Elif Çaylıoğlu

İlah Nedir ve İlahımız Gerçekten Allah mı?

Elif Çaylıoğlu

İlahın net tanımını bilmek, soruyu cevaplamaya çok yardımcı olur. İlah edinmek insanın bir ihtiyacıdır. İnsanda dünya imtihanı gereği iki donanım var; esfele safiliyn ve ahseni takvim yapılar. Ahseni takvim Rabbini, dolayısıyla ilahını doğru tanır, bilir; ilah ilahün vahiddir.  Esfele safiliyn yapı kendi içinde temelde ikiye ayrılır. İnanmayan bir ateistse kendini ve önemsediği her şeyi ilah edinir, bir dine inanıyorsa zannıyla oluşturduğu bir ilah algısı ile yaşar, duniHi algısıyla yani Allah’ı arşın üstünde bir şekli sınırı olan varlık gibi düşünüp zannındaki o Allah'ı ilah edinir. Aslında böyle inanan kişi de fark etmeden kendini ve önemsediği şeyleri ilah edinmiştir. Şimdi ayetlerimize ve oradaki tanımlara kulak verelim sonra ilahı ve ilah edinmeyi konuşalım inşaAllah. Belirtelim ki, ayetler ve hadisler doğru ilaha iman ve teslim olmaya çalışana yani Allah’ı hanif ve müslim olarak tanıyana seslenir: 

Taha 98 “Kesinlikle, sizin ilâhınız kendisinden başka ilâh bulunmayan Allah’tır. O, ilmiyle her şeyi kuşatmıştır.” 

Bakara 163: "İlahınız İlahun Vahid'dir (ilahınız dışı ve sınırı, öncesi ve sonrası olmayan, mutlak VAR ve muhtar olan Allah'tır)."

Saffat 4, 5: “Muhakkak ki ilahınız Vahid’dir! Semavat’ın, Arz’ın ve ikisi arasında olanların Rabbidir ve doğuların da Rabbidir.”

Meryem 81: “Kendilerine izzet (itibar, üstünlük, güç) olsun diye dunillah (Allah’ın dışı var ve dışında da müstakilen var ve muhtar varlıklar var zannıyla) ilahlar edindiler!” 

Yâsîn 74 “Kendilerine yardım olunur umuduyla, dunillah (algıyla Allah’ın dışı ve dışında da müstakilen var ve muhtar varlıklar var zannettikleri) ilahlar edindiler.” 

Kur'an'a göre müstakilen VAR ve Muhtar olan ilahtır ve o da öncesi sonrası, dışı içi, sınırı olmayan Allah’tır. Dünyaya gelmekle bu gerçeği unutan insan kendisine ulaşamadığı bir hedef belirler, oraya göz diker ve onu ilah edinerek batıl manada ilah edinme sürecini başlatır. Dile getirmese de ilk edindiği ilah kendisidir; kendini bir Rab, bir İlah hisseder, böyle yaşar; böyle yaşanmaktadır... Biz inananlar bu ayetleri ve diğer Kur'an ayetlerini okuduğumuzda "Acaba ben bu kapsamda olabilir miyim?" tedirginliği oluşmaz. Çünkü bu ayetlerin inanmayanlarla ilgili olduğunu düşünürüz. Oysa bu bizdeki ilahlık hissiyatının bize bir oyunudur. Halbuki bir inanan olarak çok iyi biliriz ki Kur’an inananlar için indirilmiştir, Kur'an'ı kabul eden ve muhatap alan mümin kullardır, Kur'an onları muhatap alır. Bu durumda, Kur’an’ın muhatabı olan inananlar ayetlerle gelen uyarıların bize olduğunu bilip konu ne olursa olsun küfür de olsa, fısk da olsa, münafıklık da olsa, şirk de olsa “acaba bunların bende bir izi, bulaşığı olabilir mi?” diye ayetlerin özellikle bize sesleniyor olduğunu düşünmeliyiz. İnanan olmak, doğruyu bulmaya, doğru inanmaya ve öyle yaşamaya aday olmaktır, yani inanıyorum demekle iş bitmiyor, iş yeni başlıyor.

İlah denince maalesef hala ilk akla gelen şey putlar. Cahiliye yani örtücülük devri insanı Allah’ın varlığına inanıyordu, çok da dindardı, inandığı Allah’a ulaşmak, umduğu yardım ve desteği almak gibi duygu ve korkularla kendilerine ayrıca putlar (totemler, ilişkisi ve gücü var zannettikleri şeyler) edinmişlerdi. Kitabımız Kur'an, cahiliye idrakını yaşayan o insanlar döneminde inmeye başladığında onların o putları olduğundan, o günkü insanlar "ilahlarınız" ifadesini önce o putlar gibi düşünüyordu. Oysa bunun onlarla sınırlı olmadığını anlatan o kadar çok ayet ve hadis var ki! Ayetler kıyamete kadar geçerli manalardır; aleni bir put alışkanlığının olmadığı günümüzde "ilahlarınız" veya "ilahınız" uyarıları hala geçerlidir. Yani bu gibi ayetler bizim fark etmekte zorlandığımız asıl put olan kendi ilahlık hissiyatımızı da kapsar. Çünkü insan önce kendini sonra gerek duyarsa başka şeyleri ilah edinir. İnanan bir kişi Allah'ı da dışında, uzağında veya yakınında bir ilah gibi görür. Ayetlerimizi okuduğumuzda bir muhataplık, bir telaş oluşmamasının sebebi cahiliye yani örtücülük idrakını o dönemle sınırlı sanmamız ve gözle görünür putlarımızın olmayışıdır. Oysa ayetlerimizde geçen “ilah edinme” bugün tamamen bizimle, biz inananlarla alakalıdır. Çünkü insanın zannındaki ilah, idrakini yönelttiği ama ne olduğunu tam bilemediği ulaşılmaz sandığı (ulaşamadığı) yapıdır. Bu bir put, bir şöhret veya herhangi bir şey olabilir. Eğer Allah’a bu mana ile “ilah” dersek yanılırız. Kur'an "ilah ancak Allah'tır" derken “La ilahe illa Allah” demektedir yani "Müstakilen VAR ve Muhtar olan, öncesi-sonrası, dışı-içi sınırı olmayan Allah ilahtır, yaratılanlar, kullar Allah'ın ilminde yani Vahidiyetinde dileği olan suretlersiniz, müstakilliğiniz (ilahlığınız) yok ve olamaz" dermektedir. (Dündar, Y., Sen Tanrı Mısın?) 

Gerçek budur ama esfele safiline reddedilen insan bu gerçeği unutmuş, kendi cahiliye yani örtücülük devrini yaşamaktadır. Kendine ulaşamayacağı bir hedef belirler ve oraya göz dikmeye başlar, onu ilah edinir; ilk edindiği ve çok sevdiği ilah da kendisidir; kendi Rablığıdır, böyle yaşamaktadır. Bunu dünyadaki zulüm ve adaletsizlik üzerine bina edilmiş savaşlar, kavgalar, küslükler, nefretler, ihanetler, nankörlükler, yalan ve iftiralardan çok net görebilirsiniz ki müslümanlar arasında bile bunlar hala yaşanmaktadır. Neden? Birden çok ilah olduğu için, her insan bir ilahlık hissiyatlı kul olarak yaşadığı için. Ayet der ki, eğer biden fazla ilah olsaydı onlar kavga ederdi. Neden kavga var anlaşıldı mı?

İnsan önce kendisini sonra da iş, evlat, eş, sosyal çevre gibi şeyleri ilah edinebilir "Yani Elif bunları önemsemeyecek miyiz?" derseniz, şu hep önemlidir; algısı dunihi olan kişi önce kendisini ilah edindiği için diğer ilahlar teferruattır, kendi ilahlığının oyuncaklarıdır. Billahi imanlı olan elbette onları önemser ama "iyi bir kul" olarak! Bir ilah olarak değil! Rollerimizi Allah adına en güzel şekilde yerine getirmek şereftir. Bu durumda iş arkadaşlarımıza haksızlık ederek yükselmeyi göze alamaz, daha çok kazanmak adına Rabbimizin razı olmadığı bir harama, bir yanlışa ulaşmaya çalışmaz, tatmin olmayan halde yaşamayız. Herhangi bir işe gösterilen özenin daha fazlasını mutlaka Allah razılığı için göstermek o zaman bize çok kolay gelecektir biiznillah. Allah razılığı kapsamındaki işler bize zor ve ağır geliyorsa bir yerde kurtulunması gereken bir ilahlık var demektir, ayetler böyle söylüyor... İnsanın ilahlık hissiyatı dipsiz bir kuyu gibidir. Onu tatmin etmek için "müstakil olarak güç, hüküm ve mülk sahibiyim” demek ister ama görür ki onun karşılığı kendinde hiç yok! O zaman dışarıdan bir ilah edinmeye (bir şeyi, bir kişiyi kutsamaya) çalışır ki bu ilah onun Allah’tan ayrı gördüğü her şey olabilir. Onun için çalışır, çabalar, maddi manevi her şeyini o yolda harcar. Ancak ilahlık hissiyatının tatmin olması mümkün olmaz, sürekli şikâyet edeceği bir şeyi vardır, rahatsızdır, huzursuz yaşar. Bu hallerin sebebi kendini ilah edinmesidir. 

İlahlık hissiyatının ne olduğunu Hz. Ebu Hûreyre' den rivayet olunan bir hadis-i şerifle Efendimiz (asm)’den öğrenelim: "DuniHi algıyla Allah'tan başka (müstakilen var ve muhtar zannedilerek) kendilerine ibadet olunan (kulluk yapılan, ona uygun hayat tarzı oluşturulan) sahte ilahların Allah katında en kötüsü, kişinin hevâsıdır (kendi müstakillik zannı ve bu zanla oluşturduklarıdır)." Kişinin hevası onun ilahlık hissiyatlarıdır. Sahte ilahların en kötüsünün bu ilahlık hissiyatları olduğunu Efendimiz (sav) öğretiyor ki sığınalım, korunalım... 

"Allahım, merhamet ediver de bizi ilahlık hissiyatından kurtarıver ve ona ait cazibelerden, heva ve heveslerden koruyuver; lütfen bizi boyanla boyayıver, nurunla nurlandırıver (âmin).

Yazarın Diğer Yazıları