Elif Çaylıoğlu

Duamız Olmasa…

Elif Çaylıoğlu

Dua mümin kulun duası aslında bir muhataplıktır, Allah’ın onunla muhatap olması, ona kendisiyle konuşma imkânı öğretmesi, vermesidir. Billahi Manada İmanlı kulun kendisini ilminde bir dileği, bir emri olarak yaratan Allah’a yönelmesi, onunla konuşması, halini arz etmesi, yanlışlarından zorluklarından kurtulmak istemesi duadır. Allah razılığı yolundaki hedefi olan sırat-ı müstakim idrakı ve yaşantısına ulaşıp orada önce sabitlenmesi sonra da ileri idrak hedeflerine talip olması duadır. Bu süreçleri sağlık afiyet içerisinde, hayrlı, kolay ve güzelce yaşamak istemesi duadır. Bilip bilmediği ve hiç bilemeyeceği sayısız risk, tehdit ve tehlikeler karşısında daim Allah koruması altında olarak yaşamak istemesi duadır. Temeli merhamet ve bağışlanma olan talep, yakarış ve sığınışları duadır. İmanı Billahi anlamda olmayan kullar, öyle insanlar için dua ise kendi heva ve hevesleriyle belirledikleri, ulaşmak istedikleri, ulaşmakta zorlandıkları veya ulaşamadıkları hedefler, arzular için kendisine göre daha güçlü ve kudretli olduğunu düşündüğü bir ilahtan (adı değişebilir, adı Allah da olabilir) güç ve destek istemektir. Bir de fiilen yaşanan bir dua hali vardır, onun dua oluşunu da görmek güzel olur ki şöyledir: İnanan-inanmayan veya insan olan olmayan ayrımı olmaksızın tüm kullar için dua fiilen onların kul olarak var edilmiş ve yaşıyor olmalarıdır. Kul her anı yaratanına muhtaç ve mecbur varlıktır. Kulun Allah emri ve dileği olması sebebiyle varlığı ve yaşayabilmesi tümüyle duadır, varlıkların her anı fiilen duadır. Kimse normalde oksijen için dua etmez ama var olan fiili duaları sebebiyle aerobik canlılara oksijen karada veya suda daima Rabbi tarafından ikram edilmektedir. Bu yönüyle varlıkların tümünün bu duaları ve icabet daim devam etmektedir.

Dua, yöneliş, sığınış fıtridir, kulların fıtratı gereği kendiliğindendir. Vahiy aklıyla akıllandıktan sonra insanın aczini (var görünüyor oluşunu, âdem oluşunu, yokluğunu) bilip Rabbi Allah’a yönelip “Allahım, müstakilen var ve muhtar olan ancak sensin” demesi çok ileri ve çok özel bir dua halini başlatmaktadır ki, bu teslimiyet idrakı ile yaşanan dua kulun asıl olan gizli şirkten ve cehennemden kurtuluşu için en önemli donanımıdır (dua müminin silahıdır). Kendi faniliğini (sadece bir var görüntü oluşunu), Allah’ın ise öncesiz-sonrasız, sınırsız-sonsuz Baki oluşunu bilen teslimiyetle başlayan duadaki kul, bir yavrunun annesinin kollarında yaşadığı huzur ve mutluluğu yaşar. Neden dua çok önemliymiş, neden dua müminin silahıymış azıcık da olsa kokusunu alabiliyoruz değil mi? Lütfen bunu çok tefekkür edelim. 

Furkan Suresi 77 bize “Duanız olmasa, ne ehemmiyetiniz var.” buyurur. Ayeti her birimiz kendimiz içinmiş gibi düşünüp özelleştirip, “Billahi Anlamda İmanlı kul olarak dua halin olmasa ne önemin var (Elif)?” şeklinde bir muhataplık şemsiyesi altına girmek, ayet ve hadislerle arkadaşlığımızı dostluğumuzu destekleyebilir. Ama önce ele aldığımız ayeti doğru anlayalım. Allah’ın kulun duasına ihtiyacı yok, O Samed! Ama biz duaya muhtacız, Samed olana ihtiyacı, bağlılığı ve bağımlılığı bitmeyen kullarız. Sığınarak, hamd ederek, şükrederek, yakararak, her halimizi bizzat bilen Rabbimize arz etmek, paylaşmak biz inananlar için çok büyük bir nimettir. 

Dua tam anlaşılamaz bir nimettir ve bu nimete kulun ihtiyacı vardır. Hakkıyla dua edebilen bir inanan öyle bir huzur dairesinde yaşar ki, bu etrafında yaşayanların da dikkatini çeker. Uzun zaman işlerinin yolunda gittiğini düşünen birinin işleri birdenbire ters gitmeye başladı diyelim. Bu haliyle kul Rabbine yakarıyor, elinden gelen gayreti de işinde gösteriyor. Bu öyle bir sığınış halidir ki, bu hali yaşayan inanan, işler istediği gibi gitmese de huzurludur. Rabbine hakkıyla teslim olduğu için gayretini gösterir, sonuca da razıdır. Bu sebeple, dünyada bu halde yaşayan bir inananla bir dunihi ilah eş bile olsalar anlaşamazlar. Bu teslimiyeti yaşayan huzurludur; "Bu da hep böyle kaygısız, başımıza daha neler gelecek, bu rahatlığı nereden geliyor acaba?" diyen bir eşe sahip olabilir, eşi sebebiyle sıkıntı yaşayabilir. Eşinin Allah’a teslimiyetini ve sığınışını anlamadığı sürece sıkıntısını da çözemez. Oysa dua, dünya ve ahiretimizin huzurunun kapısıdır.

Dua sıklıkla istemek zannedilir. Hayır! O isteyiş değildir. Müminin duası bir hayat tarzıdır. Salat (namaz) şekilli bir dua olarak bizim hayat tarzımız değil mi? Dua hep istemek değildir ama kul istemelidir de. İsteyeceğinde de Allah’tan istemelidir. Çünkü dua istemek değil Allah’tan istemektir. Duada hedef istemek değildir, istemek duanın bahanesidir. Bu bahaneyle kul ‘’Müstakilen var ve muhtar’’ olan, kendini iminde yaratan Ehadüs Samed olan Allah’a yönelir, onunla nazlaşır, konuşur, halleşir, O’na sığınır, O’nun nimetlerine hamd eder, şükreder. Kişi duayı istemek ve almak sandığında, her istediğini hemen veya sonra alamadığını gördüğünde veya sandığında duadan sıkılır, bıkar ve bir noktada duayı bırakır.

Aslında duanın bir hedef olduğunu anladığımızda Furkan-77 ayeti bize şöyle seslenmeye başlar: "Hedefiniz olmazsa, ne ehemmiyetiniz var." Bu süreç şöyledir: Bir hasletinden dolayı Rabbine sığınan kul önce bu hasletten rahatsız olur, tövbe eder, dua eder, hedef koyar. Rahatsızlık, tövbe ve dua üçlüsündeki dua bu bakışla rahatsızlık, tövbe ve hedef demektir. Mesela birisine bir an öfkelendiğini fark eden bir inanan önce öfkesinden rahatsız olur, sonra "Allahım, beni affet" deyip tövbe eder, sonra da duasını yani hedefini koyar; "Allah’ım, merhamet et de bir daha öfkelenmeyeyim, bu halden sana sığınıyorum" der. 

Doğru inanışlı olmayan bir kul bu yönelişi yanlış olduğu için, Allah’a ulaştıramadığı için önce boşluğa düşer, sonra yönelişinin doğru bir karşılığı olmadığı için kendine göre tanrılar ilan etmek zorunda kalır. "Ateistim" der ancak kendinden daha güçlü bulduğu herhangi bir şeyi hayatında ilah haline getirir. Tabiat, gök cisimleri bunlardan bazılarıdır. Sığınma isteği insanın fıtratında vardır. Rabbini hakkıyla tanımayan insan evrene enerji gönderdiğini düşünerek gider "secret akımına" sıkı sıkı sarılır. "İyi düşün ki evren sana iyi şeyler versin" diyen bu akıma uyarak kaderini kendisinin yönlendirebildiğine inanarak çıkmaza girer. Aslında ‘’İyi düşünmek’’ inanan için sünnettir ve sevaptır ama inanmayan için bunun ahirette sevap olarak bir karşılığı yoktur. Ancak Rabbimiz Rahman esması kapsamında "bu iyilik hali"nin karşılığını da inanan-inanmayan ayırt etmeksizin tüm kullarına verir; yani o iyi düşünür, iyi şeyler başına gelir... 

Yazımızı, Rasulullah (SAV)'den öğrendiğimiz şu sığınış duası ile noktalayalım. Efendimiz (SAV)'in bu duayı öğretirken ki halini sahabe (ra) şöyle anlatıyor: “Rasulullah (SAV) bu duayı bize öyle öğretti ki bir ayet öğretiyor sandık. Öyle titiz, öyle dikkatli ve hiç kaçırmadan tekrar ettirerek öğrenmemizi sağladı ki bir ayet öğretiyor sandık.” Demek ki bizim için bu kadar önemli…

“Allahümme inni euzu bike min azabi cehennem ve euzu bike min azabil kabri ve euzu bike min fitnetil deccal ve euzu bike min fitnetil mahya vel memat.”

“Allah’ım, cehennem azabından sana sığınırım; kabir azabından sana sığınırım, deccalin fitnesinden sana sığınırım. Hayat ve ölümün fitnesinden sana sığınırım.”

Yazarın Diğer Yazıları