Elif Çaylıoğlu

Kabul

Elif Çaylıoğlu

Gerçekte mutluluk tamamen bir akıl ürünüdür. Akılla ilişkili "gerçek mutluluk" halini yaşayabilmek için şartlardan birisi “kabul” dür. Bu kabul ise ancak Billahi imanla mümkün olabilecek bir hal olan Allah'ın kaderinden razı olma, kaderi sevme, onunla didişmeden kabul halidir.
Sözlükler kabul kelimesini "bir kişinin, bir olayın veya bir durumun gerçekliğini özümsemek" şeklinde ifade etmektedir. Ancak bu tarif "Amentü Bil Kaderi" manası açısından eksiktir. Gerçek manada kabul, bir şeye rıza göstermek, hatta ondan razı olmak halidir. Kabulü yaşantımızda bu tanımıyla aradığımızda, onun “Var’ı olduğu gibi sevmek" olduğunu görürüz.
"Var'ı olduğu gibi sevmek" Allah'ı tanımamıza destek olacak manalar içerir. "Var" Allah'tır, kullar ise "var gibi görünen"lerdir. Kul ifadesi tüm yaratılanları, tüm şeyleri (eşyayı) içerir. Bu noktada, hadis kaynaklı "Allahım, bana eşyayı olduğu gibi göster" duası hatırlanabilir. 
"Var'ı olduğu gibi sevmek" vaki olanı sevmek yani "Mutlak Var olan Allah'ın yarattığını sevmek" gibi de düşünülür ki bu da doğrudur. Tanımı bu yönüyle anlamak için zıddı üzerinden bazı örneklerle anlamaya çalışalım. Geçmişimizde veya şu anki hayatımızda kabul etmekte zorlandığımız durumlar yaşamış, yaşıyor olabiliriz. Bir haksızlık, çocuk yaşlarda ailemizden gördüğümüz yanlış bir tutum, eş dost ve yakınlarımızdan gördüğümüz düşüncesiz davranışlar olabilir. Bu gibi durumlara ait anılar veya yeni yaşanan olaylar sebebiyle kendimizle veya çevremizle yaşadığımız bir rahatsızlık, bir didişme, geçmişimizi de bugünü de perişan etmekte, bizi zulmette sabitlemektedir. Dikkat edelim ki bir yanlışı görüp yapmamaya çalışmak, kendimizin ve ilgili olduklarımızın yanlışını düzeltmeye çalışmak farklı iştir, mutlaka doğru bir yöntemle yapılmalıdır; ama didişmek çok farklı bir iştir ve inananlar onu asla yapmamalıdır. 
Beklentilerle yaşadığımız sürece bilelim ki kabul edemediğimiz veya mecburen katlandığımız haller ve olaylar yaşayacağız ki bu bir zulmet halidir. İnsanların "ne yapalım, bu durumda yapacağımız en güzel davranış Var’ı olduğu gibi sevmek" şeklinde düşünmeleri bir "zavallı" tesellisidir. Dikkat ederseniz orada bir kabul yoktur, bir katlanma vardır! Tefekkür etmeye çalıştığımız "sevme/kabul" kesinlikle "katlanma" değildir. Bir mecburiyet ve mahkûmiyet hissi ile söylenen "Var'ı olduğu gibi kabul etmek" bizim anlamaya çalıştığımız "Var'ı olduğu gibi sevmek" hali ile hiç ilişkili değildir. 
Yaşadığımız durum ne olursa olsun, onunla didişmek esfele safiliyn veri tabanına aittir. Yaşanılan her hali "Var'ı olduğu gibi sevmek" kapsamında görmek ise ahseni takviym veri tabanıdır. Ancak bu veri tabanı ile yaklaşıldığında "akıl" kullanılıyor olur, mutluluğun kapısı işte bu akılla açılır ve mutluluğa bu akılla ulaşılabilir. Lütfediver Allahım (âmin). 
İnsanların çoğu kendini içinde bulduğu birçok özelliğinden (saç rengi, yüz rengi, göz rengi, tırnak rengi, dudak rengi gibi) vasıflarından razı değildir, bu konularda bile "Var'ı olduğu gibi" sevemez; değiştirmeye çalışır, değiştirmek ister! Ait olduğu aileyi, ülkeyi, toplumu değiştiremeyeceğini düşündüğü için bu gibi halleri kabul etmiş görünmek, "Ne yapalım, Allah böyle dilemiş, razı olacağız” demek de "Var'ı olduğu gibi sevmek/kabul etmek" çatısı altında bir iş olarak düşünülemez. Bütün bu yanlış yaklaşımların tümünün altında yatan şey aynıdır ve o "duniHİ algı"dır. Bu sebeple, kişi bunları kabul ediyor gibi görünür ama bazen öyle durumlar yaşarız ki, sanki Allah’ın dışı varmış gibi ve Allah emri dışında bir şey varmış gibi başımıza gelen olayı Allah’tan ayrı görürüz (o olayın bağını Allah ile kurmayız) ve kabul edemeyiz, belki katlanırız ama sevemeyiz (yani razı olmayız). Elbette sünnetullaha ters olan fahşa ve münker kapsamındaki işlerden bahsetmiyoruz, onları sevememek ve razı olamamaktan söz etmiyoruz. Bizim ilahlık hissiyatımıza ters gelen, onun hoşlanmadığı olaylardan bahsediyoruz: “O benim hakkımdı, yaptığım fedakârlığa karşı bana bu yapılır mı? Ben bunu hak etmedim...” gibi saymakla bitmeyecek, bize azap olan, ızdırap olan, zulmet olan durumlar... Bakın, "Var'ı olduğu gibi kabul"ün, "Var'ı olduğu gibi sevme"nin kısa yolu olan şu ayete kulak verelim: Nisa Suresi 147: "Eğer (DuniHi algıya sırtınızı döner de Billahi manada) iman eder ve şükrederseniz (Allah'ta, Allah'tan, Allah ile olduğunuz idrakıyla bakar ve yaşarsanız), Allah size neden azap etsin? Allah Şâkiran Aliym’dir."
Bu ayetin bize şifa olacak manasal açılımı şöyle açıklanıyor: Ey insanlar! Eğer duniHİ algı ve zanlarınızdan kurtulur, "müstakilen var ve muhtarım" iddianızdan vazgeçer ve nefsinizi ilahlık hissiyatından temizlemeye gayret ederseniz, bu amaçla Billahi anlamda iman ederseniz ve her şeyi, her anı, her anın her halini yalnız ve yalnız Allah’tan bilirseniz (yani Allah’ın size verdikleri için Allah’a şükrederseniz) ve bu kabullerden dönmez, bu kabullere göre de hayat tarzı oluşturursanız Allah size neden azap etsin? Allah işte böyle (Var'ı olduğu gibi sevip de) davrananları en iyi bilen ve şükreden kullarına lütfuyla daha fazla verendir (Dündar Y., Kader)
"Var'ı olduğu gibi sevmek/kabul etmek" için, önceliğimiz Billahi anlamda idrakla “La ilahe illallah” demek, sonra da “La havle ve la kuvvete illa Billâh” deyip Rabbimize şükretmektir. "Var'ı olduğu gibi kabul etmek/sevmek" isteyen talibin bu iki zikri tefekkürüyle yaşamaya çalışması, hayatında düstur haline getirmesi halinde umulur ki Rabbimizden razı (Var'ı olduğu gibi seven) bir hayat süreriz. 
Ayetimizde Rabbimizin bize öğretmesi ile öğreniyoruz ki; Billahi anlamda imanla birlikte yapacağımız şükür Rabbimizden razı olmayı (Var'ı olduğu gibi sevmeyi) gerektirir. 
"Var'ı olduğu gibi sevmek/kabul etmek" hali il şükür halinin sıkı ilişkisi sebebiyle, Billahi anlamda imanlı olmak kaydıyla şükür mekanizması nasıl çalışıyor onu da hatırlayalım. Bu mekanizma şu dört unsurun doğru yaşanıyor olması ile çalışır. 
1) Hamd Manası (Kullar Allah'ın ilmindedir ve behemehâl O'na teslimdir)
2) Şükür Manası (Billahi manada olmak kaydıyla her şeyi, her anın her halini Allah’tan bilmek)
3) İttika Hali (Allah’tan utanan bir hal ile O’nun Makamı'ndan hakkıyla korkmak) 
4) Umut Hali (Daima Ehadüs Samed olan Allah'tan umarak o umutla yaşamak) 
"Var'ı olduğu gibi sevme"ye talip olan bu sebeple şükür mekanizmasını bilen halifetullah vasıflı insan bu mekanizmayı hayatında yaşayarak canlandırır; böylece her halin Rabbinden olduğunu bilen halifetullah vasıflı insan Rabbine hakkıyla şükreder de "var'ı olduğu gibi seven" bir kul olur.
Ebû Hüreyre (r.a.), Rasulullah (sav) Efendimizin şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
"Benden şu kelimeleri onlarla amel etmek veya onlarla amel edecek olana öğretmek için kim almak (öğrenmek) ister? Bunun üzerine "Ben Ya Rasulullah" dedim. Resûlullah elimden tutarak beş şeyi saydı ve buyurdu ki: "Haramdan sakın ki insanların en çok kulluk yapanı olursun. Allâhu Teâlâ’nın sana ayırdığına razı ol ki insanların en zengini olursun. Komşuna iyilik et ki mü’min olursun. Kendin için sevdiğini insanlar için de sev ki müslüman olursun. Çok gülme ki fazla gülmek kalbi öldürür (Tirmizî-Zühd, 2, IV, 551)
SubhanAllahi ve bihamdiHi adede halkıHİ ve rıda nefsiHİ ve ziynete arşiHİ ve midade kelimatiHi… Cezallahu anna seyyidena Muhammeden me hüve ehlüh… Allah’ım bizi hakkıyla şükreden, "Var'ı olduğu gibi seven ve kabul eden" kullarından eyle. Ve Allahım Safer ayımızı bize bereketli eyle. Onu huzurlu ve said olarak yaşayıp razı olduğun bir kazanım zaferiyle tamamla (âmin).

 

Yazarın Diğer Yazıları