Elif Çaylıoğlu

Kader (8)

Elif Çaylıoğlu

Kader kavramını mana olarak anlayabilmenin hatta izleyebilmenin bir yolu da biz halifetullah vasıflı insanlar için dilenilmiş olan dünya hayatını ve ahiret yaşantısını sondan başa doğru basamaklandırarak anlamaktır. Eğer en sondan yani ulaşılacak son noktadan başlayarak bir basamaklandırma yaparsak görürüz ki bu yaratılıştaki esas amaç, halifetullah vasıflı insanın yani Hazreti Âdem (as) neslinin (bizlerin) ahiretteki konumumuzdur, Ademoğulları için hedef ahiret yaşantısıdır. Halifetullah vasıflı insan için “son nokta” onun ahiretteki konumudur, hedef budur, biz bu hedef için yaşar ve gayret gösteririz. Bu hedefe ulaşmadan önce yol ikiye ayrılır. Dünyada iken cennet yaşantısına cennet haline uygun kazanılmış değişim amacıyla oluşturulan hayat tarzı ve bir de cehennemde kalmaya yönelik kazanılmış değişim oluşturan hayat tarzları. Dünya hayatında her ikisinden birine yönelik bir hayat tarzını tercih edip yaşayan insan, olumlu ya da olumsuz anlamda bir nefs tekâmülü gerçekleştirir ve dünya hayatını ölümle noktalar. Ya nefsin şerri yönünde veya nefsin hakikatine uygun olarak kazanılmış değişimlerle nefs tekamülünü tamamlayan kul, nefsin şerri ile tamamladığı tekamülü ile cehennemdeki konumunu, nefsin hakikatine uygun tekâmül ile de biiznillah cennet idrakını ve konumunu belirler.

Buradan bir adım geriye gelirsek, insanların bu konumlarını belirlemek için tüm nefslerin tekâmül durumunu belgeleyen, sonuca bağlayan bir hesap günü olması gerekir. Dünya yaşantısında bize emaneten verilen muhtariyeti tercih gücü (hakkı batıldan ayırt etme ve hakkı ya da batılı tercih etme gücü) yetkisiyle bu dünyada yaşarken yaptığımız Hakk ya da Batıl seçimler sonucu cennetlik ya da cehennemlik olacağımız hesap günü bize belli olur, o gün artık adresimizi biliriz. Her şeyin apaçık karşımızda olduğu, idrakımızın ve amellerimizin (duygu düşünce ve davranışlarımızın) ya cennet veya cehennem olarak vücut bulduğu gündür hesap günü.

Bir adım geri gelince karşımıza Berzah alemi çıkar. Bütün nefslerin dünya hayatı tekâmüllerini tamamlayabilmeleri için her ölümü tadan nefsin bu tamamlanma oluncaya kadar (yani kıyamet kopuncaya kadar) beklemesi gerekir; o bekleme yaşantısına berzah âlemi dönemi denir. Her nefsin kazanılmış değişimini tamamlayabilmesi için verilen mühletin dolması, dünya hayatını yaşaması, ölümün gerçekleşmesi ve bunun bütün halifetullah vasıflı insanlar için tamamlanması için de kıyamet kopuncaya kadar berzahta yaşaması gerekir.

Berzaha gitmek için nefslerin ölümü tatması gerekir ki bu da berzah yaşantısına geçmek için gerekli adımdır. Ölüm dünya hayatında verilen mühlet sonucunda kazanılmış değişimlerimizin kaydı süresinin (amel defterinin) kapanmasıdır. Bunun bir önceki adımı ise insanın ölümü yaşayabilmesi için doğmasıdır; yani her nefsin kazanılmış değişimi için yaşanması için dünyaya gelmesi gerekiyor, bu amaçla yaşanması gereken bir dünya hayatı vardır.

Halifetullah vasıflı insana ait nefslerin ahiretini inşa ettiği, muhtariyeti tercih gücü yetkisi ile yaptığı tercihlerle ahiretini şekillendireceği yer dünya hayatıdır. İnsan bu yetkisiyle;

1) Ya kendini müstakilen var ve muhtar zannedip (Allah’ın dışı var yanılgısıyla kendini Allah’ın dışında düşünerek) ve bu idrakla içine girdiği ilahlık hissiyatıyla “BEN” diyerek kendisine verilen “Allah adına BEN deme” yetkisine zulmeder veya “Bismillahirrahmanirrahim” idrakını yani Billahi Manada İmanı fark edip, kabul edip sonra da yaşamaya çalışarak Allaha adına “BEN” der.

2) Yine kendisine emaneten verilen Muhtariyeti Tercih Gücü yetkisini şeytaniyet, deccaliyet yani muhtariyet yönünde kullanır veya “Semi’na ve eta’na: İşittik itaat ettik” diyerek Allah razılığı yönünde kullanır.

3) Ya kendini müstakilen varım ve muhtarım sanarak nefsine zulmeder, vehmin zulmetine düşer veya “Müstakilen VAR ve Muhtar olan Allah’tır”, “gerçek VAR Allah’tır” iman ve teslimiyetiyle nefsini arındırır.

Yani anlıyoruz ki dünya hayatındaki yaşantısında yaptığı hak veya batıl tercihlerle kul kazanılmış bir değişim oluşturur ve ölümle birlikte bu değişimi tamamlar. Mümin kulların bu tekamüllerinin devam etmesine sebep bazı durumlar olduğu da hadislerden anlaşılmaktadır (Billahi imanlı ve salih amelle yaşayan çocuk, insanların Allah’ı doğru tanımasında faydalanılan bilgi, sürdürülebilir sadaka ve infak niteliğindeki eserler).

Dünya hayatı şartları gereği esfele safilini de tanıyarak başladığımız yolculuğumuzdaki varış noktası, asıl hedef ahirettir ki biz inananlar bu ahiret hayatına “Müstakilen var ve Muhtar olanın ancak Allah” olduğu bilinciyle ulaşmayı, dünyaya geldiğimiz esfele safilin yapıdan ve onun oluşturduğu dunihi algı ve zannlarından yine bunların ürünü olan ilahlık hissiyatından arınmış olarak ahirete geçebilmeyi kendimize “kızıl elma” ediniriz.  Bütün bunlardan kurtulmaya çalışarak Hak yolda kazanılış bir değişimle son nefes yaşamayı Allah’tan daim diler ve isteriz.
Bir adım geriye geliyoruz; yaşantıya başlamak için doğmalıyız. Tin Suresi 5. ayetten öğrendiğimiz esfele safilin (aşağıların aşağısı) idrak yaşantısına müsait başlayan dünya hayatında imtihan için insanın aceleci, hırslı, nankör ve yalancı bir yapısısın da olması ve bu yapının ona cazip gelmesi gerekir. Dünya hayatı, işte bizde cazip hale gelen, etkinleşen bu yapıdan kurtulmak ve onu daima reddetmek için bir fırsattır ki biz inananları hedefimiz olan ahiret hayatına ve orada da Selam yurduna yaklaştırır biiznillah.

Nefslerin dünya yaşantısı şartlarında Allah hakikati hakkında duymaları, bilmeleri, öğrenmeleri asla mümkün olmayan bilgileri nefse duyurmak için de ona hakikat bilgisi yani iman bilgisi ve bunu ona talim ettirecek rasuller ve kitaplar gerekir. Bu sebepten "Nebi ve Rasul sistemi" bulunmalıdır. Ancak, Nebi ve Rasullerin duyurdukları dünya hayatı şartlarıyla uyumlu olmayacağından, bu durumda nefsler için bir "iman duyurusu" yapılmalıdır. Çünkü onun dünya hayatındaki tek boyutlu bakış açısıyla gördüğü ve gördüğünü ilmin tamamı zannettiği halle o kişiye Allah’ın VARlığı ve ahiret anlatılınca, içinde bulunduğu o halle, yani ilmin tamamı zannettiği halle kendisine Allah’ın varlığı ve ahiretle ilgili olarak anlatılanı anlayamıyor, tasdik edemiyor. Tasdik etmesi için iman gerekiyor, bu yüzden de ona iman duyurusu yapmak gerekiyor. Demek ki dünya hayatında iman konusu lazım! (Yılmaz Dündar-Kader)

Kader konusunu anlamada önceki yazılarımızda ele aldığımız maddelerle birlikte bu yazımızda ele aldığımız “sondan başa doğru anlama tekniği” (Yılmaz Dündar, Kader), kader konusunun izahında bize “tersten mühendislik” yöntemi gibi bir anlama sağlayacaktır biiznillah. Kader konusunu anlamaya çalıştığımız akışta kaderin müstakilen ve muhtar olarak kurucusu, sahibi ve yürütücüsü olanı Rabbimiz Allah’ı anlar ve bizden razı olmasını bekler, umarız.

“Allah’ım, seni senin razı olduğu şekilde hakkıyla tanıyabilmeyi, böylece Kaderini de Hak üzere anlayıp yaşayabilmeyi sağlayacak Billahi Anlamda İmanı bize lütfediver, ikram ediver de biz razı olduğun şekilde yaşayabilelim, öyle vefat edip öyle de yeniden diriltilelim. Allah’ım, lütfen bunu bize ilham ediver, ikram ediver (âmin).”

Yazarın Diğer Yazıları