Elif Çaylıoğlu

Esma-Ül Hüsnalarla Dua, Allah Kanunlarıyla Yöneliş

Elif Çaylıoğlu

Araf Suresi 180: “En güzel isimler Allah’ındır; bu güzel isimlerle O’na dua edin, O’nun isimleri hakkında sapanları kendi başlarına bırakın. Onlar yaptıklarının cezasını çekecekler (Elif).”

Esma-ül Hüsna (güzel isimler) hem Allah’a ait vasıflardır hem de bunlar Allah’ın kanunlarıdır. Rahman kanunu, Vedud kanunu, Razzak kanunu gibi… Bu kanunlarla yaratılan bir evren var, bizlerin tüm özellikleri bu kanunlardan, bu esmalardan oluşur. Kur’an ayetlerinde bu kanunlar sık sık anlatılır, öğretilir, Allah’ı esmaları ile yani özellikleriyle (Ehad, Vahid, Kahhar, Evvel gibi) tanımamız istenir. 

Mesela her salatımızda ve yaşantıda her fırsatta okuduğumuz Fatiha Suresi’nde "Rahman, Rahiym, Melik" kanunlarını görürüz. Rahman: Yarattıklarını Rahmaniyet kanunu ile merhametiyle, sevgisiyle yaratan ve her yarattığına mutlak adalet ve merhametle muamele edendir. Rahim: İman nuru taşıyan kullarına özel iltifatta bulunan, özel bir merhamet yaşatandır. Melik: İçi ve dışı olmayan sınırsız hakikat olduğu için yarattıklarını kendinde, ilminde düşüncesi olarak yaratan Allah tüm yarattıklarının yani mülkünün maliki, sahibi, yaratan hüküm sahibi ve yönetenidir. Anlıyoruz ki esmaül hüsnalar yer çekimi kanunu gibi birer Allah kanunudur. Nasıl yer çekimi kanunu dünyanın her yerinde geçerli ise, esmalar da dünyamızda kanun hükmünde hayat bulurlar; "Hayy" ismiyle hayat var, "Şafi" ismiyle hastalıklarımıza iyileşir, "Fettah" ismiyle darlıklar genişlik bulur. Esmaül hüsnalar yaşantıda fiile dönüşüyor; her fiil aslında esmaların hayat bulmuş halidir. 

Duayı tefekkürlerimizde fark ettik ki Rabbimiz Allah’a hak olarak doğru yönelişimiz, O’nunla irtibatımızın nasıl olduğunu hissettiğimiz, bunu hissetmeye çalıştığımız her halimiz duadır. Yazımızın başındaki ayette Rabbimizin bizden istediği; yönelişimizin, dua ve duygularımızın O’nun güzel isimleri ile olmasıdır; yani bu kanunları doğru anlayıp o kanunların duygu ve hisleriyle yaşamamızdır.

Bu nasıl olur? 

Dua iki türlü yapılıyordu; kavli (sözlü) dua, fiili (davranışa ve hal ile) dua. Kavli dua edişimize mutlaka bir icabet vardır, ancak bizden istenen fiili dua olarak esmalarla dönen bir hayatı yaşıyor olduğumuzu fark ederek yaşamamızdır. Mesela rızkımızın hayrlı helal, kolay ve bereketli olması için Rezzak esmasıyla sığınırken, hayatımızda fiili dua olarak helal hayrlı kolay güzel rızkı aramalı, bunu ihtiyaç sahiplerine de öyle infak ederek yaşamaya gayret etmeliyiz. Veya Basit esmasıyla Rabbimiz Allah’tan Hakk yolda her manada genişlik ve açılım istiyorsak, biz Allah’ın tüm kullarına bunu yaşatmalıyız; onlar ne yaparsa yapsın karşılıksız olarak işlerini kolaylaştırmayı, onların yollarını önlerini açan, geliştiren ve bütün bunları çok zarif çok güzel bir tarzda yapan olmalıyız. Böyle olmayan halimiz için denilmiştir ki “gölge etme başka ihsan istemez.” Esmalarla o kanunlarla hislenerek onlara bürünerek yapacağımız kavli ve fiili duamızla birlikte esmalar günlük yaşantıda görünür olur. 

Esmalarla dua etmeye bir olgu üzerinden bakalım. Hekim olmayı isteyen bir öğrenci gayret etmeden "Aliym" esmasıyla ilim talep ediyorsa kavli duası var, fiili duası yok demektir. Onun binlerce kez "Aliym" demesi çok anlamlı olmaz. Hedefine biiznillah ulaştıracak şey, "Aliym" zikriyle birlikte gayret göstererek çalışmasıdır. Çok istediğimiz Allah’ı tanımanın gerçekleşmesi için diliyle "Fettah" zikri yapan bir kula Rabbi, kavlinle istediğini sen yaşantında göster, en yakınlarından başlayarak sana emanet edilen kullarıma Fettah (kolay ve güzel bir açıcı, geliştirici, vizyon sağlayıcı, öğretici) ol demektedir. O fiili duamız ile o işi bize nasip ediliyor. Bunu yapmıyoruz ve işe bir başlıyoruz ki hiç görmediğimiz sıkıntılarla karşılaşıyoruz, musibetler yağıyor. Böyle bir hali yaşamamak için duamızı hem doğru cümlelerle ifade etmeli hem de fiilen yaşantısında olma gayretini göstermeliyiz. "Rabbim, senden şu hali istiyorum. Bana bunu kolay, güzel, hayırlı, mübarek ve senin razı olacağın şekilde nasip eyleyiver" diye dua ederken, hayatımızda bir şekilde paydaş olan kullara (özellikle en yakınlarımıza, anne-baba, eş, çocuk, komşu, öğretmense öğrencilere, sağlık çalışanıysa hastalara, yöneticiyse yönettiklerine) öyle davranarak bu duayı fiilimizle de yapıyor olmalıyız. 

Şu çok önemlidir ki esmalarla dua hanif idrakla yapılmalıdır, aksi halde dua edip hüsranla sonuçlanan süreçler yaşayabiliriz. Mesela "Vedud" esmasının sevgiyi yükselttiğini duyan bir eş, eşi ile arasındaki ilişkinin sevgi dolu olması için "Vedud" zikrini dunihi algıyla yapıyorsa, eşi dunihi algıdaysa, zamanla ilişkisi farklılaşır ama hiç tahmin edemediği şekilde; eşi tarafından aldatılır, sevgisine karşılık göremez. "Vedud" zikriyle aralarındaki muhabbetin derinleşeceğini düşünmüşken tersine bir halle karşılaşır. Çok dikkat edin lütfen: Hanif idraka talip olmadan kulaktan dolma bilgilerle esma zikri yapmak tehlikelidir. Örneğimize dönelim, "Vedud" zikrinin iç manası “karşılıksız” sevendir. Yaptığımız zikrin manası "karşılıksız seven" iken ve bu sınırsız sevgiyi zulmette esfele safiliyn idrakla kullanacak birisi sebebiyle yaşanacak sıkıntılı hallere şaşmamak gerekir. 

Dualarımızda ne için dua ettiğimiz de çok önemlidir. Dua ederken kendimizi "Müstakilen var ve muhtar" hissettirecek, müstakillik ve muhtarlık hissiyle yaşamamızı güçlendirecek dualar etmemeliyiz, bu dualar bizi zulmete sabitler. İnsandaki müstakillik ve muhtarlık hisleri çok sinsidir, bu ilimle meşgulken bile gizlice bizde yaşar. Allah yolunda bir iş, bir hayr yaptığımızı düşünürken bile Allah adına değil de müstakilen var ve muhtar olarak yapıyor hale düşebiliriz. Dolayısıyla, "Rahman" ismiyle yaptığımız “karşılıksız merhamet eden” anlamlı sığınış ve duaların da diğer esmalarla yaptığımız duaların da bizdeki idrak tezahürü "Müstakilen var ve muhtar ancak Allah’tır" şeklinde olmalı, Gerçek VAR olanın ilminde onun Rab nuruyla (O’nun nefsiyle) ve O’nun esmalarının bir kompozisyonu olarak var göründüğümüzü, bu var görünüşümüzü takdime den bir hayat yaşadığımızı bilerek yaşamalıyız. "Aliym" ismiyle Rabbimizden ilim isterken, bu ilmi hayırlı, Rabbimizin rızası doğrultusunda kullanılacak bir ilim olarak isteyen bir duada olmalıyız. Bütün bunları nasıl yapacağımız ayet ve hadislerle bize öğretilen dualarda bizzat mevcuttur. 

Özetlersek; esmalar birer kanundur. Rabbimiz Allah’ın Rahman şemsiyesi altında inanan ve inanamayan tüm kulları için geçerli esma kanunlarıdır. Onlarla dua etmeye, onları zikretmeye başlayınca o esmaları yaşantıda görmeye, bulmaya, fark etmeye, biiznillah o mekanizmalara sığınarak yaşamaya başlarız. Ancak bunun Hakk yolda olmasının şartı hanif idrakta ve o idrakın gereği bir yaşantı gayretinde olmaktır. Sonra kavli duamızla o esmanın manasını bu hanif idrakla, Billahi anlamda imanla öğrenip dünyada yaşarken o esmayı bir kıyafet gibi giyebilmemiz lütfedilir inşaAllah.

Rasulullah (SAV)'den öğrendiğimiz duamızı yapalım: “Allahümme inniy euzu bike en üşrike bike ve ene a’lem ve estağfiruke limâ la a’lem. İnneke ente Allahül ğuyûb.”

"Allah’ım, bilerek şirkte olmaktan sana sığınırım, bilmeyerek o hale düşüşlerim için ise istiğfar eder, bağışlamanı dilerim. Kesinle ğaybları bilen sensin, sen (âmin).”
 

Yazarın Diğer Yazıları