Elif Çaylıoğlu

Kader (17)

Elif Çaylıoğlu

Çoğumuzun farkında olarak ya da olmayarak kullandığı dil “şikâyet” dilidir. Konuşulan konunun ne olduğu fark etmeksizin, dikkat edin ki, konuyla alakalı kullanılan dil, hep şikâyet dilidir. Havadan, kalabalıktan, çocuklardan, komşudan, kazancımızdan, geçmişimizden, geleceğinden… Hep şikâyet, durmadan şikâyet, daima şikâyet… Böyle bir hayatı o kadar normalleştirmişiz ki… Peki, bir insan acaba neden sürekli şikâyet halindedir? Neden sürekli her şeyden yakınırız? Bunun hangi duygudan kaynaklandığını gelin, birlikte tefekkür edelim.

Öncelikle eleştirme ve şikâyet etmenin tamamen farklı şeyler olduğunun altını çizelim. Eleştiri, bir şeyin daha güzel daha doğru yapılabilmesinin yolunu aramaktır. Oysa şikayet olmuş hiç bir şeyden tatmin olmamak, her olanla didişmek, kısacası VAR’ı olduğu gibi kabul edememektir.

Şikâyet etmesi için kişinin derin düşünmesine ya da bilgi birikimine sahip olması gerekmez. Oysa hak ve bilimsel eleştiri yapabilmek için ön yargısız olmak, nefret ve intikam duygularıyla davranmamak ve konu hakkında tecrübe, bilimsel donanım gibi vasıflara sahip olmak gibi asgari gereklilikler vardır. Şikâyet etmeniz için bir kişiyi biraz dinlemeniz (aslında dinler gibi yapmanız) yeter, bir olayı duymanız yeter; hemen ardından mutlaka aykırı, beğenmeyen, “ti”ye alan, reddeden bir düşünce, bir laf üretmek yeterlidir. Yani; bir kişi, bir olay, bir olgu, bir yöntem hakkında hakkıyla eleştiri yapabilmek için gerçekten hakkaniyetli olmanız ve yeterliliğinizin olması gerekirken, şikâyet ederek düşünmek, konuşmak ve yaşamak için bunların hiçbirisine ihtiyacımız yoktur. Zanlarımızla fikir öne sürerek yaklaşmak yeterlidir. İşin korkunç olan yanı ise kişinin bu zanlarını gerçekler olarak görmesidir! Bu sebeple, zannlara dayalı fikirler üzerinden yaklaşanın en kolay yapılabileceği şey konuşurken ve yaşarken şikâyet dilini kullanmasıdır.

Dikkat edildiğinde görülecektir ki; bu dili hayatında aktif olarak kullanan insanın hayatı mutsuz, huzursuz, şükürsüz ve tatminsizdir. Sebebi ise “şikâyet” hayat tarzını yaşayan kişilerdeki ilahlık hissiyatıdır; ilahlık hissiyatı bir türlü tatmin olmaz! İlahlık hissiyatlı nefs haline hadislerde “doymak bilmeyen nefs” tanımı da yapılmıştır. Allah’ın dışı var ve biz yaratılanlar oradayız algısıyla kendisini Allah’tan uzağa ve dışarıya konumlandıran (Dunihi algılı) bir kişi kendini müstakil olarak var sayar ve “benim gücüm, benim hükümüm ve benim mülküm” der; yani hissi ile “ben bir ilahım, beni tanıyın” der. Bu hisle yaşarken de mecburen bu hissiyatların kendinde açtığı şikayetçi, rahatsız, tatminsiz, huzursuz, kavgacı kişilik yapısına bürünür.

Böyle çocuk mu olur, hiç ders çalışmıyor... Babam neden beni anlamıyor, hiçbir şeye izin vermiyor... Bu zamanda işini sevip sahip çıkan bir çalışan bulmak çok zor... Patronum daha çok çalışmamı ama daha az kazanmamı istiyor... Kocam işkolik, benimle hiç ilgilenmiyor... Karım saatlerce telefonda konuşuyor... Bu ülke böyle mi yönetilir. Bu ülkeye bir katkıları yok zaten… Böyle yol mu olur… Liste uzar ama bitmez…

Şikâyet VARı olduğu gibi kabul etmeme/edememe durumudur; yani VAKİ OLAN’dan hiçbir zaman memnun olmama halidir. Dikkat edin lütfen, yanlışı sevin kabullenin demiyoruz. Herkes safında yerini almalı, bilimsel duruşunu “Bu haktır, bu batıldır, yanlıştır” diyerek diliyle, haliyle ve davranışlarıyla mutlaka göstermelidir. Şikâyet çok farklı… Şikâyet çözüm odaklı değil, kişiliği tatmin odaklı bir iştir. Şikâyet halini yaşayanlar bir şeyin, bir kişinin hakkını teslim edemezler.

Dunihi algısı sebebiyle dünya hayatında varı olduğu gibi kabullenemeyen insan, şikâyet ederek rahatladığını zanneder. Eşini, çalıştığı yeri, çocuğunu, çok sevdiğini düşündüğü ailesini şikâyet eder AMA ASLINDA DAİMA ALLAH’TIR ONUN ŞİKâYET ETTİĞİ.

Şikâyet halinin devam etmesinden beslendiği için şikayetçi kişilik, şikâyet ettiği konunun aslında çözüme ulaşmasını hiçbir zaman istemez. Çünkü çözüm olursa onun hayata tutunacağı, besleneceği şey ortadan kakacaktır.

Dikkat edin lütfen; eğer biz Billahi Anlamda İman etmiş bir inanan isek şikâyet dosyamızın ilgili makamı kimdir; kim olmalıdır? Ancak ve ancak Rabbimiz Allah! Kendimizi ifade etme yöntemi haline getirdiğimiz dunihi şikâyet tarzı aslında Rabbimizden razı olamadığımız içindir. Her bir şikâyetle biz aslında “Rabbim ben senden de senin emrin olarak yaşanan hayattan da razı değilim” demekteyiz. Farkında olmadan şikâyetimiz Allah’adır. Bu şekilde baktığımızda şikâyetin ne manaya geldiğini kabullenmek çok zor değil mi? “Rabbim senden şikayetçiyim. Verdiğin eşten, sorumsuz çocuktan, yaptığım işten, yaşadığım ülkeden, şehirden, içinde olduğum sıkıntılardan… her şeyden şikayetçiyim!” dediğimizi fark edebilmemiz gerekiyor. İşte bunu fark edip bu konuşma dilinden uzaklaşmamız ve dua diline bürünmemiz gerekiyor.

Ve bütün bunları Hakkı Hakk olarak görüp Hakk’a yapışan bir idrakla, Batılı batıl olarak görüp batılı da reddeden, terk eden bir idrakla anlamalı ve yapmalıyız…

Hayatımızdaki yukarıda saydığımız veya aymadığımız zorlukları, sıkıntı ve problemleri önemsemeyecek miyiz? Bunların çözümü için peki ne yapacağız, bütün bunları kiminle paylaşacağız?

Rasulullah (SAV) Efendimizden ve Kur’an’ımızda bize örneği verilen diğer rasul ve nebilerden öğreniyoruz ki derdimizi Allah adına, Allah için ve Allah’a arz eden bir hayat tarzı şart. Doktora gittik, o doktorun da sahibi ve yaratanı ve her halinin, her kararının sahibi olan Allah’a derdimizi söylemek… Yöneticiye gittik, aynısı… Terziye gittik, aynısı… Markete gittik, aynısı… Eşimizle bir problem yaşadık, aynısı… Çocuğumuzla bir sıkıntı yaşadık, aynısı… İş yerinde bir zorluk yaşıyoruz, aynısı…

Yusuf (86): “Dedi ki “Ben be’simi (sıkıntımı, problemimi, zorluğumuz, beni rahatsız eden şeyi), hüznümü, kederimi ancak Allah’a şikâyet ederim (O’na iletir, O’na açar, O’ndan çözüm yollarını ikram etmesini isterim)…”

Fatiha Suresindeki “yalnız SANA ve yalnız SENDEN” ifadeleri tam da budur işte… Gideceğimiz merci daim ve alternatifsiz olarak Allah’tır Rabbimiz.

Öyleyse, her birimiz önce bizi “dunihi bir şikâyetçi” yapan idrak halini reddetmeli, sonra da bizi üzen, zorlayan, rahatsız eden, Hakk yoldan uzaklaştırabilecek her şeyden, her olgu ve olaydan korunmak ve kurtulmak için tek merciimize dönmeli, sığınmalıyız.

Billahi Anlamda İman üzerine bir hayat tarzımız varsa, bunun gayretindeysek bizim şikâyet dilini bırakmış ve hem sözümüzün hem de fiillerimizin dua olduğu bir dille yaşıyor olmamız gerekiyor. Çünkü her yaşadığımız hal Allah’tandır, Allah’tadır, illa Allah. Çünkü MÜLK; GÜÇ ve HÜKÜM ALLAH’INDIR. Ve biz işte O’ndan (O’nun razı olmadığı hallerden, O’nun verdiği vereceği zorluk, sıkıntı, musibet ve problemlerden) yine O’na (açacağı hayra, kolaylığa, dinginliğe, selamete, sağlık ve afiyetine) sığınan, bunları uman bir dua diliyle yaşıyor olmalıyız.

Yaşadığımız ve yaşayacağımız her halin, bu kapsamda bize sıkıntı, zorluk gibi gelen şeylerin birer imtihan sorusu olduğu da unutulmamalıdır; doğru cevaplayan kazanır!

Bunun gayretindeyken bir an kendimizi şikâyetçi dil ve halde bulduk, öyle olduğumuzu fark ettik, ne yapmalıyız? Şikâyetçi olduğumuz o durumu Allah’tan ayrı görmemize sebep olan noktayı hemen bulmalıyız. Onu bulursak (yani yaşanılanın bağını Allah ile kurarsak) şikâyet anında ortadan kalkar. Mesela çocuğum gereği gibi ders çalışmıyorsa bu durumu arkadaş ortamında değil de Allah’a arz ediyor, ondan çözüm ve yardım istiyor olmak… Aksi halde süreç bizi Allah’tan uzağa düşürecektir. Mesela, çocuğumun üzerinde güç ve hüküm sahibi olduğumu düşünüp üzerinde baskı kurmaya, “Şu okulu kazanmak zorundasın, bunun için de çok çalışmalısın” gibi cümleler kurmaya başlarım. Bu durumu fark edip de çocuğumun benim değil Allah’ın kulu olduğunu bilirsem, üzerinde hüküm ve güç sahibi olmadığımı idrak ederim. Ebeveyni olarak, rahatsız olduğum konuda üzerime düşeni yapar, çocuğuma yardımcı olmaya çalışırım ve dua ile de Allah’ın yardımını, ikramını beklerim. Belki bu konuda yapmam gereken bir davranış da onun neden ders çalışmadığını analiz etmek ve bir de ona neden derslerine çalışması gerektiğini en güzel şekilde, sabırla ve daim nezaketle anlatmaya çalışmaktır. İhtiyacı olan iç ve dış motivasyonları için ona destek sağlayarak onun yanında olduğumu ona hissettirmektir.

Anladık ki: Şikâyet ettiğimizi düşündüğümüz şey ne olursa olsun, şikâyetçi olduğumuz aslında Rabbimiz Allah’tır. Bu durumdan kurtulmak için; Fatiha-5’teki “SANA KULLUK eder, SENDEN YARDIM dileriz” ayetini dilimizle söylediğimiz kadar yaşama gayretine de girmemiz gerekiyor. Çünkü ayet bize sıkıntılarımızı dile getireceğimiz tek mercinin Allah olduğu gerçeğini hatırlatıyor; bunu yaşantı haline getirin, yaşayın diyor.

Allahım, lütfen senin huzurunda, senin makamında bir şikayetçi olarak yaşamaktan, öyle yazılmaktan ve öyle ölmekten biz inanan kullarını kurtarıver ve bizi bu halden daim koruyuver. Lütfediver de şakinin dili olan şikâyeti hayatımızdan çok kolay ve geri dönüşsüz olacak şekilde kaldırıver (âmin).

Yazarın Diğer Yazıları