Elif Çaylıoğlu

Kader 5

Elif Çaylıoğlu

Bir konuyu anlayıp anlayamadığımızı, yaşayıp yaşayamadığımızı yani konuyu öğrenip öğrenemediğimizi anlamanın hatta bunu sağlamanın yöntemlerinden birisi, o konuyla ilgili bir ana hat listesi oluşturmaktır. Biz de Kader konusunu anlayabilmek için Yılmaz DÜNDAR Beyin KADER adlı kitabında oluşturduğu ancak ehli sünnet kaynakları içerisinde kaderle ilgili kitaplarda mana olarak mevcut olmakla birlikte hiçbirinde böyle açık ve net olarak oluşturulmuş kurallar olarak karşımıza çıkmayan, fakat konuyu anlamaya yardım eden bu kurallar listesi üzerinden kader konusunu tefekkür etmeye çalışıyoruz. Bugün 3. Kuralımız: Kader konusuna mutlaka Billahi Anlamda İman ile yaklaşım şarttır

“Billahi anlamda iman ne demek?” diye bir soruyu yazılarımızı okuyanların soracağını düşünmüyorum elbette. Ancak hem “Amentü Billahi” dediği halde hem de sanki “Billahi Anlamda İman” ifadesini ilk kez duymuş gibi “Ben zaten iman ediyorum” diyenler olabilecektir. İşte böyle diyerek yani “ben zaten biliyorum, ben zaten…” diyerek hem iman hem de kader konusundan kendimizi uzaklaştırma riski ile yaşamayalım lütfen. Çünkü dünya imtihanı gereği biz dunihi algımız yani esfele safiliyn halimiz görünür şekilde dünyaya geldik; Tin Suresi 5. Ayetin de öğrettiği gibi “aşağıların aşağısı” denilen “esfele safiliyn” kişiliğimiz ile yaşama başladık. Oysa yaratılışımız ahseni takviym idi yani Allah’ı hakkıyla bilen Billahi Anlamda İmana uygun idrakla yaratıldık. Peki öyleyse esfele safiliyn hal nedir ki diye düşünüyor olabilirsiniz. Esfele safiliyn hal bir platformdur, bizi Rabbimizden ayrı düşüren, kendimizi Allah’tan ayrı ve müstakil ve gerçekten var gibi gören dunihi algıya götüren platformun adıdır. Ancak Rabbimiz Allah’a ait olan özellikleri (müstakilen VAR ve Muhtar oluşu, gerçekten güç, hüküm ve mülk sahibi oluşu) biz önce kendimizi ayrıca ve gerçekten var sanarak sonra da bütün bu vasıfları kendimizde görerek O’ndan idraken ayrı düştük. Gerçekte Allah’ın dışı sınırı olmadığı için kulların hem müstakil bir varlıkları hem de Allah’tan ayrılıkları söz konusu bile değildir. Ama dünyaya gelirken bu bilgiye ait kisvemizi attık ve ayrılık algısını tercih ettik ki bu bizim (eğer böyle yaşamaya devam edersek) Rabbimize yaklaşamayan halimizdir.

İşte bu tanımlamayı ve ahseni takviym ve esfele safiliyn algıların ve yaşantılarının ne olduğunu dünyadayken fark etmek inanan için çok büyük nimettir. Dünyadayken diyorum çünkü ölüm anıyla birlikte zaten bu algının nasıl boş bir hayal olduğunu, kaybolup gittiğini (batıl olduğunu) ve bu algıdan dolayı ahiretimizi ne kadar zora soktuğumuzu çok acı bir gerçek olarak fark etmiş olacağız. Muhafaza buyur Allahım. “Allah’ım bana tekrar bir şans ver de bu algıdan kurtulmuş bir hayat sürebileyim” diyerek Rabbine yalvaran insanları tasvir eden ayetler bu işi önemsemeden ölenlerin tasvir edildiği ayetlerdir. Evet ya şimdi ya o anda ama mutlaka yalvaracağız. İşte Billahi anlamda imanın ne kadar önemli olduğunu, bu imana uymayan dunihi algının nasıl bir hüsran olduğunu şimdi fark edelim de o fark edişle yalvar yakar olalım inşaAllah.

Kur’an ayetlerinden öğrendiğimiz üzere bu iki kavramın yani dunihi algı ve Billahi imanın hayatımızın her alanında hiç boşluk bırakmaksızın sürüp gittiği, bizim her halimizde ya o ya bu algıda oluşumuz 7/24 her an, her nefes geçerlidir. Bir insan “inanıyorum” diyorsa hele de müslüman ise namaz kılarken, oruç tutarken, zekât verirken, hac ve umre yaparken kısaca yaşarken ya Billahi imanla Rabbimiz Allah’a yönelmekte ya da dunihi algıyla bunları yapmaktadır. Bunları yapıyor olmayı yeterli zannetmeyelim lütfen, hangi algıda olduğumuza, hangi algıyla yapıyor olduğumuza bakalım! Kesinlikle Rabbimize yönelişimiz Billahi imanla olmalı, yaşantımızın her anı ve alanında da bu idrakle yaşamalıyız. Camide namazlarını cemaatle kılan ancak ticaretine haram karıştıran ve ben “inanıyorum” diye bir inanan Billahi anlamda imanlı olmaz; en azından o anda! Dış kıyafet ve tesettüründe ilmihale sıkı sıkıya uyan bir kıyafeti tercih eden ama başka bir inananı kendisi gibi olmayan tesettürü sebebiyle küçümseyen bir inanan da Billahi Manada imanlı olamaz, en azından o haliyle. Malının zekatını verme niyetiyle hayr yapmaya niyetlenip bu hayrı ihtiyaç sahibine üstünlük kurmada kullanan bir kişi de Billahi anlamda inanan olamaz en azından o duygusuyla! Bu ve bunun gibi örnekleri çoğaltmak, hayatın tümünü örnek haline getirmek mümkün. Buradan anlamamız gereken “Billahi manada iman ettim” diyen bir inananın bunu yaşantısının tüm alanına yayması gerekir demiyorum, bu kendiliğinden böyle olur çünkü dinde zorlama yoktur! Yani böyle iman eden bir kardeşimiz bu imana uygun yaşamakta biiznillah zorlanmaz. Rabbimize yöneliyoruz diyerek mescide, camiye gidiyoruz elhamdülillah ancak asıl yöneliş sürekli olduğuna göre bunu unutup unutmadığımız yani imtihanımız caminin dışında başlıyor demeyelim de devam ediyor diyelim. Her anımızda, her işimizde, her duygumuzda hak yolu tercih ediyor muyuz? Yoksa dünya menfaati için fetva mı arıyoruz? Hiç çekinmeden kalp mi kırıyoruz? Yalan mı söylüyoruz? Şikâyet mi ediyoruz? Müslümanlar dururken yalanlayanları, küfür ehlini veya en azından dini önemsemeyenleri mi dost ve arkadaş ediniyoruz? Lütfen fark edelim ki tüm bunları hiçbirimiz istemediği halde neredeyse hepimiz bu yanlışlara düşüyoruz. Bilelim ki tüm bunlardan sıyrılmak ancak Billahi anlamdaki bir yaşantıyla mümkündür. Bu imanı idrak haline getirip iliğimize kemiğimize kadar sindirme gayretinde olursak yaşantımızın her alnında attığımız adımda bile billahi anlamda imanla yaşama telaşına girmeden olmuyor…

Billahi imanla olmak, kader konusuna da o imanla yaklaşmak kader konusunu anlamak için böyle önemli bir şarttır. KADER konusunu hak olarak anlayabilmek için Billahi idrakle iman etmenin olmazsa olmaz olduğunu Rabbimiz bize ayetleriyle bildiriyor. Nisa Suresi 48. Ayet:

“Allah kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz; bundan başkasını dilediği kimse hakkında bağışlar. Allah’a ortak koşan kimse büyük bir günah işleyerek iftira etmiş olur.”

Nisa Suresi 116. Ayet: “Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz, ondan başkasını dilediği kimseler için bağışlar. Allah’a ortak koşan büsbütün sapıtmıştır.”

Nisa Suresi 117. Ayet: “Onlar Allah’ı bırakıp birtakım dişi putlardan medet umuyorlar; başkasından değil, isyankâr şeytandan dilekte bulunuyorlar.”

Rabbimize O’nun dışı olmadığını kabulle yani O’na ortak koşmadan yapacağımız iman “Billahi iman”dır. Billahi imanla yaşanmayan bir ömrün sonunu yine Rabbimizden öğreniyoruz: Zümer Suresi 65. Ayet: “Sana ve senden öncekilere şöyle vahyedildi: Eğer Allah’a ortak koşarsan bilmiş ol ki yaptıkların boşa gidecek ve mutlaka hüsrana uğrayanlardan olacaksın.”

En’am suresi 88. Ayet: “İşte bu, Allah’ın hidayetidir; O, bununla kullarından dilediğini doğru yola ulaştırır. Eğer onlar Allah’a ortak koşsalardı yapageldikleri iyi şeyler elbette boşa giderdi.”

“Allah’ım, Kader manasını doğru anlayabilecek Billahi Anlamda İmanı kalbimize yazıver de biz senin kaderini senin razı olduğun şekilde anlayıp, kabul edip ve o halde de yaşayabilelim. Allah’ım, bunu bize ilham ediver, ikram ediver, lütfediver (âmin).”

Yazarın Diğer Yazıları