Elif Çaylıoğlu

Kader – 4

Elif Çaylıoğlu

Billahi Anlamda İman deklare etmiş bir kulun Kader konusunu anlarken ve anlatırken ilk prensip, Allah’ın kaderindeki adaletini, adalet sahibi oluşunu bozmamak, bu adalete ters yaklaşımlara düşmemekti. Bunun için kişinin gizli açık taşıdığı ilahlık hissiyatlı duygularını, zanlarını reddedip terk etmeye başlaması gerekmektedir. Allah’ın adaleti hakkında şüphe içeren bir iman Billahi manada iman değildir.
Kader manasını doğru anlama ve anlatmada ikinci kuralımız, Allah’ın Kuluna Verdiği Hakka Riayet etmektir. Allah’ın kuluna verdiği hak bir yetkidir; adı da Muhtariyeti Tercih Gücü yetkimizdir. Bu yetki bize sorumluluk yükleyen, dünya hayatı sürecinde kullanılmak üzere emaneten verilmiş bir yetkidir. Ne meleklerde ne de şeytanlarda olmayan bu yetki insanın dünya imtihanı için gerekli olan yetkidir. Bu yetkiyle yaşantımızda 7/24 HAKK veya BATIL tercihler yaparız; bu yetkinin alanı sadece Hakk veya Batıl tercihlerdir. Değilse dünya yaşantısında insanlar birçok seçim yapar ama onlar Tercih Gücü yetkisi kapsamındadır. Mesela insan suyu soğuk mu oda sıcaklığında mı içeceği, sofrada ne yiyeceği, nasıl bir ev veya araba alacağı gibi birçok şeyi seçer ama bütün bunları Tercih Gücü yetkisiyle yapar. Oysa Muhtariyeti Tercih Gücü yetkisi farklıdır; o neyi seçeceğimizi değil, hangi idrakla seçeceğimizi (Hakk idrakla mı Batıl idrakla mı?) seçim yapıyor oluşumuzu gerçekleştirebilmemiz için verilmiş yetkidir; bu yüzden sonuçlarından sorumlu olacağımız yetkimizdir.
Bazen öyle zamanlar yaşarız ki hayatımız için önemli kararları vereceğimizde doğru tercihler yapıp yapmayacağımızdan emin olamaz ve Allah’a sığınarak dua ederiz: “Allah’ım yapacağım tercihimi razı olduğun bir tercih kılıver ve o tercihimi senin razılığın üzere kullanabileyim” diyerek sığınırız. Örneğin henüz eşini seçmemiş ama böyle bir tercih aşamasında olan birini düşünün, hayatımızı çok ciddi şekilde değiştirecek bir sürece gireceğimiz bir konuda doğru tercih ve doğru karar ne kadar hayati bir durumdur onun için. Böyle bir durumda karar vermek için çok düşünürüz değil mi? Kafamızda oldukça fazla soru belirebilir. “Acaba bir ömür anlaşabilir miyim? Beni gerçekten seviyor mu? Yoksa sadece hoşlanıyor mu? Gerçekten değer veriyor mu? Bu konuda tercihim “evet” olursa Allah’ın razı olduğu bir hayat sürebilir miyim?” gibi sorular bizi çok ciddi düzeyde meşgul edecektir; eğer Allah’a talipsek! Aslında konu ne olursa olsun, mesele tercihimizi Hakk olarak kullanabilmektir. Bu durumda Muhtariyeti Tercih Gücü yetkimizle bir tercih yapmak zorundayız. Tercihimizin Hakk ya da Batıl tercih olması bizim sorumluluğumuzdadır. Bu durum biz kullar için dünya hayatı sürecine ait bir yetkidir. Hakk ya da Batıl tercihlerimizin cüzi irademizle yani Muhtariyeti Terci Gücü yetkisiyle olması, Kader konusunda bizlerin Allah indinde bir zorlamaya tabi tutulmadığımızı gösterir ki bu durum hem Allah’ın adaletini görmek isteyene hem de Allah’ın kula verdiği yetkinin hakkını vermek isteyene yeterince açık bir belgedir, ayettir.
Billahi algıda olmayan ve kendini Allah’ın dışı var zannıyla Allah’ın dışında bir yere konumlandıran insan, farkında olsun veya olmasın kendisini müstakilen var ve muhtar olarak görür ki bu kulun kader konusunu Efendimiz (SAV)’in öğrettiği şekilde anlaması çok mümkün değildir, bu kul kader manasını doğru anlamakta, anlatmakta dolayısıyla da yaşamakta zorlanacaktır. Mesela kader manasının iman kısmını yani hüküm kısmını kaza ile yani amel ve gayretten oluşan kesrete ait kısmı ile karıştıracak ve “Eğer kaderim önceden belliyse benim gayret etmeme ne gerek var?” gibi sorular sorarak sürekli kader manası ile didişecektir. Zihnimizin, hayalimizin, kalbimizin kader konusunu çarpıştırarak anlaması mümkün değildir; kader manası ancak çakıştırılarak anlaşılabilir ve yaşanabilir.
Evet, kaderimiz önceden yazılmıştır, bu bizim Billahi manada imanımız kapsamındadır ki bunu Hadid Suresi 22. Ayetinden de öğreniyoruz.
Hadîd 22: “Yeryüzünde vuku bulan ve sizin başınıza gelen herhangi bir musibet yoktur ki biz onu yaratmadan önce bir kitapta (yazılmış, takdir edilmiş, hükme bağlanmış) olmasın. Şüphesiz bu Allah’a göre kolaydır.”
Kader manasının hükmü Allah’a aittir. Bu ayet bunu bize Tevhit diliyle bildirmektedir. Eğer kişi tevhid ve kesret kuralları farkını bilmezse, kesrette ait kuralları tevhide ait kurallarla çarpıştırır durur. Efendimiz (sav) kaderi böyle çarpıştırarak tartışan sahabelerine “Ben size bunun için mi gönderildim” diyerek onların yöntem hataları üzerinden onlara ve bize yanlışı gösteriyor ve düzeltiyor. Kesret, Allah’ın hükmünün yerine gelmesi sürecinde kullarına verdiği yetkiyle tercihlerin yapıldığı dünya yaşantısı evresidir; bu süreç bize verilen Allah’a ait yetki ve özgürlükle bizim bir iş üretme, bir tercih yapma dönemimizdir. Oysa okuduğumuz ayet tevhidi anlatıyor. Bu durumda biz bu ayeti eğer kesret üzerinde anlamaya kalkarsak anlayamaz ve yanlış yaparız. Mesela “Ben zaten bu kararı vermeye mecburdum” gibi bir yanlış algı ortaya çıkar. Bu durumda kul kendini bir robot gibi hisseder. Yaşadığı şeylerde sorumluluk almaktan kaçar ve ayetlerde “Allah size zulmetmez, Allah sizin sapmanızı istemez, Allah sizin küfrünüze razı olmaz” gibi uyarılara rağmen yanlışlarını Allah’a mal etmeye çalışır, şeytan gibi! Ne demişti? “Beni sen saptırdın” demişti. Allah kaderime böyle yazmış, bu yüzden yolsuzluk yapıyorum, bu yüzden mutsuzum, kader mahkumuyum, bu sebeple fakirim, kaderimde cehennemlik olduğum yazılı olduğu için namaz kılmıyorum, oruç tutmuyorum, önerilmemiş şu şu işleri de yapıyorum” gibi bahaneler üreten insan, Allah’ın kula verdiği hakkı yani yetkiyi (Muhtariyeti Tercih Gücü yetkisini) göz ardı ediyor ve Allah’ı adaletsizlikle suçluyor demektir. Kulun bir mecburiyet hali var ki o da şudur; Allah’ın kendisine verdiği Muhtariyeti Tercih Gücü Yetkisiyle tercih yapmasıdır. Kullar olarak bu yetkiyi kullanmaya mecburuz. Mecbur olduğumuz işimiz, tercihimizle Hak ya da batıl bir seçim yapmaktır ki hatta sadece bundan sorumluyuz.
Dolayısıyla kul olarak mecbur olduğumuz şey, ahiretimizi şekillendirecek tercihlerimizi yapma yetkimizi hür olarak kullanmaktır; buna mecburuz. Kesret diliyle çıkaracağımız sonuç budur.
İnsan Billahi imanda olmayıp da heva ve heveslerine göre bir inanış uydurmuşsa, Allah diyerek yöneldiğimiz manayı doğru tanıyamaz, bu sefer de Tevhit dilindeki ayetleri kendi yaşantı normlarımıza uydurmaya çalışırız. Hadid Suresi 22. ayet buna bir örnektir. Bu ayeti kesret ayetleriyle çarpıştırmamalı hem de bu ayette amel çıkarmaya çalışmamalıyız. Oysa şu ayetlerden amel çıkarabiliriz.
Hadîd 23: “Allah bunu, elinizden çıkana üzülmeyesiniz ve Allah’ın size verdiğiyle de şımarmayasınız diye açıklamaktadır. Allah çok övünen kibirli kimseleri sevmez.”
Hadîd Sȗresi 24: “Onlar (o çok övünen kibirliler) cimrilik yapan ve insanlara da cimriliği emredenlerdir. Kim Allah’tan yüz çevirirse muhakkak ki Allah Ğaniyyül Hamiyd’dir.”
Efendimiz (sav)’den rivayet edilen bir hadis: Ümmü Habibe (r.a.) şöyle dua ediyordu; “Ey Allahım, bana uzun ömür ver de eşim Rasulullah, babam Ebu Süfyan ve kardeşim Muaviye’den yararlanabileyim.” Bu dua sebebiyle Efendimiz Rasulullah (SAV) mübarek eşlerini uyardı: “Sen Allah’tan kesinleşmiş eceller ve taksim edilmiş rızklar hakkında istekte bulunuyorsun. Oysa Allah onlardan hiçbirini ne vaktinden önceye alır ne de erteler. Eğer Allah’tan seni cehennemdeki ve kabirdeki azaptan korumasını ve kurtarmasını istersen senin için daha hayrlı olur.”
Dikkat edecek olursak hadiste “Kader Matriksi” yani hüküm anı ve “Yaşanabilir Hayat Normları” yani dünya yaşantısı süreci birbirinden kategorik olarak ayrılmıştır. “Kader Matriksi” içerisinde insana Muhtariyeti Tercih Gücü Yetkisi çerçevesinde özgürlük verilmiş ve bu özgürlük hükme bağlanmıştır. Ancak “Yaşanabilir Hayat Normları” yani dünya yaşantısı süresince Muhtariyeti Tercih Gücü Yetkisi’ni kullanarak ahiretimize katkı sağlayabiliriz. Efendimiz (SAV) ömür ve rızık söz konusu olduğunda “bir şey yapamazsın” diyorken, neden cehennem azabı ve kabir azabı için “Bu konu kesinleşmiştir, bir şey yapamazsın” demiyor! Aksine korunma duası yapması isteniyor. Cehennem azabından korunma duası yapmak demek aslında “Allahım, Muhtariyeti Tercih Gücü Yetkimi bana o şekilde kullandırtıver, bu yetkiyi kullanma biçimime müdahale et. Allahım, beni beşeriyetime bırakma da ahir konumlarım hayrolsun (âmin).” demektir (Yılmaz Dündar, Kader kitabı).
Geldiğimiz noktada duamızı yapıp yazımızı tamamlayalım: “Allah’ım, Kader manasını doğru anlayabilecek Billahi Anlamda İmanı kalbimize yazıver de biz senin kaderini senin razı olduğun şekilde anlayıp, kabul edip ve o halde de yaşayabilelim. Allah’ım, bunu bize ilham ediver, ikram ediver, lütfediver (âmin).

Yazarın Diğer Yazıları