalbimiz mutmain bir şekilde deriz ki: “Hak yolda elimden geleni yaptım, sonuç Rabbime aittir.” Bu durum tevekküldür, kanaat etmektir ki biiznillah iki cihanımızı da aydınlatır.  Bu konuda Kur’an bizi "haddi aşmamamız için" uyarıyor. 

Maide 44: "Kim Allah’ın inzal ettiği ile hükmetmezse, işte onlar kâfirlerin ta kendileridir.”

 Maide 45: “Kim Allah’ın inzal ettiği ile hükmetmezse, işte onlar zalimlerin ta kendileridirler.”

Maide 47: “Kim Allah’ın inzal ettiği ile hükmetmezse, işte onlar fâsıkların ta kendileridir.”

Demek ki kafir, zalim ve fasık olmaktan kurtulmak, inanan için çok önemli bir hedef. 

Bir inananı fıska, zulme ve küfre düşüren şey, ona verilen Muhtariyeti Tercih Gücü yetkisini Batıl idrakla batıl hükümler yönünde kullanmasıdır. Böyle olduğu konusunda ardı ardına ayetlerle ve şiddetle uyarılıyoruz. Bu ayetleri okuyunca Billahi imanlı insan akletmeli ve sığınmalıdır. Biz de sığınıyoruz: 

Allahım, bize merhametin olarak lütfettiğin muhtariyeti tercih gücü yetkisini bilerek Batıl'da kullanmaktan sana sığınırız; bilmeyerek bu hale düşüşlerimize ise istiğfar eder, bizi bağışlamanı dileriz ki sana kâfir, zalim, fasık etiketleriyle dönmeyelim. Sen ğaybları(mızı) hakkıyla bilensin. Allah’ım, bize merhamet ediver ve bizi tam müdahalenle çok özel olarak koruyuver (âmin).”

Yazarın Diğer Yazıları