Dünya hayatı yaşantısına gelin biz “Dünya hayatı imtihanı” diyelim; çünkü dünya hayatı yaşantısı bizlerin ahiret hayatını belirliyor. Dünya bu durumda doğumdan ölüme kadar ki tüm süreçleriyle bir imtihan salonu niteliğindedir. Evet, dünya yaşantımız hep farklı farklı süreçlere bağlıdır; mesela ana rahmine düştüğümüzde küçük bir nutfe iken gelişerek elimizin, ayağımızın, gözümüzün, ciğerimizin, diğer tüm organlarımızın oluşması hep bir sürece bağlıdır. Bu sürec insan için genellikle 9 ay 10 gün olarak belirlenmiştir. Bu süreci tamamladıktan sonra doğumla yaşamaya başladığımız ikinci dünya hayatında hem fiziksel gelişimimiz devam etmekte hem de zihinsel, ruhsal oalak gelişir ve değişiriz, böylece ahirete götüreceğimiz bir idrakımız yani bir kimliğimiz oluşur ki bunu insan kndi Biiznillah hür/özgür tercihleriyle kazanır, bu sebple de ona Kazanılmış Değişim denilmiştir (KADER, Yılmaz DÜNDAR).
Ahseni takvim fıtratla yaratılıp, dünya hayatıyla birlikte esfele safilin idrakla tanışan insanın, ilk hali olan ahseni takviymden sonra, dünya imtihanı için gerekli idrak olan esfele safiliyni tanıması onu yani bizi özümüzü ilk halimizi bilmekten uzaklaştırır. Eğer esfele safiliyn idrakı görünce ona yapışır, aşık olur da onunla yaşarsa(k), insan bu sefer esfele safiliyn idrakın gereği olan dunihi algının ve bu algının ürettiği zannların içine düşer ve Rabbinden razı olmayan bir kul olarak yaşamayı normal görerek yaşar geçer gider... İşte, bu halden sıyrılmak da bizler için bir süreçtir ki buna talip olanlar için bunun adı NEFS TERBİYES’dir. Aslında nefs bir Allah nuru olarak daim terbiyelidir, terbiye edilecek bir nur değildir. Ancak bu esfele safiliyn idrak ile onu kirleten ve nefsin şerri formunda kullanan kulun nefsi o şerrinden arındırması sürecine biz nefs terbiyesi demekteyiz.
Öncelikle içerisine doğduğumuz dünya hayatındaki dunihi algı ve zanlarına dayalı yaşantının tam bir tuzak ve aldanma olduğunu fark ederek ki; Rasulullah (SAV) Efendimiz bu sebeple dünya için “aldanma yurdu” buyurmuşlardır; gerçek yurdumuz olan ahiret için, orada işe yarayacak idrak ve hayat tarzı için kesintisiz bir gayretin içinde olmalıyız. Bunu konu ahiret olunca anlamak ve anlatmak zor gibi oluyor, oysa dünyada insanlar hdefleri için harıl harıl, kesintisiz ve çok büyük bir azim gayretle zaten yaşıyorlar. Yani; aslında herkes harıl harıl ahireti için çalışıyor, nasıl bir ahiret istiyorsa… Biz Allah indinde makbul, O’nun razı olduğu bir kul olarak ahirette yer almak istediğimiz için bu ancak eğitimle, mücadele ve gayretle yani nefs terbiyesiyle olacaktır. Bunun süreçlerini birlikte şöyle maddelendirerek tefekkür edebiliriz:
1) Nefs terbiyesi, içine düştüğümüz nefsin şerri idrakından geri dönüşsüz olarak kurtulma sürecidir. Bu sürecin doğru başlayıp Biiznillah sadık bir zaferle/fetihle sonuçlanabilmesi için ilk şart, Billahi manada imanı deklare etmek ve duniHi algıyı reddederek, Billahi imana uygun hayat tarzı oluşturma gayretine girmektir. Bu süreçte talip, dunihialgıya ait duygu, düşünce, konuşma dili, hal, hareket ve davranışlarını (aslında bunlara yol açan dosyaları) tek tek bulup terk etme, yok etme azmü gayretinde olmak zorundadır...
2) Nefs terbiyesi yolculuğundaki yöntemler nefslerin hatta nefeslerin sayı kadar olsa da nefsi şerrinden kurtarıp ŞERR’in nefesini kesecek, onu etkisiz hale getirecek biricik yöntem önce KONUŞMAmızdır, dilimizi kullanırken ki idrakımız yani kastımızdır. Bunun için bizim öncelikle nefsin şerrinin konuşma tarzını fark etmemiz ve terk etmemiz; nefsin hakikatine uygun konuşma tarzı için gerekli idraka bürünüp bu ilim ve haşyetle konuşmamız; konuşurken, cümle kurarken, kelime seçerken tercihimizi Hak idraka ait kelime ve cümlelerle yapmamız gerekiyor! Hem de 7/24.
3) Billahi imanla, Billahi manadaki idrakla yapılacak bu dil ve idrak temzileme, dil ve idrak hijyeni çalışmaları (dilimizi tevhide ait saflığa alıştırma gayretleri, şirkle kontamine olmuş konuşma dilini terk faaliyetleri) nefs terbiyesi yolunda talibi Biiznillah çok hızlı ilerletecek TEK YÖNTEMdir. Bu bir iddia, bir kişisel yorum değil! Tamamen ayetlerimizden ve hadislerimizden bunun böyle olduğunu görüyor, anlıyoruz elhamdüllah. Bu yöntemle gayret etmenin, kırk yıl sıdk üzere, azimle ve tam bir teslimiyetle hakiki bir mürşidin dizi dibinde bulunmak gibi tesirli olduğu bildirilmektedir (Yılmaz Dündar, Nefs Terbiyesi).
4) Hal böyle olunca, lütfen hepimiz (başta ve ilkin ben) dil, konuşma, söz söyleme ile ilgili ayetleri ve hadisleri bu gözle bir daha tefekkür edelim ve her anımızı, her bir kelime ve cümlemizi hangi kasıtla oluşturduğumuzu test edelim: Dunihi algı ile mi, Billahi idrak ile mi?
Bu konu “önemli” denilmiyor, “çok, çok önemli!” deniliyor. Ve elbette biliriz ki; her önemli şey çok ciddi mücadele, çok yüksek gayret, daimi sebat ve her koşulda sürdürülebilirlik ister.
Kendimizle veya bir başka kulla iletişim kurmada yaygın olarak kullanılan konuşma dili, farkında olsak da olmasak da bizim imana ait kimliğimizi ortaya çıkarıyor: Dunihi idraklı kul veya Billahi İmanlı kul kimliği. Kimliği (Hüviyeti) kişinin idrakını gösterir; Billahi idrakte mi, dunihi algıda mı yaşıyor oluşumuzun göstergesidir! Dunihi algı kaynaklı kıyas, şikâyet, itiraz, suçlama, nefret, kendini veya menfaati olan kişileri övme, bir olayda kendini haklı çıkarıp muhatabını haklama, mağdur görünme, zanlara bağlı yorum gibi zulmani kasıtlar içeren konuşma dili bir kimliktir ve bu kimlikle yaşantının ahiretteki devamı cehennemdir. Billahi Anlamda imanlanın, cümle kuranın dili de bir kimliğe ait bir yaşantıyı gösterir ki; o yaşantının ahiretteki devamı Biiznillah cennet ortamıdır.
Hucurat (12): ‘’Ey iman edenler, zannın çoğundan (zulmani olanından) sakının; çünkü bazı zanlar günahtır (Elif). Gizlilikleri (hakkında bilgi sahibi olmadığınız, sizin için zan kaynağı olacak şeyleri) araştırmayın, birbirinizin gıybetini yapmayın (kendinizi ve diğer kulları Allah dışında müstakilen var ve muhtar varlıklar zannetmeyin). Herhangi biriniz ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? (bunu yaparak ölmüş bir tanıdığının, bir dostunun etini yemekten hoşlanır mısın Elif?)”
Tâ-Hâ (131), Kehf (28), Tevbe (55), Tevbe (85), Hud (113), Hicr (88), Nisa (32). ayetler Billahi Anlamda inananlara “Sakın nefret kaynaklı kıyas yapmayın” diyerek yine bizi uyarmaktadır. Neden böyle birr uyarı? Çünkü nefsin şerrinin konuşma dili dunihi algı tabanlı olduğundan nefret kökenlidir, konuşurken yaptığı kıyaslar da öyle! İnsan Billahi anlamda idrak ile (nefs terbiyesi ile) bu zulmetten kurtulabilir. En etkili yolu konuşma dilidir; dilimizi (konuşurken ki idrakımızı) sürekli kontrol etmemiz gerekiyor! Bu hedefle Allah’ımızın destek müdahale ve yardımına sığınarak nefsin şerrinin konuşma dilini takip ederek yakalayacağımız zulmani özelliklerimizden kurtulma çabası, nefs terbiyesi adına yapacağımız çok güzel bir çalışma olacaktır, Biiznillah.
“Allâhümme elhimnî rüşdî ve eiznî min şerri nefsî.”
“Allahım, (konuşurken de yaşarken de hakkı batıldan ayrıt eden) bana rüştümü ilham ediver ve beni nefsimin şerrinden koruyuver.”
Ey Allahım, Rasulullah (SAV) Efendimiz Muhammed Mustafa’nın hadisi olarak öğrettiğin, ikram ettiğin duamızla daim sana sığınıyor ve dilimizi sana teslim ve emanet ediyoruz. Lütfen Allahım; bunu bize kolaylıkla ve hayrlı olacak şekilde ikram ediver ki biz talip kulların “Hayr konuşan ya da susan”lar olalım. Lütfen Allahım, konuşmamız da zikrullah olsun susmamız da... Aklımızdan da dilimizden senin razı olmadığın sözler sadır olmasın Allahım (Âmin).