Elif Çaylıoğlu

Kader-3

Elif Çaylıoğlu

Kader konusunu doğru anlayıp hayatımızda uygulayabilmemiz için olmazsa olmaz şartın Billahi Anlamda İman olduğunu, Efendimiz (SAV)’in öğrettiği bu imanı doğru anlayıp kabullenemeden kaderin doğru anlaşılamayacağını daima hatırlamamız gerekiyor. Kader manasını muamma gibi ikilemler havuzu gibi, konuşulmaması gereken bir konu gibi düşünmenin altında da hep Billahi Anlamda İmanı dolayısıyla da Allah’ın kaderini anlayamama yatmaktadır.
Eğer bir kişi Allah’ın öncesi ve sonrası, içi ve dışı yani sınırı olmadığını kabul ettiğinde bunun adı Billahi Anlamda İmandır. Bu imanla yaşayan bir kişi ayrıca müstakilen var ve muhtar varlıklar olmadığını, yani kulların Allah’a göre müstakil ve muhtar ve gerçek varlar olmadıklarını iman ile kabul ve tasdik etmiş demektir ki, bu durumda onun kader manasını anlaması çok ama çok kolay olacaktır. İşte bu kolaylığı yaşamak için, kader manasına yaklaşmada riayet edeceğimiz kuralları ayetler çerçevesinde şöyle özetlenebilir.
Kuralları sıralamaya geçmeden hemen hatırlatalım ki işimiz, inanmayanlar veya inancında şüphe ile yaşamayı sevenler ya da yanlış inanışlarını doğru gibi görerek yaşamak isteyenler değil. Onlarla didişerek, onların saçma sapan ve gerçeği aramak yerine zanlarına dayalı savlarını öne çıkarmak amaçlı sorularıyla meşgul olmak gibi bir gündemimiz hiç yok. Bizim işimiz kendimizin ve doğruyu arayanların ahirete yönelik gelişimini Hak yolda gerçekleştirmesi için yardımlaşma, dualaşma ve Hak yolda bir kazanılmış değişimle de dünyadan ayrılabilmek…
Kaderi doğru anlayabilmenin ve yaşayabilmenin ilk kuralı, birinci kural; Allah’ın adalet sahibi oluşudur.
Çok kısır, çok basit düşünen bazılarının şu sorularıyla bu adaleti sorgulamaya çalıştıklarını görmüşsünüzdür: “Benim bu dünyaya geliş şartlarımla bir başkasının bu dünyaya geliş şartları aynı değil dolayısıyla aynı imkanlara sahip değiliz. Ekonomik olarak durumu iyi olan bir ailede yetişmek ya da ekonomik olarak sıkıntılı bir ailede yetişmek, bu dünyaya bütün uzuvları sağlıklı olarak dünyaya gelmek ya da sağlıksız olarak dünyaya gelmek veya dünyaya geldiğimiz coğrafyanın koşullarının zor ya da kolay olması gibi seçemediğimiz birçok şey üzerinden hayatımızı yaşamak zorundayız. Dolayısıyla her insanın içine doğduğu şartlar ayrı olmasına rağmen neden aynı sınava tabi tutuluyoruz?”
Bir kere adalet ve eşitlik çok farklı kavramlardır; adalet eşitlik değildir. Eşitlik kulağa çok cazip gelse de hiç kimse eşit olmayı istemiyor; herkes bir diğerinden farklı özgün bir yanının olmasını istiyor, bunu arzuluyor ve bundan hoşlanıyor. Bu bile Allah’ın yaratmasında eşitlik değil adalet aranması gerektiğini gösteren bir veridir. Evrende ve yeryüzünde eşitlik yok! Galaksiler doğum, ölüm, içerik ve kütleleri, vasıfları açısından hiçbiri diğeriyle eşit değil. Yıldızlar da öyle. Dünya da öyle! Diğer gezegenlerle eşit değiliz. Dünyadaki biyomlar, habitatlar da öyle. Ama tümünde Sünnetullah gereği yaşantının adalet üzere yürüdüğü, bazı kişiler anlayamıyor olsalar bile bilimsel bir gerçek. Her bir kulun (insan, hayvan, bitki ve diğerleri…) genetik, bireysel, davranışsal şartlarının eşit olmadığı bir evren matematiğinde yaşamaktayız. Siz hiç bütün oyuncularının eşit rollerde olduğu, aynı vasıfta ve rolde olduğu bir film izlediniz mi? Böyle film önünüze gelse izlemek ister misiniz?
Kader konusuyla ilgili bu gibi sorular üreten akıllar, öncelikle bu soruları neden sorma ihtiyacı duyduklarını fark etmelidir. Kişideki Müstakilen Varım ve Muhtarım iddialarının etkisiyle dunihi algının zannlarıyla üretilen soruların sonu yok! Bunlara cevap yetiştirmeye çalışmak gibi bir işimiz de yok. Bu gibi sorular Billahi Manada İman taşıyan bir kalbe ve zihne o kişinin dunihi algısı şeytanlar veya şeytanlık misyonlu insanlar ve şeytaniyetle görevli cinler tarafından sorulur. Böyle soruları sahiplenmek kişiyi imanıyla buluşturmaz. Bunlara “La ilahe” demedikçe!
İslam doğru tefekkür için doğru sorgulamayı çok ama çok önemser ve teşvik eder. Efendimiz (SAV) “soru ilmin yarısıdır” buyurur. Ama yine Efendimiz (SAV) bu gibi sorular için “Önceki ümmetleri bu tarz soruları mahvetti, helak etti” diye uyarır.
Bu tarz sorulara cevap verilemeyeceği için değil bu açıklamalarımız. Amaç doğru sorular sorup, doğru cevaplar üretmek (yani tefekkür)! Bir de Billahi İmanı bir öngörü olarak tereddütsüz kabullenenin işi bu değil! Bu tarz soruların peşine düşerek Billahi anlamda imanlarına cevap arayanların önce Allah’ı doğru tanıtan ilme rağbet etmeleri, anlayışlarını (fehmlerini) bu ilmle yükseltmeleri, imanlarının geri dönüşsüz olması, yakinlerinin de sıdk üzere ilerlemesi için gayret ve yalvar yakar duada olmaları (böyle olmamzı) şart. Lütfen bize bunu kolaylaştırıver ve lütfediver Allah’ım.
Bu parantezi kapatıp, “Allah adaletlidir” kuralımızı ayetlerle anlamaya çalışalım.
Enbiya Sȗresi 47. ayet der ki: “Kıyamet günü kıst terazileri koyarız. Hiçbir nefs en küçük bir zulme uğramaz. Yapılan iş bir hardal tanesi kadar dahi olsa onu getiririz. Hesap gören olarak biz yeteriz.”
Kıst, adalet anlamını taşıdığı gibi ayette geçen anlamıyla iki kişi arasındaki adaleti temsil eder. Kıst terazisinde (bu değerlendirme sisteminde) hardal tanesi kadar bir hakkın birbirine geçmeyeceği imanlılara böylece öğretiliyor.
Dünya şartlarında bir kulun bir kuldan farklı şartlarda doğması ve bu şartlara göre yaşantısını sürdürmesi nasıl “adaletsizlik” gibi görülebilir, eğer kişi Billahi Anlamda imanlı ise! Esfele safilin yapısı ile Allah’a ve yaratışına bakan zaten hep Allah ile didişmektedir. Her yaratılan kul bu esfele safiliyn hal ile (aşağıların aşağısına düşmüş olarak) dünya hayatına başladığı için, Billahi iman bilgileriyle yaklaşmadıkça doğru bakamaz, doğru soru oluşturamaz ve nihayet asıl görevi olan Allah’a iyi bir kul da olamaz. Bu sebeple önceliğimiz esfele safilin halden kurtulup ahseni takvime ulaşabilmektir. Dünya standartları farklı, imkanları değişik olan kulların bedenleri değil idrakları yaşamaya devam edecek, idrakların kazandığı değişim ahiretimiz için belirleyici olacaktır. İnsanların zor dediği şartların mı kolay dediği şartların mı hidayet için bir imkân olacağını kimse bilmez. Cehenneme bazen varlıkla (çok iyi ve ileri imkanlar sebebiyle) bazen de yoklukla (zorluklarla, sıkıntılı geçen bir ömürle) gidilir. Yani bir insan bunu neden sorgular? Demek ki doğrusal düşünen aklıyla Allah’ı yargılıyor! “Allah’ım sen ve sistemin adildir” imanındaki bir kişinin böyle bir sorgusu olur mu? Bu soruları soranlar bizim çocuğumuz, anne babamız gibi sorumlu olduğumuz kişilerse onlara “Allah’ı ve sistemini anlamanın bir yetkinlik” olduğunu bunun “Billahi İman ve O’nun önerilerine uygun bir yaşantı ile gerçekleşeceğini” uygun örneklerle sabırla ve zarefatle anlatmaya devam edeceğiz, Rabbimize de “İlmimizi, anlayışımızı, imanımızı ve ikanımızı artırması” için dua edeceğiz (Rabbi zidni ilmen ve fehmen ve imanen ve yakinen sadıka (amin).
Fiziksel rahat veya zor şartlar içerisinde hayatını geçiren kişilerin bu görüntüleri değil kalplerindeki ihlas (yani Allah’ı tanıyarak iman eden akılları) ev bu idraklarıyla yaptıkları değerlendirmeye alınır. Hem dunihi algı ve zanlarıyla (yani Allah’tan bağımsız, O’nun dışında varlıklarız algısıyla) yaşayan insan ne Allah’ı ne de adaletini yani kullarına olan merhametini, sevgini anlayamaz, düşünemez, göremez. Tüm dünyaya bakın, yaşantıda insanlar tatmin eden bir adalet tesis etmişler mi ki? Birleşmiş Milletlere bakın, gelişmiş denilen demokratik denilen ülkelere bakın; hangisinde insanlar adaleti yaşıyor acaba? Mesela çocuklarını sapkınlıklara karşı koruyan bir adalet sistemi var mı? Kadınlar, yaşlılar, engelliler neden tüm dünyada dezavantajlılar? Allah kadın olarak yarattı diye mi? Allah ihtiyarlığı yarattı diye mi? Bir engellilik hali oluştur diye mi? Yoksa insanların kahır ekseriyetinin Allah merhametini, Allah sevgisini ahlak edinememeleri sebebiyle mi? Rabbimiz Allah Rahman’dır, Adil’dir, Vedüd’dür, Rauf’tur, Rahiym’dir, Hasib’tir… O’nun adaletinin göstergesi esmalar (yan kurallar) bu sisimlerle de sınırlı değil ki…
Ahiretimizi belirleyen kriter bizim bu dünya da hangi şartlara doğduğumuz değil, hangi şartta doğarsak doğalım Rabbimizin hangi kuluna hangi yoldan nasıl rızklar vereceği yani kendisini tanıma imkanları açacağı bilinmez; bu durumda bizim işimiz şartların ne olduğuna bakmadan gayret ve kulluğumu Allah’ın razı olacağını umduğumuz hayat tarzımızla yaşamaktır.
Bu İslam’ın rahatlığa, imkanlı olmaya, zengin olmaya, sağlıklı olmaya önem vermediği, bunları dikkate almadığı anlamına gelmez. Bilakis bir imanlı kulun elinde onu Allah yolunda tutacak imkanlar, özellikler çok değerli ve çok önemlidir. Ama görece olarak daha az imkanlı ve özellikli olanlar için bir adaletin olmadığını düşünmek yanlıştır. Dileyen ölüm anına ve ahirete kadar şüphesine devam edebilir…
Hayatını sağlıklı, rahat ve iyi imkanlar içerisinde yaşayan birinin hiç Allah’ı hatırlamaması ona eğer cehennem kapısını aralamışsa siz bunu onun için bir önemlilik görebilir misiniz veya sizde olmayan konforu ona sağlanan şartları çok özel bir ayrıcalık gibi değerlendirebilir misiniz? Bu dünyadaki rahatlık da rahatsızlık da sağlık da hastalık da zorluk da kolaylık da imkân da imkânsızlık da imtihan dünyasının dekorlarındandır; dekorları farklı bu imtihanın sonuçlarını dünyada veya ahirette görenler adalet konusunda tereddüt yaşamayacaklardır.
Billahi imanlı bir kalb ve tereddütsüz doğru bir kader manası ile yaşamada “İHLAS SURESİ”ni deli gibi ama doğru hayalle yani doğru manalandırarak okumak çok ama çok önemlidir denilmektedir. Bu mana nedir derseniz, Yılmaz Dündar hocamın AŞAĞILARIN AŞAĞISI, Talibin Başlangıç Çizgisi, KADER gibi kitaplarını edinmenizi ve sıkı sıkı okumanızı size de kendime te öneririm
Allah’ım “Kader” manasını doğru anlayabilecek Billahi Anlamda İmanı kalbimize yazıver de biz senin kaderini senin razı olduğun şekilde anlayıp, kabul edip ve o halde de yaşayabilelim. Allahım, bunu bize ilham ediver, ikram ediver, lütfediver (âmin).

Yazarın Diğer Yazıları