Elif Çaylıoğlu

Kader-10

Elif Çaylıoğlu

Kader konusunu yaşayabilmek için insana verilen imkân, insana verilen yetki hürriyettir. İşte bu hürriyeti anlayabilmek ve hürriyet yetkimizi doğru kullanabilmek için dedik ki; hürriyet billahi anlamda ve dunihi algıyla olmak üzere iki şekilde kullanılır. Bu ikisi dışında bir üçüncü hayat tarzı yoktur; yani ya cehenneme talip olarak hürriyet kullanma hayat tarzı veya cennete talip olarak hürriyeti kullanan hayat tarzı. Her iki hürriyet kullanımı da kulda bir güven oluşturur, bu sebeple hürriyet-özgüven ilişkisi önemlidir.

Dunihi algı ile yaşayanlar da Billahi anlamda imanla yaşayanlar da bir “BEN” hissiyle yaşarlar; ancak bu iki farklı idrakın “ben” derkenki kasıtları yani adına “ben” dedikleri çok farklıdır. Billahi imanda kişi Allah'ın vermiş olduğu Allah’a ait yetkiyle Allah adına “BEN” der, bu takdimiyle, bu söylemiyle de Allah'a güvenir; başka bir VAR yok ki güvensin... Bu yüzden onun hissettiği ve yaşadığı güvene “özüne güven” denilmiştir (Yılmaz Dündar, KADER).

Dunihi algılarıyla yaşayanlar kendilerini Allah’ın dışında veya Allah’ı kendilerinden uzakta/yakında gibi dışlarında bir varlık gibi düşündükleri için, “ben” deyişleri de müstakildir, yani Allah’ın yarattığına inanıyor olsalar bile yaratılanlar müstakilen var ve muhtar varlıklardır, onlara göre. Böyle olunca da onlar “ben” derken kendilerini müstakilen var ve muhtar olarak takdim ederler, kendi adları namına “ben” derler; “ben” hissinin, “can” hissinin bir emaneten hissetme olduğunu hem fark etmezler hem de kabul etmezler.

 Kişi yaşarken hayatında ne adına “ben” diyorsa, onun bu “ben” tanımı onun için bir hayat tarzı oluşturur. Bu “ben” deyiş Allah adına ise ona uygun Halifetullah vasfına uygun bir hayat tarzı oluşturur; kendinin zannettiği “müstakilen varım ve muhtarım” duygusuyla söylenilen bir “ben” de ona uygun bir yaşam tarzına yol açar. Sonuçta; Allah adına “ben” diyen, ne yana dönse gördüğü “Vechullah” sebebiyle Allah'a güvenir, “Allah'ım Sana sığınır, Sana güvenir, Sana inanırım” duasıyla yaşar. Çok önemlidir ki bu yakarış, bu yöneliş, bu sesleniş, bu sığınış, bu dua kulun üzerinden “müstakilen varım ve muhtarım” iddiasını kaldır. Her işimizin başında söylediğimiz “Bismillah” aslında bu anlama gelir; bu sebeple “Besmele” söylenen bir söz değil, yaşanan bir haldir. Aksi halde, her işimize “Allah adına” veya “Allah adıyla” diye başladığımız halde bu yerine ulaşmaz. Çünkü dunihi anlamda “ben” diyen kişi kendini “müstakilen var ve muhtar” zannettiği için ağzıyla “Besmele” söylediği halde yaptığı işi Allah adına değil, “kendi adına” yapmaktadır. Bu söylemdeki kişi zımnen “ben dunihi bir ilahım” dediğinden kendi ilahlığına güvenmektedir işte buna “özgüven” denilmiştir ki bu kişiler kendi ilahlık hissiyatlarının tatmini için “özgüvenli” olmayı önemser ve bunu sağlamaya çalışırlar.

 

Kerim Allah'ın biz inanan kullarına nasıl bir nimet bahşettiği, nasıl bir lütufta bulunduğu “sırf bu Billahi imanı fark ettirmiş ve kabul ettirmiş olması” bile düşünüldüğünde tam anlaşılamaz ve anlatılamaz… Rahim Allah’ın bir ikramı olan Kur'an'ımız ve Efendimiz (SAV) bize Billahi Anlamda İman ile Allah adına “ben” diyerek yaşamayı öğütlemekte, öğretmekte ve böyle yaşamamızı desteklemektedir.

Taha Suresi 14: "Hakikaten benim ben; Allah! Benden başka ilâh (müstakilen var ve muhtar olarak "BEN" diyen) yok."

Enbiya Suresi 87: "Senden başka ilâh (ayrıca duniHi bir "ben" diyen) yok. Sübhan’sın. Şüphesiz ben (senin adına bihakkın "ben" demeyerek) zalimlerden oldum."

Bakara Suresi 131: “Rabbi ona 'Bana teslim ol' buyurmuş; o da Âlemlerin Rabbine teslim oldum demişti.”

Al-i İmran Suresi 20: “Yüzümü (kimliğimi, ben deyişimi) Allah’a teslim ettim."

Nisa Suresi 45: “Dost (arkadaş) olarak Allah bana yeter; (bu yolda yol gösteren) yardımcı olarak Allah bana yeter.”

Ahzab Suresi 3: “(Bana her anım ve her işim için yardımcı) vekil olarak (Billahi) Allah yeter.”

Ayetlerimiz bize:

1) “Ben” demenin aslen Allah'a ait olduğunu, kulun "ben" demesinin O'nun izniyle O'nun adına olduğunu

2) Allah adına diyebilmek için Billahi manada teslimiyet gerektiğini

3) Bu şekilde "ben" denildiğinde vekil, yardımcı ve dost olarak Allah'ın yetiyor oluşunun lütfedileceğini, kulun bu hali biiznillah yaşayacağını öğretti.

Çok dikkat edelim ki, Allah adına "Ben" deyiş, sadece sözle söylenen bir şey değildir, o bir yaşantıdır, bir idrakin yaşantıda görünmesidir. Bu idrakı, bu hali, bu yaşantıyı bize öğreten Efendimiz (sav)'in yaşantısı tümüyle böyle bir "Ben" deyiş halidir. Bu "Ben" deyişle doğrudan alakalı iki olay üzerinden konuyu hayalimize ve zihnimize ayetlerle kazımak üzere Hz. Musa ve Hz. İbrahim’den (as) iki olayı haturlayalım.

Hz. Musa’ya “Gel de gücün nedir göster, gel bizim sihirbazlarımızla yarış” denildiğinde, O ve sihirbazlar buluştular. Hz. Musa kendine güvenmiyor, olayın nasıl sonuçlanacağı konusunda ne olacağını bilmediği bir his yaşıyor. Oysa sihirbazlar özgüvenliler ve korkmuyorlar. Hz. Musa’daki sığınışın sebebi farklı, sihirbazlardaki kendilerine güvenin sebebi farklı: Bu fark onların "Ben" deyişleriyle alakalı! Sihirbazlar kendilerinden eminler ama Hz. Musa (as) kendinden emin değil, “kendisinden emin olma” gibi bir duygusu yok. Çünkü Rabbi o an için ne dilemiş bilmiyor!

Hz. İbrahim (as)'ı da hatırlayalım. Ateşe atılacağında “atsınlar, nasıl olsa ben Allah rasulüyüm, yanmam” gibi bir duygusu yok. Ancak rahat! Rahatlığının tek sebebi “Rabbim ne dilemişse!” onu yaşarım duygusu. Değilse "Ateşe atarlarsa atsınlar, orayı gül bahçesine çeviririm" gibi bir duygusu da düşüncesi de yok! Ne olacağını bilmiyor ki! Ancak vahiy geliyor ve “Hasbiyallahu” demesi öğretiliyor. “Hasbiyallahu” duruşuyla bize Allah adına "Ben" diyerek yaşamanın gereği olan teslimiyet ve sığınış, Hz. İbrahim (as) üzerinden öğretiliyor ki çok önemli bir yöntemdir. Öğretilenin konumuzla ilgili yönü şudur: Eğer Allah adına "ben" diyorsan, Allah adına "Ben" diyeceğin bir hayat tarzına talipsen “Hasbiyallahu” diyerek teslim ol! (Dündar Y., Sen Tanrı mısın?)

Kendi adı namına “ben” demek bir hissiyata ait üründür; İlahlık Hissiyatını yansıtır. İşte bu "Ben" deyiş bu sebeple, kişinin tanrılık yani sözde ilahlık iddiasında bulunmasıdır. “Müstakil olarak güç, hüküm ve mülk sahibiyim” zannı ve beyanıyla Rabbinden ayrı düşen kul, kendi ilahlığı adına “ben” deyişi sebebiyle artık iddia ve ilan ettiği ilahlığını tatmin etmek üzere oyunlar (zannlar) kurgulamaya ve bunlarla oynamaya başlar ki bunlardan birisi de "özgüven"dir! Bu hissiyatta “öze güven” yoktur. İhtiyacı nasıl bir ilahlıksa yani nasıl bir ilahlığa ihtiyacı varsa ona güvenmeye çalışır. Ancak ne kendi ilahlık iddiasında ne de diğer duniHi ilah zannettiklerinde gerçek bir ilahlık kapasitesi olmadığı için bu “özgüvenliler!” asla tatmin olacağı bir "özgüven" yaşayamazlar, bunu mümkün değil sağlayamazlar ve bu halleriyle dışı diğer dunihi ilahları, içi kendilerini yakan şiddetli bir azap yaşarlar! Kendi adı namına “ben” demenin (böyle yaşamanın) bu dünyadaki cezası bile böyle yakıcıdır…

Sad Suresi 2: “Bilakis o kâfir olanlar (Allah adına bir izinle "Ben" diyor oldukları gerçeğini örtenler aldatıcı bir) izzet ve şikak içindedirler.”

Enbiya suresi 29: “Onlardan kim muhakkak ki "ben dunihi ilahım" derse (Allah adına değil de kendi adı namına "Ben" dediği bir idrak ve yaşantı sürerse) biz onu cehennemle cezalandırırız. İşte zalimleri böyle cezalandırırız.”

Anlıyoruz ki: Allah adına “ben” demek Allah indinde nasıl çok kıymetli ise, duniHİ algıyla kişinin kendi adı namına “ben” demesi de aynı değerdedir ancak zıt yöndedir ve cezası da çok büyüktür.

Doğru "BEN"i söylemek ve yaşamak için ve doğru "ben" idrakının da bir üst idraka çıkışı için çok önemli rasul duaları bize öğretilir ki onlardan hakkıyla yararlanalım.

Mesela Hz. Âdem Efendimizin (as) tövbesi: “Rabbena zalemna enfusena ve in lem tağfirlena ve terhamna le nekunenne minel hasirin (Rabbimiz zulmettik nefsimize! Eğer mağfiret etmez ve bize rahmet etmezsen, muhakkak ki biz hüsrana uğrayanlardan oluruz)."

Mesela Yunus (as)’ın sığınışı: "La ilahe illa ENTE. Sübhaneke. İnniy küntü minez zalimiyn (Başka "BEN" diyen yok, ancak SEN. Sübhansın (Allahım). Fakat ben zalimlerden oldum (bağışla ve kurtarıver)."

Ve Rasulullah (sav) Efendimizin sığınışı ki bununla da tamamlayalım:

"Sübhanallahi ve bihamdihi sübhanallahil aziym estağfirullah ve etubü ileyh..."

Yazarın Diğer Yazıları