Elif Çaylıoğlu

Kader (17)

Elif Çaylıoğlu

Kader konusu imanın hayat tarzına yani kültüre dönmesidir. Billahi İmanlı bir inananda KADER nasıl bir iman ve hayat tarzı oluşturur, bunu birlikte tefekkür etmeye çalıştığımız yazı dizimizin bugün sonuncusunu sizinle paylaşıyorum. Bu yazılarımızda da önceliğimiz hastalığımızdı. Nasıl ki bedenimizin rahatsızlıkları, hastalıkları var ve bunların hafifleri ve çok korkunçları var. Tıpkı onun gibi idrakımızı oluşturan “ben”liğimizi yani nefsimizi ve onun evi olan kalbimizi de hasta eden ama fark edemediğimiz çok, çok, çok tehlikeli patolojiler var. Dünyaya gelmekle aktifleşen bizdeki esfele safiliyn yazılım bizim “Hu’viyetimizi” hasta etmekte, bu hastalık sebebiyle oluşan dunihi algı ve zanları bizim her birimizin kendini “adı konulmamış” bir ilah olarak, ilahlık hissiyatıyla yaşamasına yol açmaktadır. “Adı konulmamış” dememizin sebebi inananlar (hem diğer dinlerdekiler hem de biz Müslümanlar) kendimize alenen “Ben ilahım, ben Rabbım” demememize rağmen bir ilah, bir rab gibi (ilahlık, rablık hissiyatıyla) yaşamamızdır. Biz o hale, Yılmaz Dündar hocamın söyleşi ve kitaplarında kullandığı Kur’anî bir olan ifade “dunihi ilah”lık dedik. İşte bu dunihi algıya dayalı ilahlık hissiyatını önce anlayıp reddetmek, sonra da onu arayıp bulup terk etmek üzere yazıyor, birlikte de okuyor ve tefekkür ediyoruz. Tabi, o dunihi ilahı bir başkasında değil bizzat kendimizde bulup yakalamaya ve o marazdan kurtulmaya odaklı olarak bir fiili dua olarak bu yazma okuma işini yapıyoruz.

Allah mefhumuna inananlar için söylersek, temelde “Tamam, beni yaratan bir Allah var, ben de o Allah dışında bir yerde onun kulu olarak müstakilen varım ve muhtarım” düşünce ve yanılgısından beslenen bu ilahlık hissiyatını en kolay konuşma diliyle tanıyabileceğimizi ve en kolay olarak da (Biiznillah) bu dili terk ederek ondan kurtulabileceğimizi öğrendik (Yılmaz Dündar, KADER).

Her dunihi ilah, kendisini zannettiği “muhtarım ve müstakilen varım” yanılgısına dayalı hissiyatıyla hem yaşantısına hem de çevresindekilerin yaşantılarına yön vermeye, müdahale etmeye, herkesi ve her şeyi yönetmeye, şekillendirmeye çalışır. Bu niyeti, bu kastı onun konuşma diliyle kendini gösterir (Muhammed 30). Bu ayetimizle de çok özel olarak uyarılmamız, merhametle korunmamız sebebiyle, konuşurken bir ilahlık hissiyatlı kul olarak mı konuşuyoruz; hem bunun test edilmesi hem de eğer öyleysek (ki öyleyiz) o hissiyattan, ilahlık hissiyatından korunmak ve kurtulmada “kırmızı çizgilerimizi” tekrar hatırlayalım mı inşaAllah?

1. Suçlayan cümleler kurmamak.

2. Bâtılı, suçluyu, yanlışı savunan, aklayan, destekleyen, batıla/yanlışa taraf olan cümleler kurmamak.

3. Şikâyet cümleleri kurmamak.

4. Dunihi algıyla oluşan ilahlık hissiyatınızı veya bir başkasının bu hissiyatını sahiplenen, öven, tasdikleyen cümleler kurmamak.

5. Sızlanma ve mağdurmuş hissi uyandıran cümleler kurmamak.

6. Günlük yaşantıya hâkim olan bu dunihi ilahlık hissiyatını yücelten, kendimizde ve bir başkasında o hissiyatı daha sağlam, daha güçlü, daha özenilen bir hissiyat haline getirecek cümleler kurmamak.

7. Kalbimizi esir eden “Ğıll”in ürettiği nefret kökenli göz dikme ve hasetten kaynaklanan kıyas cümleler kurmamak.

8. Emir cümleleri kurmamak, mümkün olduğunca emrederek konuşmamak.

9. Zihnimizdeki kişiler rehberinde bir kişiyi “noksanı, engeli, eksiği, zayıf yanı, zorluğu, ayıbı” gibi size göre (yani sizin öyle zannettiğiniz) kusur olan bir vasfı ile etiketlememek.

10. Hakkında bilgi sahibi olmadığınız ve bizi (yani ahiretimizi) ilgilendirmeyen konuların peşine düşmemek, böyle konularda, böyle ortamlarda konuşmamak.

11. İlahlık hissiyatının göstergesi olarak yersiz, gereksiz yere yemin kelimesi kullanmamak.

12. Allah’ın hükmüyle didişen, hüküm veren, hükmü eleştiren, hükmü önemsemeyen, hükümle kavga eden, didişen cümleler kurmamak.

13) Size yanlış veya kötü davranmış yani ilahlık hissiyatınızı incitmiş bir kula karşı kin, intikam (affedemeyen) hislerle konuşmamak.
Liste uzar gider ama “kurtuluş için” bir öncelik listesi lazımsa biiznillah budur…

Nefsin şerrinin konuşma diline sahip olup olmadığımızı, konuşma dilimizde bunları takip ederek anlayabiliriz.

Konuşma dili, farkında olsak da olmasak da imanımıza ait kimliğimizi ortaya çıkarır: Dunihi idraklı kul veya Billahi İmanlı kul kimliği. Kimliği (Hüviyeti) kişinin idrakını gösterir; Billahi idrakte mi, dunihi algıda mı yaşıyor oluşumuzun göstergesidir! Dunihi algı kaynaklı kıyas, şikâyet, itiraz, suçlama, nefret, kendini veya menfaati olan kişileri övme, bir olayda kendini haklı çıkarıp muhatabını haklama, mağdur görünme, zanlara bağlı yorum gibi zulmani kasıtlar içeren konuşma dili bir kimliktir ve bu kimlikle yaşantının ahiretteki devamı cehennemdir. Billahi Anlamda imanlının, cümle kuranın dili de bir kimliğe ait bir yaşantıyı gösterir ki; o yaşantının ahiretteki devamı Biiznillah cennet ortamıdır (Yılmaz Dündar, Kader). Hucurat (12): ‘’Ey iman edenler (ey Elif), zannın çoğundan (zulmani olanından) sakının; çünkü bazı zanlar günahtır. Gizlilikleri (hakkında bilgi sahibi olmadığınız, sizin için zan kaynağı olacak şeyleri) araştırmayın, birbirinizin gıybetini yapmayın (kendinizi ve diğer kulları Allah dışında müstakilen var ve muhtar varlıklar zannetmeyin). Ölmüş kardeşinizin etini yemekten hoşlanır mısınız (ölmüş bir tanıdığının etini yemekten hoşlanır mısın Elif)?”

Tâ-Hâ (131), Kehf (28), Tevbe (55), Tevbe (85), Hud (113), Hicr (88), Nisa (32). ayetler Billahi Anlamda inananlara “Sakın nefret kaynaklı kıyas yapmayın” diyerek yine bizi uyarmaktadır. Neden böyle bir uyarı? Çünkü nefsin şerrinin konuşma dili dunihi algı tabanlı olduğundan nefret kökenlidir, konuşurken yaptığı kıyaslar da öyle!

İnsan Billahi anlamda iman ve cihat (nefs terbiyesi) ile bu zulmetten kurtulabilir. En etkili kurtulma yolu konuşmamızı, dilimizi (konuşurkenki idrakımızı) sürekli kontrol etmemiz ve yanlış idrakla cümle kurmayı, yanlış kelimeleri terk etmektir! Bu hedefle Allah’ımızın destek, müdahale ve yardımına sığınmalı, nefsin şerrinin konuşma dilini takip ederek yakalayacağımız zulmani özelliklerimizden kurtulmaya gayret etmeliyiz.

Bu davranış, nefs terbiyesi adına yapacağımız çok güzel bir çalışma olacaktır, Biiznillah. Hucurat-11: “Ey iman edenler! Bir topluluk diğer bir toplulukla alay etmesin; zira onlar kendilerinden hayrlı olabilirler. Kadınlar da başka kadınlarla alay etmesinler; çünkü alay edilenler edenlerden hayrlı olabilirler. Biriniz diğerinizi aşağılamayın, birbirinize kötü lakap (etiket) takmayın. İman ettikten sonra fâsıklıkla anılmak ne kötüdür (bu sizi fasık yapar)! Tövbe etmeyenler yok mu; işte zalimler onlardır.”

Rabbimizin uyarısıyla anlıyoruz ki nefsin şerrinin konuşma diline ait olan “lakap takma, aşağılama, alay etme” bizi fasık ve zalim sınıfına sokuyor.

Dunihi algı ile kendimizi Allah’ın dışında müstakil bir varlık olarak gördüğümüzde bu bize kolaylaşmaya başlıyor, nefsin şerrinin konuşma dili aktifleşiyor. Bu dilin aktifleşme sebebi tamamen ilahlık hissiyatıdır, “müstakilen varım ve muhtarım” zannına yol açan dunihi algıdır. Bu algı varsa elbette bizden bu fiiller çıkacaktır; konuşurken, davranırken kendini üstün ve mükemmel gören, başkalarını hep eksik görüp alay eden, onları bir şekilde “sözde noksan bir etiket” ile etiketleyen… Bu halde olduğumuzu fark bile edemiyoruz.

Efendimiz (sav)’in hayatından bir örnekle zihnimizi nurlandıralım inşaAllah.

Kendisine “Yahudi kızı” denilmesi sebebiyle ağlayan eşi Hz. Safiye (ra) validemize Rasulullah (SAV); “Sen bir rasulün (as) (Harun’un) kızısın. Amcan (Musa) da bir nebidir (as). (Şimdi de) bir rasul ve nebinin (SAV) nikâhı altındasın. Sana böyle deyip de seni üzen kişi sana karşı hangi konuda övünüyor?”  buyurmuş ve bu Safiye validemizi üzen sahabeyi de Allah’tan korkması konusunda uyarmıştır.

Konuşma dilinin dünya ve ahiret hayatımızdaki önemini ayet ve hadislerden öğrendik. Konuşma dilimize göre bir idrakımız ve yaşantımız ya da idrakımıza göre bir konuşma dilimiz var demek ki! Şikâyet, yakınma, suçlama, yanlışı aklama cümleleri… şeklinde bir konuşma diline sahipsek bir dunihi ilah konuşuyor demektir ki bu durumda biz Allah’tan uzağa düşüyoruz demektir. Allah’tan uzaklaştırılanın, kovulanın (raciym’in) kim olduğunu lütfen hatırlayalım! Bunu fark eder de korkarsak, konuşma dilimizi düzeltmek Billahi Anlamda İman ile yaşamaya talip olan için kesinlikle çok önemli önceliği olur.

“Allâhümme elhimnî rüşdî ve eiznî min şerri nefsî.”

“Allahım, bana (konuşurken de yaşarken hakkı batıldan ayrıt eden aklı) rüştümü ilham ediver ve beni nefsimin şerrinden kurtarıver, koruyuver.”

Ey Allahım, Rasulullah (SAV) Efendimiz Muhammed Mustafa ile öğrettiğin, ikram ettiğin bu dua ile daim sana sığınıyor, dilimizi de idrakımızı da sana teslim ve emanet ediyoruz. Allahım, idrakımızı ve dilimizi daim koruyuver; Billahi Anlamda inanarak yaşamaya talip biz kullarını “hayr konuşan ya da susan” kulların eyle lütfen. Ve Allahım, lütfeyle, ikram ediver de konuşmamız da zikrullah olsun susmamız da...

Aklımızdan da dilimizden de bedenimizden de senin razı olmadığın düşünceler, sözler tavırlar sadır olmasın (Âmin).

 

Yazarın Diğer Yazıları