Elif Çaylıoğlu

İnsanın İdrak Yolculuğu 15

Elif Çaylıoğlu

“Sübhanallahi ve Bihamdihi Sübhanallahil Azim, Estağfirullah ve etûbü ileyh”
Hak yolda kazanılmış değişim hedefli idrak yolculuğumuzda daima azığımız olması gereken bu zikrullahı çok önemsemek, iyi anlayıp çok sevmek ve hayat tarzı olarak da yaşamak lütfedilir bizlere inşaAllah.
Bu zikrullah aslında modüler yani birbirine eklentili kısımlardan oluşuyor ve bize hadisle öğretiliyor. Efendimiz (sav) sahabelerine gelip “Size Allah’ın indinde en sevimli kelimeyi öğreteyim mi?” buyuruyor, onlar da “elbette ya Rasulallah” dediklerinde “Subhanallahi ve bihamdihi” zikrini öğretiyor. Ehlullah bu zikri bu sebeple yine Efendimizden öğrendikleri kelimelerle çoğaltmış, bereketlendirmiş ve “Subhanallahi ve bihamdihi adede halkıhi ve rıda nefsini ve zinete arşihi ve midade kelimatihi” şeklinde söylemişlerdir. Yine Efendimiz (sav) Allah indinde çok sevimli ikinci zikrullahı da öğretmiş onun da “Sübhanallahi ve Bihamdihi Sübhanallahil Azim” olduğunu söylemiş ve bunları halde, fiilde zikrullah haline getirmemiz için de bize örnek olmuştur. Nasr Suresi okunduğunda da Efendimiz (sav)’in “Sübhanallahi ve Bihamdihi Sübhanallahil Azim, Estağfirullah ve etûbü ileyh” zikrullahını sevdiğini biliyoruz. Bu haliyle bu dua Efendimiz (sav)’in idrakını, duruşunu ve tövbe halini de bize yansıtmakta ve Efendimiz (sav)’in bu duasıyla Rabbimize bize kendisine yönelişimizde nasıl bir duruş sergileyeceğimizi öğretir.
Biz inanan kullar Rabbimiz Allah’ı tanıma gayretine girdiğimizde tanıdıkça O’nunla ilgili düşüncelerimizin, tasavvurlarımızın, hayalimizin, her şeyimizin eksik ve yetersiz olduğunu fark eder, sınırlı olan idrakimizle sonsuz ve sınırsız olan (Evvel, Ehad, Samed olan) Allah’ı tam olarak kavrayabilmemizin, anlayabilmemizin mümkün olmadığını anlar ve bu halimizi de bu duruşla ifade ederiz:
Sübhallahi ve Bihamdihi (adede halkıhi ve rıza nefsihi ve zinete arşihi ve midade kelimatihi)
Sübhanallahi ve Bihamdihi Sübhanallahil Azim
Sübhanallahi ve Bihamdihi Sübhanallahil Azim, Estağfirullah ve etûbü ileyh
Evet Allah’ın “Sübhan” oluşunu kabul ve ilan ediyoruz ama “SÜBHAN” ne demek? Bu sayfalarca yazılsa tam açıklamak mümkün olmaz ama akılda kalacak bir başlangıç tanımı yapılabilir. Bir kere “SübhanAllah” bize Allah’ın öncesiz ve sonrasız olduğunu, içi ve dışı kavramları olmadığını anlatır. Bu anlayışla biz “Sübhanallah” derken aslında “Allahım, Seni ne sanıyorsam SEN öyle değilsin, ne düşünüyorsam, nasıl biliyorsam öyle değilsin. Her şeyden münezzehsin. Sen yaratılanların var oluş şartlarından münezzehsin. Hakikat suretsiz, sen suretle sınırlanamazsın ve Seni sen bilirsin. Allahım sen Sübhan’sın (Yılmaz Dündar, Sen Tanrı mısın?).
Kul bu düşünce ve hissedişle Rabbine yöneldiğinde ancak teslimiyetini anlar ve yaşar biiznillah.
Biz inanan kullar Rabbimizin isim ve sıfatları ile O’nu tefekkür etmeye, anlamaya, tahayyül etmeye çalışır ancak O’nu esma ve sıfatlarıyla düşünürken oluşabilecek sanışlar (O’nu nasıl sanıyorsak, nasıl biliyorsak düşünceleri) Allah hakikatini örtmemelidir çünkü Allah öyle değil yani zanlarımızdaki gibi değil. Mesela Samed (sınırı olmadığı için muhtaçlık kavramı söz konusu olmayan), Nafi (fayda halini ikram eden, fayda üreten, faydalı ilmi öğreten), Garib (herşeyi kendisinde yarattığı için yarattıklarına yakın olan), Mübdi (başlatan, ilk kez oluşturan, yoktan var eden, yeni şeyler dileyen, yaratan), Bâsit (genişleten, darlığı kaldıran, kalıpları kıran, rızkı ve idrakı genişleten) gibi esmalarını tefekkür ederken, beynimiz dünya hayatında şekilli ve sınırlı düşünmeye, mukayaseli düşünmeye alıştığı için hemen mukayese yapmaya, şekil düşünmeye başlayabilir. Mesela Samed Allah’ı yani Allah’ın Samed oluşunu tefekkür ederken sınırlı kayıtlı halimizle O’nun Samediyetini yeterince doğru anlamayabiliriz. Hele dunihi algıyla düşünenler hiç anlayamazlar. Allah’ı (esma ve sıfatlarını) doğru anlamaya başlamanın şartı Billahi manada iman etmektir! İman değil Billahi iman! Rasuller ve nebiler, özellikle de Efendimiz (sav) imanlı insanları (ehl-i kitabı ve müşrikleri) Billahi manada iman etmeye davet için gelmiştir. Değilse insanlar inanıyorlardı. Günümüzdeki ateist ekol (yani kendilerini ilah edinip kendilerine inananlar, kendilerine veya diğer var görünenlere tapanlar) o zamanlar bir ekol olarak güçlü bir damar olmadığından insanların kahır ekseriyeti ya müşrik olarak veya kitap ehli olarak bir şekilde inanan kimselerdi.
Efendimiz (sav), biz kulların Allah’ı hakkıyla tanıma gayretimizi doğru istikamette tutmak üzere bize şu duayı öğretmiştir:
Allahümme e’ûzü bi rızâke min sehatike ve bi muâfâtike min ‘ukûbetike ve e’ûzü bike minke lâ uhsi senâen ‘aleyke ente kema esneyte ‘ala nefsike.
Allah’ım! Hoşnutsuzluğundan razılığına, cezalandırmandan affına sığınırım. Senden yine sana sığınırım. Sana yönelişimde bu kayıtlı kul halimle seni senin kendini bilişin gibi bilemeyeceğimi itiraf ederim. (Müslim, Salât 222)
“Sübhanallahi ve Bihamdihi” dediğimizde “Allah’ım sen bütün kayıtlardan ve sınırlamalardan münezzehsin. Seni nasıl biliyorsam öyle değilsin, Hamd sana aittir, Seni Sen bilirsin” deriz.
Hamd (hayatın tümüyle tasarımı, devamı ve tamamlanması) sana aittir. Gerçek VAR ve TEK güç sahibinin Rabbimiz Allah olduğunu bilmemize rağmen bu gücü unutup, O’na, mülküne ve gücüne, ortak çıktığımız anlarımıza, hallerimize bir tövbedir bu zikrullah:
“Sübhanallahi ve Bihamdihi Sübhanallahil Azim, Estağfirullah ve etûbü ileyh.”
Dün yaşadığımız nispeten hafif diyebileceğimiz deprem anındaki hissiyatımızı lütfen bir düşünün, o anda hissettiğiniz acziyet ve Allah gücünü büyütebildiğimiz kadar da büyütün lütfen ve bu tefekkürü soğutmayın, hayatımızda sürekli sıcaklığını korusun.
Allah’a ait olan gücü insanın kendisinde de var sanması hatta kendisinin sanması, buna göre bir yaşantı kurması ne kadar yaygın bir yanlış ve ne kadar da normal görülerek yaşanılan bir durum değil mi? Allah “gücü”nü sadece vücudumuzun yaşantısı için gerekli olan ihtiyacımız olanı kadarıyla bile düşünsek matematiğini tam olarak ortaya koyamıyoruz. Çocukluk ya da gençlik yıllarımızda çok hareketli olmamıza rağmen yorgunluk hissetmeden geçen saatler günlerden sonra aynı performansı yaşımız ilerleyince gösteremeyişimiz veya hastalanınca gösteremeyişimiz nasıl birer şahitlik ve ibret aslında. Var görünen bedenimizde kesinlikle tasarrufumuz olmadığını hayatımızda bu kadar net görürken, yaşantımızın herhangi bir alanında “güç sahibiyim” hissi ve iddiasıyla yaşamaya utanmalıyız. Allah’ın makamından utanan kullar olmaya talipsek bu böyle!
“Sübhanallahi ve Bihamdihi Sübhanallahil Azim, Estağfirullah ve etûbü ileyh” duasını Efendimiz (sav)’in dünya yaşantısı günleri olan ASr-ı Saadetten bir iki örnekle de tefekkür edelim istiyorum.
Kabîsa b. Muharik anlatıyor: Bir gün Rasulullah (sav)’e gittiğimde “Ey Kabîsa, seni buraya getiren sebep nedir?” diye sordu. Ben de “Yaşım ilerledi, kemiklerim inceldi, bu sebeple Allah’ın beni faydalandıracağı bir şeyi bana öğretmen için geldim ya Rasulallah” dedim. Şöyle buyurdu: “Ey Kabîsa, (şu dediklerimi yaparsan), yanından geçtiğin her bir taş, ağaç ve toprak parçası mutlaka senin için Allah’tan bağışlama dilerler. Ey Kabîsa! Sabah salatından sonra, üç defa ‘Subhanellahi’l-azîm ve bi hamdihi’ duasını okursan körlükten, cüzzamdan ve felçten muaf olacaksın. Ey Kabîsa, de ki: ‘Allah’ım, Ben senin indinden (lütfundan) isterim, üzerime ikramlarından akıt, rahmetinden üstüme yay ve üzerime bereketlerinden indir.” (Mecmaatu’l-Ahzab, 1/132)
Ebû Hüreyre (ra)’ten Efendimiz (sav)’in şöyle buyurduğunu öğreniyoruz:
“İki söz vardır ki onlar dile hafiftir, terazide ağırdır, Rahman Allah’a sevimlidirler. Bunlar; SübhanAllahi ve bihamidihî, SübhânAllâhil’azîmi. (Buhari, Kitâbu’d-Daavât, 65)
Ebü Zer (ra) Rasulullah (sav) bana şöyle buyurdu diyerek konumuz olan zikrullah’a ait hadisi bize öğretmiştir: Allah katında en sevimli olan sözü sana bildireyim mi? Allah’a en sevimli olan söz: “SübhânAllâhi ve bihamdihî”dir.”
Rasulullah (sav)’e “hangi söz daha faziletlidir?” diye sorulduğunda buyurdular ki; “Allah Tealâ’nın melekleri yahut kulları için seçtiği şu sözdür: SübhânAllâhi ve bihamdihî” (Müslim, Mesacid, 17)
Cabir (ra) de Efendimiz (sav)’in şöyle buyurduğunu bizlere iletiyor: “Kim SübhânAllâhi ve bihamdihî” derse, onun için Cennette bir hurma ağacı dikilir.’’ (Sünen-i Tirmizî, Kitabu’d-Daavat, 60)
Cennette hurma ağacı ne demek, bu ne manaya geliyor, o da bize öğretilir inşaAllah…
Son olarak da “Allahım, bu hadis kapsamına alıverdiğin kullarından eyle bizleri” duamız olarak şu hadisle tamamlayalım. Eba Hüreyre (ra), biz inanan kardeşleriyle Rasûlullah (sav)’in şu müjdesini paylaşmıştır: “Kim, Sübhanallahi ve bihamdihi” derse denizin köpükleri kadar bile günahı olsa bağışlanır.” (Buhârî, Deavat: 27; Müslim, Zikr: 17)
Bu hadisin ve diğer hadislerin ancak Billahi manada iman edenler için çalıştığı yani ancak o idrakla bunu söyleyenleri kapsadığını, sünnetullah’ın böyle olduğunu ölmeden önce öğrenenlerden olmak ve bu imana sımsıkı sarılarak yaşamak lütfedilir inşaAllah (âmin).
Allah’a emanet olunuz.

Yazarın Diğer Yazıları