Elif Çaylıoğlu

Kader (12)

Elif Çaylıoğlu

Kur’an-ı Kerim'den öğrendiğimiz iki ifade var ki lütfen bunları eğer ahiret yaşantımız için “kırmızı çizgi” denilen olmazsa olmazlarımız varsa, işte onlardan bilelim; öyle oturup öyle kalkalım, yani bu ifadelerin hangisinin kapsamında düşündüğümüzü, konuştuğumuzu, davrandığımızı kendimizde hep takip edelim; kazanırız biiznillah. Bu iki kavramdan birisi mutlaka kaçınmamız ve kurtulmamız gereken “dunihi/dunillah” idrakıdır. Birisi ise mutlaka kazanmamız ve o kazandığımız halle de yaşayıp ölmemiz gereken “Billahi” idrakıdır.

Çünkü Billahi ve Dunihi kelimelerinin içerdiği mana ve manasal açılım; bize birinden Rabbimizin bizden razı olduğu ve diğerinden de razı olmadığı kimlikleri, kişilikleri ve bunların hallerini ifade eder.

Billahi anlamda iman, billahi anlamda hürriyet, billahi anlamda özgüven, billahi anlamda ahlak, billahi anlamda kader teslimiyeti ve yaşantısı… Bunların hepsi billahi anlamda yaşantıyı, hayat tarzını anlatır. Bu da bize Rabbimizin bizden razı olacağı hal üzere yaşamayı dönüp dolaşıp hep yeniden öğretmesi ve öğütlemesidir.

Bunun zıttı olarak dunihi manada yaşantı ise bize Rabbimizin razı olmayacağı, dünya da huzursuzluk, ahirette ise azap demek olan hal üzere nasıl yaşanırı anlatır.

Hayat akışımızda bize normal gelen, etrafımızda gözlemlediğimiz ve çoğu zaman alışkanlık haline getirdiğimiz davranışların Rabbimizin razı olmadığı hal üzere olduğunu fark etmemiz gerekir dediğimizde hemen herkes “acaba hangi davranışlar bu kapsamdadır?” merakına girmektedir. Hemen belirtelim ki bir; bu davranışlar o kadar hayatımızın içindedir ki çoğu zaman “bunlar da olmadan yaşanır mı?” diye düşünebiliriz. Oysa iki; bizim önceleyeceğimiz şey davranışlar değildir. Davranırken ki idrakımızdır, buna niyetimiz de diyebiliriz.

Hani “ameller niyetlere göredir” hadisimiz var ya, işte odur burada önemli olan. Niyet insanın kastıdır. Bizim bir işi, bir cümleyi, bir düşünceyi hangi kastla üretiyor olduğumuz önemlidir ki bunu insan ancak kendisi bilir; yani Rabbi bilir. Bir düşünce, konuşma veya davranış ya “dunihi algı ve bu algıya dayanan zannlarla üretilir, yapılır veya “Billahi manada İmanlı” olarak yapılır ve yaşanır.

Örneğin sevdiğimiz bir arkadaşımızın “hadi gel bir kahve içelim” diyerek yaptığı davet eğer “Gel de biraz dedikodum var, konuşalım” manasında ise, yani siz bu şekilde bir arkadaş davetiyle karşılaşmışsanız bu farklıdır. Eğer iki arkadaşın, iki dostun, iki akrabanın, iki yakının, iki kardeşin veya eşlerin sohbetlerinde, oturduklarında, sofralarında, beş çaylarında, günlerinde Rabbimizin razı olmadığı “Aman ha, sakının!” dediği dedikodu normalleşmişse, “dunihi algı ve zannlarına” ait hayat akışının bizim yaşantımız içerisine nasıl da yerleşik olduğunu, bu zulmetin ne kadar bize yerleştiğini şimdi hemen anlamalıyız. Yarın ölümle birlikte anlarsak çok geç olur…

“Billahi Anlamda İman” ve “Dunihi algı ve zanları” kavramlarıyla yeni tanışmış olabiliriz. Ancak bilesiniz ki bu kavramlar, bu Kur’an ayetlerimiz ve hadislerimizde bu kelimelerle anlatılmak istenen mana, aslında Hz. Adem’den itibaren biz Halifetullah Vasıflı İnsana bildirilmeye başlanmış manadır: La ilahe İllallah! İlahe İlallah! İlla Allah! Allah! Hu…

İşte bu kelime tevhidi anlatan bu iki kelime, aslında Rabbimizin istediği gibi bir kul olmak için, neleri reddetmemiz, neleri yaşantımıza dahil etmemiz gerektiğinin yolunu göstermektedir. Bu reddediş ve yönelişte insanın dış dünyasıyla değil bizzat kendisiyle (canıyla, nefsiyle) ilgilidir. Araştırmamız gereken şey, etrafımızdaki kişiler ve onların dunihi algılarıyla yaşantıları değil kendi hayatımızdaki her bir nefestir; Rabbimizin razı olmadığı her en küçük, her en gizli halden nasıl kurtulmamız gerektiğidir.

Billahi anlamda iman ile dunihi algı ve zannlarına ait yaşantının ortak bir noktası yoktur; ikisi birbirinden hayat tarzları olarak da tamamen ayrıdır ve bu durum hem dünyada hem ahirette iki ayrı idraka ait hayat tarzı ve bu tarzların yaşantı normlarını oluşturur, ortaya çıkarır.

Birisi razı olunan hayat tarzı ve onun ahiretteki devamı olan cennet yaşantısı iken diğeri razı olunmayan hayat tarzı ve onun ahiretteki devamı olan cehennem ortamında yaşamaktır. Bu iki durumu kader konusunu anlayabilmek için tefekkür ettiğimiz yazılarımızda ele aldığımız, incelediğimiz maddeler vardı, işte onların her birinde de görebiliriz.

Bu hafta ele alacağımız maddemiz; Billahi anlamda hürriyetin ve dunihi algıda hürriyetin tatmin noktasının nasıl yaşandığıdır.

Billahi anlamda hürriyet ve duniHİ anlamda hürriyeti kıyaslarken aslında kıyaslayacağımız temel nokta "hürriyet" ve "kalp-beyin" ilişkisidir, hürriyetin tatmin noktasıdır, çünkü kimileri kalbiyle kimileri sadrı ve beyniyle tatmin olmaya çalışmaktadır. Her iki grup da hürriyetle nasıl tatmin olur, bunu anlamaya çalışacağız. İki grubu kıyaslayabilmemizi kolaylaştırabilmek için önce şu iki kavramı ele almalıyız: "Kişinin tatmin olması" ve "Kişiliğin tatmin olması". Burada bize yol gösterebilecek ipucu budur. Bu fark "Müstakilen Varım ve Muhtarım" iddiasında bulunmak ve bulunmamak farkıdır. Kişi Allah’ın Billahi Anlamda idrakla yarattığı ahseni takviym kulunu, kişilik ise bu kulun zulmani idrakla oluşturduğu sanal zan kişiliği ifade eder.

Bu sanal zan kişiliğin ilan ettiği "Müstakilen Varım ve Muhtarım" iddiasını terk etmiş haniyf vasıflı Halifetullah yetkili bir mü’minin kalbi, Ra'd Sûresi 28. ayet gereği, ancak Zikrullah ile mutmain olur, huzur bulur. (Yılmaz Dündar, Kader)

Rad Suresi 28.ayet: “Onlar iman edenler ve kalpleri Allah zikri ile mutmain olan (tatmin olan, huzura kavuşan)lardır. Bilesiniz ki kalpler ancak Allah zikri ile (Allah’ı doğru tanıyan Billahi Manada İmanla) huzura kavuşur.”

Billahi manada iman ile yaşayan kulların kalplerinin huzur bulması ancak Allah'ı zikretmekle olur ki bu da sadece dille yapılan bir zikir değil her halin Allah’ta, Allah ile ve Allah'tan olduğuna “Billahi İman” edip buna uygun bir yaşantı tarzı oluşturma gayretidir. Billahi anlamda olan bu yaşantının gayretiyle kişi tatmini yaşar.

Dunihi algı ve bu idrakla oluşan anlamda ise sözde kişiliğin tatmini ön plandadır. “Müstakilen varım ve muhtarım” diyen, kendini böyle var zanneden kişi bir dunihi ilahtır aslında! İşte bu ilahlık hissiyatlı kişilik her haliyle kişiliğinin yani ilahlık hissiyatının tatmini için çabalar. İlahlık hissiyatının tatmini mümkün olmadığı için dunihi ilah olarak yaşadığı hayatta bir türlü tatmin olamaz. Hep bir dunihi hırs peşinde, koşuşturma içinde, mutsuz, huzursuz, rahatsız halde yaşar gider(iz).

Eğer ki içinde bulunduğumuz dunihi algıyı fark edemezsek, hayatımız boyunca bu zulmetin içinde bu sözde kişilikle yaşamaya devam ederiz. Ne zaman bu algının farkına varırsak, o zaman bu algıyı ve bu algının oluşturduğu zanlıları reddederek Billahi manada imanı yaşamaya çalışırsak o zaman Rabbimizi doğru tanır ve o tanıyışa uygun bir hayat tarzı yaşantısına gireriz. Bizler kul olarak ancak Allah'ı doğru tanıyarak sonra da bu tanıyışla O’nun emir (öneri) ve yasaklarına (sakındırmalarına) kulak verip uyuyarak O’nun razı olduğu bir hayat tarzını yaşama gayretine girerek gerçek özgürlüğümüze kavuşuruz. Kalplerin tatmin oluşu zaten bu gerçek hürriyet, bu gerçek özgürlük sebebiyledir…

Rasulullah (sav) Efendimizin hayatına baktığımızda aslında biz tamamen billahi anlamda iman ve bu imanla hürriyetin nasıl yaşandığını görmekteyiz, görmeliyiz! Mekke döneminde karşılaşılan zorluklarda da Medine dönemindeki nifak ve kumpaslarda da dünyacıların baskı ve zorlamalara karşı hep hür yaşantıyı, boyun eğmeyen Billahi anlamda teslimiyetle duruşu görebiliriz. Efendimiz (SAV)’in savaşları da öyledir. Mesela çok zor şartlar altında gerçekleşen Tebük seferine baktığımızda yine Efendimiz (sav)’in duruşunun Billahi anlamda hürriyetin getirdiği duruş olduğunu görürüz. Örneğin, bu sefer esnasında irad ettikleri Tebük Hutbesinde Efendimiz bizlere “Salâta, eliniz altındakilere, emanetlere ve kadınların haklarına dikkat edin” vasiyetinde bulunmuşlardır ki her biri birer Billahi hürriyet alanıdır…

“Allah’ım Billahi anlamda yaşantıyı bizlere sevdir, kolaylaştır ve lütfunla ikram ediver, geri döüşsüz olarak Allahım, lütfen Ya Rabbim… (Âmin)”

Yazarın Diğer Yazıları