Kader konusunu doğru anlayabilmesi için bir inananın “Billahi anlamda iman” ediyor olması şart! Kader manasını doğru anlamanın ve buna uygun yaşamanın en önemli basamağı budur. Bu sebepten “Kader” konusunu bu basamaktan (aslında bu şarttan) başlatarak anlamaya gayret ediyoruz. Önceki yazılarımızda Kader manasını doğru anlamak için; Allah’ın adalet sahibi oluşundan ayrılmayan, Allah'ın kuluna verdiği hakka yani Muhtariyeti Tercih Gücü yetkisine riayet eden, Allah’ın hakkını (hukukunu) gözeten bir kader idrakı ve yaşantısı gerektiğini, bütün bunların ise ancak Billahi Anlamda İman ile mümkün olacağını konuşmuştuk.
Bu dört kural eşliğinde kader konusunu anlamaya çalışırken bu ilkeleri ayet ve hadisler üzerinden inceleyeceğiz. Eğer ki ayet ve hadisleri incelerken bu dört kuraldan bir tanesine aykırıymış gibi geliyorsa, bu bizim o ayet veya hadisi anlayamadığımızı ya da yanlış anladığımızı gösterir. Bu konuda yani ayet ve hadisleri anlama konusunda yanlış yapmamak için, ayet ve hadislerdeki Kader Matriksi ve Yaşanabilir Hayat Normları cümlelerinin farklı olduğunu, kader matriksi cümlelerinin tevhid diliyle, Yaşanabilir Hayat Normları cümlelerin ise kesret diliyle ifade edilen cümleler olduğunu aklımızda tutmamız gerekiyor.
“Müstakilen var ve muhtar” olan Rabbimiz Allah ilminde dilemiş ve “kader matriksi” dediğimiz yazılımı oluşturmuştur, bu kısma ait cümleler tevhid cümleleridir ki bizim için “iman” cümleleridir. Bu yazılımın ete kemiğe bürünmesi yani yaratılması ise Yaşanabilir Hayat Normları süreçleridir yani kesrettir ki bu kısma ait cümleler bizim için amel cümleleridir yani yaşantıda gayret, hayat tarzı oluşturma cümleleridir. Şimdi bunu ayetlerimiz üzerinden anlamaya çalışalım.
Hadîd Sûresi 22: “Yeryüzünde vuku bulan ve sizin başınıza gelen herhangi bir musibet yoktur ki biz onu yaratmadan önce bir kitapta (yazılmış, takdir edilmiş ve hükme bağlanmış) olmasın. Şüphesiz bu Allah’a göre kolaydır.”
Hadid Sûresi 22. ayet kader matriksine örnek olabilecek bir ayettir. Bu ayetten bir amel çıkaramayız yani yaşanabilir hayat normlarına ait bir davranış çıkartamayız. Bu ayete dayanarak yaşantı oluşturmaya çalışanlar genellikle “Ben bu davranışı Allah benim kaderime yazdığı için yapıyorsam o zaman neden ben sorumlu oluyorum?” demektedir. Evet, bu davranışı Allah kaderimize yazdığı için yaparız. “Bize düşen nedir, yani Allah kuluna (insana) ne rol vermiştir?”, bunu söylemeden önce şunu bilelim: Çünkü kaderin ve tümüyle hayatın, yaratılanların müstakilen ve muhtar olarak sahibi olan Allah, bütün yarattıklarını kendi ilminde kurgulayan, dileyen ve yaratan olarak kulunun ne yapacağının hükmünü o kulun ne yapacağını bilerek vermiştir. Yani kul Allah’ta, Allah ilminde bir kaderle yaratılmıştır ve bu kaderini yaşarken hürdür. Bu hürriyet için kula Allah dünya yaşantısı ile sınırlı olarak “Muhtariyeti Tercih Gücü” yetkisi vermiştir; Allah’a ait bu yetki ile hür seçimler yapar ve Allah ilminde böyle yaşarız. Kader ile ilgili Hakk yani (sünnet ehline ait) kültürü edinmek isteyenlere Yılmaz DÜNDAR hocamın “KADER” kitabını bugünkü dille yazılmış muadili olmayan bir eser olarak önemle ve ısrarla öneririm, lütfen ölmeden önce edinin ve okuyun.
“Ben bu davranışı Allah benim kaderime yazdığı için yapıyorsam o zaman neden ben sorumlu oluyorum?” diyenlere dönelim, böyle inanan bir kişinin söylediği bu cümle ayetin manası olmayıp kendi yorumudur. Bu gibi ayetleri okuduklarında hızlı biçimde yorum ürettiklerini fark edemedikleri için bu hataya düşülmektedir. İmanla ilgili bir ayet okunup davranışla ilgili yorum yapılmaktadır. Oysa bu ayet bizim imanımız içindir davranışımız için değil. Böyle bir yanlış yapılınca kişi tercihlerinin (Hakk’ı mı Batıl’ı mı tercih ediyor oluşuna yönelik tercihlerinin) bize verilen muhtariyeti tercih gücü yetkisiyle değil de sanki zorlamayla olduğu zannına kapılmakta ve bu yorumu yapmaktadır. Ayetimizden çıkarılan bu yorumu “kaderi doğru anlama” kuralları üzerinden incelediğimizde bu yorumda; Allah’ın adalet sahibi oluşunun ve kuluna verdiği Muhtariyeti Tercih Gücü yetkisinin göz ardı edildiğini, Evvel, Ehad, Vahid olan Allah’ın “müstakilen var ve muhtar” oluşunun yani Allah’ın hakkının gözetilmediğini olaya Billahi Anlamda İman ile yaklaşmada sorun olduğunu görürüz. Bütün bunların olduğu, yani Allah’ın hakkının ve kula verilen hakkın gözetilmediği ve Billahi anlamda iman ile yaklaşımın olmadığı veya yanlış olduğu yerde bir ayeti ve hadisi doğru anlamak mümkün olmaz; çünkü “hanif değilseniz Diyn’e (Rum-30), tahir değilseniz Kur’an’a (Vakıa-79) yaklaşamazsınız” hükmü var.
Kaderi doğru anlamada önemli bir diğer kuralımız, yaşanabilir hayat normları için cümleler şeklinde olan ayet ve hadisleri hayat tarzı ve davranış oluşturmak üzere anlamaktır. Bunu da örneklendirelim:
Hadîd Suresi 23:” Allah bunu, elinizden çıkana üzülmeyesiniz ve Allah’ın size verdiğiyle de şımarmayasınız diye açıklamaktadır. Allah çok övünen kibirli kimseleri sevmez.”
Hadîd Sûresi 24: “Onlar (Allah’ın sevmediği o çok övünen kibirliler) cimrilik yapan ve insanlara da cimriliği emredenlerdir. Kim Allah’tan yüz çevirirse muhakkak ki Allah Ğaniyyül Hamiyd'dir.”
Bu ayetlerimiz bize “yaşarken şöyle olun, şöyle düşünün, şöyle yapın” diyen cümleler içerdiğinden sonuçta yaşanabilir hayat normları (şimdiki yaşantı formumuz olan dünya) açısından bir amel ve davranış önerisi çıkar. “Elinizden çıkanlara üzülmeyesiniz, Allah’ın size verdiğiyle şımarmayasınız, Allah kibirli kimseleri sevmez, onlar (o çok övünen kibirliler) cimrilik yapan ve insanlara da cimriliği emredenlerdir.” cümleleri bizim yaşarken davranışa dönüştürebileceğimiz cümlelerdir. Eğer böyle yapmazsak yani bu ayetlerden bir amel, bir davranış çıkarmazsak yine yanlış yapmış oluruz. Bu ayetler bizim önceki ayette edindiğimiz billahi anlamda imanımızla şimdi nasıl doğru davranış çıkaracağımızı öğretmektedir. Demek ki diğer ayetler için olduğu gibi Hadid Suresi 23-24. Ayetler için de geçerlidir ki, kişinin ayetleri okuyup da diliyle “Ben bu ayetlere iman ettim” demesi yeterli olmaz. Billahi Manada İman öğreten ayetlerden imanı öğrenmemiz, amel yani davranış öğreten bu gibi ayetlerden de hayat tarzı öğrenmemiz gerekiyor. Bakın Rabbimiz “Şımarmayın, üzülmeyin, cimri olmayın” derken bize bir davranış tarif ediyor. O zaman bu gibi ayetleri okuyunca bizden istenen uygun davranışı yapmalıyız, yapma gayretine girmeliyiz, “yanabilir hayat normları çerçevesinde hangi ameli yapmam gerekiyor?” diye düşünmeliyiz.
“Vuku bulan, başınıza gelen herhangi bir musibet biz onu yaratmadan önce bir kitapta yazılmış, takdir edilmiş ve hükme bağlanmıştır” mealindeki Hadid Suresi 22. ayet ise tevhidi öğreten bir kader matriksi ayeti olduğundan, bu ayetle biz Billahi manada imanıöğreniyoruz; yani “Allah’ın dilemesiyle, Allah’ın kaderiyle, Allah’ta onun bir dileği bir kulu olarak yaratıldığımızı” anlıyor ve buna iman ediyor olmalıyız. Bu ayet biz kullar için bir amel, bir davranış tarif etmiyor. Rabbimizi doğru tanımayı, O’nun müstakilen var ve muhtar olduğunu talim ettiriyor ki bu da O’na iman etmeyi gerektirir.
Ayet ve hadislerde geçen "Kader Matriksi" cümleleri yaşanmış ve bitmiş gibi kurulur; "Yaşanabilir Hayat Normları" cümleleri ise bir olay henüz yeni yaşanacakmış gibi kurulur. İki cümlenin de aslında birbirinin aynısı olduğunu fark etmeliyiz. Tanımladığı ve hedeflediği manaların farklı olması sebebiyle farklı cümle tipleri varmış gibi göründüğünü anlamalı ve esas doğruyu her iki cümleyi “tek cümle" yapan bir mana ile yakalamalıyız. İşte bu mana "KADER" adı altında toplanan manadır. Yani "Kader Matriksi" cümleleri ve "Yaşanabilir Hayat Normları" cümleleri ile öğretilenin tümü tek bir mana oluşturur ki bu mana kaderdir. Bunu fark etmez de kader manasını anlamak için yaptığımız çalışmalarda yalnızca "Kader Matriksi" cümlelerini alırsak bizde doğru kader yaşantısı oluşmaz. Yalnızca "Yaşanabilir Hayat Normları" cümlelerini alırsak bu sefer de bizde doğru kader idrakı oluşmaz. İki mana birlikte tek bir mana oluşturur ki Efendimiz (SAV)’in “fırka-i naciye” dediği idrak ve yaşantıda olanların içinde olduğu “Kader Manası” budur.
Özetlersek: "Kader Matriksi" cümleleri hüküm cümleleridir, Tevhid kurallarına bağlıdır ve iman için temeldir, amele temel olmaz. "Yaşanabilir Hayat Normları" cümleleri kaza cümleleridir, kesret kurallarına bağlıdır, amel ve davranış içindirler, bu cümleler Billahi Manada İmanımızla bir hayat tarzı oluşturmamız içindir. Her iki tip cümlelerin oluşturduğu Kader Manası hem dünya dili ile cümle haline getirilemez hem de Kader Manası tek cümlede anlatılamaz. O bir manadır; mana olması sebebiyle de cümle haline dökülmesi ve anlaşılması zordur; teslimiyet ve iman ile Muhtariyeti Tercih Gücü Yetkisi kullanılarak yaşanılabilir (Yılmaz Dündar, KADER)
Yaşanabilir hayat normları ve kader matriksi cümlelerini bir hadis üzerinden de örneklendirelim.
Cabir (r.a.)’dan rivayet olunan bir hadiste Malik Ebu Mürşid (r.a.), Rasulullah Efendimiz (SAV)’e bir soru yöneltmiş, “Ya Rasulullah, bize dinimizin aslını açıklar mısın? Şimdi yapmakta olduğumuz bu fiiller neyin içindedir? Kalemlerin yazıp kuruduğu, takdirlerin cereyan ettiği işler içinde midir?” demiş, Efendimiz (SAV) de şöyle cevap buyurmuştur: “Bugün işlenen işler yeni oluşacak işler içinde değildir. Ancak kalemlerin yazıp kuruduğu, takdirin cereyan etmiş olduğu işler içindedir.” Bunun üzerine Malik Ebu Mürşid (r.a.) “Peki, bu durumda niye çalışalım?” dediğinde bu defa Efendimiz (SAV) “Amel edin, çalışın, gayret gösterin çünkü yaşantısı herkese kolaylaştırılmıştır.” buyurmuştur
O gün de bugün de böyle bir soru neden şekillenmektedir? Çünkü Efendimizin ilk açıklaması olan Kader Matriksi cümlesinden amel çıkarmaya çalışılmaktadır. Oysa Kader Matriksi cümlesi amel için değil iman ve teslimiyet içindir ki o iman şudur: İşlemekte olduğumuz fiiller yeni oluşacak işler içerisinde değildir. Bu, “sizin fiilleri işlemenizden sonra oluşan, şekillenen bir kader programı yoktur” demektir. Fiillerin cereyanı, o fiilleri Rabbimizin önceden dilemesi ve hükme bağlaması sebebiyledir; ancak bu emir olacak ki o fiil cereyan etsin. Rabbimiz Allah fiillerimizi izleyip de hükmünü veriyor değil, yani bizim fiillerimizi biz yapınca sonradan öğrenmiyor! Eğer Rabbimiz önceden o fiili dileyip hükme bağlamazsa hiçbir fiil cereyan etmez! İşte bu Kader Matriksidir. Fiiller işlendikten sonra şekillenen bir kader programı yoktur. Her şey önceden hükme bağlanmış ve Kalem görevini tamamlamıştır. Hadisteki "İşlenen fiiller, kalemlerin yazıp kuruduğu kader programına aittir" kısmı Kader Matriksi bölümüdür. Kader matriksine ait takdirlerin cereyan etmekte olduğu kısmı ise Yaşanabilir Hayat Normlarıdır. Sahabenin sorduğu “Şimdi yaptığımız işler, kalemlerin yazıp kuruduğu fiiller mi, yoksa bu yaptıklarımız şimdi yeni mi oluşuyor?” sorusu bizim iki ayrı noktayı (Kader Matriksini ve Yaşanabilir Hayat Normlarını) görmemizi sağlayan bir soru: Evet, Kader Matriksi ve Yaşanabilir Hayat Normları iki ayrı kısımdır ama birlikte tek manadır ve ikisi birden “Kader Manası”nı oluşturur.
Akabindeki “Peki, bu durumda niye çalışalım?” sorusu ile biz müminler Kader Matriksi cümlelerinden amel çıkarma yanlışına düşmememiz için uyarılıyoruz, bize bu öğretiliyor. Ümmeti bu yanlışa düşmesin diye Efendimiz (S.A.V.) “Çalışın, gayret edin, amel edin” diyerek hadisin Yaşanabilir Hayat Normları kısmı ile de bizde idrak hatası olmasın diye (merhameti görün lütfen) o günlerden bizi düzeltiyor; sahabe (r.a.) efendilerimizi ve bizi "Muhtariyeti Tercih Gücü” yetkimizi doğru kullanmaya yönlendiriyor, "insana tercihleri doğrultusunda yaşantının kolaylaştırıldığını" bildiriyor (Yılmaz Dündar, KADER).
“Allah’ım, seni senin razı olduğu şekilde hakkıyla tanıyabilmeyi, böylece Kaderini de Hak üzere anlayıp yaşayabilmeyi sağlayacak Billahi Anlamda İmanı bize lütfediver, ikram ediver de biz razı olduğun şekilde yaşayabilelim, öyle vefat edip öyle de yeniden diriltilelim. Allah’ım, lütfen bunu bize ilham ediver, ikram ediver (âmin).”