Sevgili Yılmaz Hocam, Fatiha Suresi salatlarımızda okuduğumuz için hemen hepimizin ezberindedir. Bu suremizi sizinle biraz detaylı inceleyip her salatımızda defalarca okuduğumuz Fatiha’mızı yaşantıya taşıyabilmek için nasıl tefekkür ve nasıl idrak edebileceğimizi konuşmak istiyorum. Öncelikle Fatiha suresi nasıl inzal oldu?
Biliyoruz ki salât “Dinin direği, müminin miracı”dır ve yine biliyoruz ki FATİHA olmadan salât olmaz, noksan olur. “Amentü Billahî ve Rasûlihi” deyip de Billahi Anlamda İman’ı kabul etmiş mümin için salât hayat tarzı olunca (ki mutlaka olmalı), Fatiha onun biricik müracaat kitabı ve kurtuluş duası olur (olmalıdır). Kurtuluş kapısının açılmasına vesile olabilecek en alt sınır, müminin salâtta Fatiha’yı okurken “Mâliki YevmidDiyn” ve “İyyaKE na’budu VE iyyaKE nesta’iyn” ayetlerini o anda yaşayabilmesidir. İnşaAllah salât hayat tarzımız olur da kurtuluş kapımız açılır ve Rabbim biz inanan kullarını razılığına dâhil ediverir.
Amin sevgili Yılmaz Hocam, ilk inen ayetler İkra’ Suresinin ilk ayetleri ama Fatiha Suresi ilk inzal olan sure diye biliyoruz. Yani Rasulullah (SAV) Efendimiz Risalet görevine bu sureyle başlamış gibi sanki. Siyer tarihindeki bu süreç aynı zamanda zahiren zorluklar, telaşlar da içeren hem yüksek bir duygusallık hem de bir akıl eme süreci bizim için. Sizden dinlemek isterim; nasıl başladı, Fatiha’nın indirilmesine kadar ki süreç nasıldı?
Evet, hadis rivayetlerine göre ilk inzal olan İkra’ Sûresi’nin ilk ayetleridir, tümü inzal olan ilk sûre ise Fatiha Sûresi’dir. Risalet Nuru’nun artık insanlığa ulaşmaya başlayacağı günlerdi, Efendimiz (SAV) bir gün mübarek eşlerine şöyle dedi: “Ya Hatîce, ben tenhada yalnız kaldığım zaman bir ses duyuyorum, vallahi ‘Bu bir emirdir!’ diye onun emir olmasından korkuyorum.” Hz. Hatice (r.a.): “Allah’a sığınırım. Allah’tan sana korkulacak bir şey geleceğini sanmıyorum. Çünkü sen emaneti sahibine verirsin, akrabana iyilik yaparsın, doğru ve güvenilir sözlüsün.” dedi. Sonra Hz. Ebu Bekir (r.a.) efendimiz geldi, ancak o an Rasulullah Efendimiz (SAV) orada değildi. Hz. Hatîce (r.a.), olayı Hz. Ebu Bekir’e (r.a.) anlattı ve sonra da ona “Muhammed’le beraber Varaka’ya gidin.” dedi. Rasûlullah (SAV) Efendimiz gelince Hz. Ebu Bekir (r.a.) O’nun (SAV) mübarek ellerini tuttu ve “Haydi gel, Varaka’ya yürüyelim” dedi. Efendimiz (SAV) “Kim söyledi?” diye sorunca Hz. Ebu Bekir (r.a.) “Hatîce” dedi. Beraber Varaka’ya gidip meseleyi anlattılar. Efendimiz (SAV) Varaka’ya şöyle dedi: “Tenhada yalnız kaldığımda arkamdan ‘Ya Muhammed!’ diye seslenildiğini işitiyorum, işitince de kaçıp kalabalığa karışıyorum, uzaklaşıyorum.” Bunun üzerine Varaka: “Bu kez öyle yapma. Seslenen tekrar geldiğinde söyleyeceğini tamamlayıncaya kadar dur ve gel bana haber ver.” dedi. Efendimiz (SAV) yine bir tenhada yalnız kaldığında o sesi işitti ve bekledi. O ses şöyle diyordu: “Ya Muhammed! De ki ‘Bismillahir Rahmânir Rahıym ElHamdü Lillahi Rabbil Âlemiyn. ErRahmânir Rahıym. Mâliki YevmidDiyn. İyyaKE na’budu VE iyyaKE nesta’iyn. İhdinas Sırâtal Müstakıym. Sırâtalleziyne en’amte aleyhim, Ğayril mağdûbi aleyhim ve laddaaalliyn.” O sesin ayrıca “La ilahe illallah” da dediği bildirilir. Efendimiz (SAV) doğruca Varaka’ya giderek olanları anlattı. Varaka dinleyip dedi ki: “Müjde, müjde! Ben şahitlik ederim ki, sen, Meryem oğlu İsa’nın müjdelediği Zat’sın! Sen Musa’nın Namus’u gibi bir Namus üzerindesin! Ve sen mürsel nebilerdensin! Ve sen cihad yapmakla emr olunacaksın! Eğer o güne yetişirsem muhakkak ki ben senin yanında cihada katılırım.”
Varaka, o cahiliye şartlarının yaşandığı günlerinde Hristiyanlığı kabul etmiş bir zat idi. İbranice biliyor ve İncil’den bazı konuları İbranice kaleme alıyordu. Ancak bu olaylar sırasında çok ihtiyarlamış ve âmâ olmuştu. Aradan çok geçmemişti ki vefat etti. O vefat ettiğinde Efendimizin (SAV) şöyle buyurduğu rivayet edilir: “Ant olsun ki, o keşişi üzerinde ipek elbiseler olduğu hâlde cennette gördüm. Çünkü o, bana iman etmiş ve beni tasdik etmişti.”
Yılmaz Hocam, Efendimiz (SAV)’in bu hadisinden de anlıyoruz ki Varaka, Efendimizin (SAV) “Allah Rasûlü” olduğunu henüz Risalet ve Nübüvvet halka tebliğ edilmeden, duyurulmadan anlamış, bilmiş hatta kabul etmiş elhamdülillah. Peki, bunu nasıl bildi acaba?
Bunu Kur’an dan öğreniyoruz. Öyle üç ayet var ki, bu ayetlerde bu durumun daha önce ehli kitaba öğretildiği haber verilir hem de zaten Hz. İsa (a.s.)’ın tebliğinde bu hakikati çok güçlü şekilde vurguladığı, tanımladığı öğretilir..
Bakara-146: “O kendilerine kitap verdiklerimiz O’nu (Rasûlullah’ı) oğullarını tanır gibi tanırlar. Onlardan bir fırka bilerek Hakk’ı gizler.”
En’am-20 “O kendilerine kitap verdiklerimiz var ya, O’nu (Rasûlullah’ı) kendi oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Nefslerini hüsrana uğratanlar, işte onlar iman etmezler.”
Saff-6: “Hani Meryem oğlu İsa dedi ki, ‘Ey, İsrailoğulları! Muhakkak ki, ben, size Allah Rasûlüyüm. Tevrat’tan, önümde olan için bir tasdikleyici ve benden sonra gelecek ismi Ahmed olan bir Rasûl'ü müjdeleyici olarak irsal olundum.’ Onlara beyyineler ile gelindiğinde, ‘Bu, apaçık bir sihirdir’ dediler.”
Ayetler bize bu sorunun cevabı olarak diyor ki; o günün şartlarında İncil’i incelemiş, dürüst, sadık bir Hristiyan, Efendimizi (SAV) oğlunu tanıdığı gibi tanır. Varaka’nın Efendimizi teşhis etmesi, bu yüzden hiç şaşılacak bir şey değil. Efendimiz (SAV) bu tanımanın o kadar normal ve beklenen bir durum oluşuna şu hadisleri ile de işaret ediyor: “Tevrat’taki ismim Ahyed’dir; çünkü ben ümmetimi ateşten uzaklaştırırım. Zebur’daki ismim El-Mahıy’dir; çünkü Allah, putlara kulluk yapanları benimle silmiştir. İncil’deki ismim Ahmed ve Kur’an’daki ismim Muhammed’dir; çünkü ben, sema ve arz ehli arasında Mahmûd’um.”
Yılmaz Hocam, şimdi tekrar konumuz olan Fatiha’ya dönelim; Fatiha Suresi’nin ismi diğer pek çok sureden farklı olarak içinde geçen bir kelime veya olayla ilişkili değil. Fatiha ne demek ve bir de sureyi tanımamızı sağlayacak başka tanımlamalar, başka isimler var mı?
Başlarken dedik ki Fatiha müminler için kurtuluş kapısı açan bir anahtartır; o böyle bir sığınış, böyle bir dua, böyle bir sure. Fatiha Sûresi’nin ayet ve hadislerden kaynaklanan ve her biri sûrenin bir özelliğini ifade eden başka isimlendirilişleri de var, o isimlerini de söyleyelim.
• Fatihat’ül Kitab: İlk inen sûre ve Kur’an’daki ilk sûre olması dolayısıyla, bu sûrenin bir ismi Fatihat’ül Kitab’dır, "Kitabın Başı" mânâsında “Fatihat’ül Kitab” diye isimlendirilmiştir. Aynı mânâda “el-Fatiha”da denilmiştir ki, dilimizde “Fatiha” diyoruz.
• Es-Salât: "Es-Salât" Fatiha Sûresi’ne verilen isimlerdendir. Demek ki “Fatiha ve Salât” bu kadar iç içe! Bu ayrışmazlığı anlatan bir hadisi Hz. Ebu Hureyre (r.a.) anlatıyor. Rasûlullah (SAV) buyurdular ki: “Kim Fatiha-yı Şerîfe Sûresi’ni okumadan salât ikame ederse bilsin ki bu salât noksandır, noksandır, noksandır.”
Ebu Hureyre (r.a.) bu hadisi paylaştığında dinleyenlerden birisi soruyor: “İmam’ın arkasında bulunuyorsak ne yapacağız?” Ebu Hureyre (r.a.) şu cevabı veriyor: “Yine de sen oku.” Fatiha Sûresi’nin “salât” olarak tanımlandığı bir diğer hadisi yine Hz. Ebu Hureyre (r.a.) anlatır ve biz sûrenin bir isminin de “Es-Salât” olduğunu bu hadisten öğreniriz. Ben, Rasûlullah’ın (SAV) şöyle dediğini işittim: “Allah Teâlâ Hazretleri bir kudsi hadiste buyurdu ki: “Ben Salât’ı kulumla kendi aramda iki kısma böldüm; yarısı bana ait, yarısı da ona.” Salât kelimesi bu hadiste “Fatiha Sûresi” mânâsındadır. “Es-Salât” ismini de buradan çıkarıyoruz. Bu hadise göre "salât" Fatiha kıraatidir. Hadisi okurken fark ediyoruz ki cümleler anlayabileceğimiz basitlikte. Ancak hadisteki mânâları derinlemesine incelediğimizde, o basitlik arkasında o kadar derin ve o kadar çok mânâ taşır… Merak edenler lütfen FATİHA adlı kitapçığımızı okurlarsa seviniriz. Hatta Fatiha Suresinin 5. ayetinin tefekkürü ve tefsiri gibi olan Talibin Başlangıç Çizgisi kitabımızı da Allah’ı, Rasulullah’ı, İslam’ı tanımaya hevesli ve sevdalı her mümin-müslüman kardeşime dikkatle okumasını önemle öneririm.
“Ben Salât’ı kulumla kendi aramda iki kısma böldüm; yarısı bana ait, yarısı da ona.” hadisi kudsi bir hadis ve devamı da var. Yılmaz Hocam, bu hadis yönelişimizde yani salatımızda Allah’la konuşuyor olduğumuzu hissettiriyor değil mi?
Evet, hadis-i kudsinin tamamı şöyle: “Ben salâtı kulumla kendi aramda iki kısma böldüm; yarısı bana ait, yarısı da ona. Kul ‘ElHamdü Lillahi Rabbil Âlemiyn’ deyince, Allah, ‘Kulum Hamd’ın Bana ait olduğunu bildi’ der. ‘ErRahmânir Rahıym’ deyince, Allah, ‘Kulum Bana senâda bulundu’ der. ‘Mâliki YevmidDiyn’ deyince, Allah, ‘Kulum Beni azametim ve şânımla bildi’ der. ‘İyyaKE na’budu VE iyyaKE nesta’iyn’ deyince, Allah, ‘Bu, Benimle kulum arasındadır, kuluma istediğini verdim.’ der. ‘İhdinas Sırâtal müstakıym. Sırâtalleziyne en’amte aleyhim, Ğayril mağdûbi aleyhim ve laddaaalliyn’ deyince, Allah; ‘Bu da kulumundur, kuluma istediği verilmiştir.’ der.”
Rabbimizle karşılıklı iletişim içerisinde olduğumuzu bilmek ne kadar güzel değil mi? Fatiha suresini detaylı olarak inceleyecek olmamız beni ve okurlarımızı çok heyecanlandırıyor Yılmaz Hocam.