Elif Çaylıoğlu

Kaderi Doğru Anlamak Ve YaşAyabilmek İçİn (1)

Elif Çaylıoğlu

ilmihallerinde ve birçok kaynakta kader “Allah’ın bütün nesneleri, olayları ezelî ilmiyle bilip belirlemesi” diye tarif edilir. Ancak tanım bu haliyle oldukça yetersiz ve kapalıdır. Tanımlama tam yeterli olmadığı zaman zihnimiz, hayalimiz, kalbimiz anlamakta ve mutmain olmakta zorlanmakta ve inanan ya da inanmak isteyenler olarak zihnimizdeki “doğru anlama” isteğini doldurmak için de sorular üretmekteyiz. En yaygın en sık karşılaşılan sorgulamalardan birisidir ki kaderimiz belli ise biz yaptıklarımızdan nasıl sorumlu oluyoruz? Yine “kader değişir mi?” gibi sorusu da insanların merakla anlamaya çalıştığı sorular olarak sık karşılaştığımız sorulardır.
Öncelikle altını çizelim ki “kader”i doğru anlamanın yolu imandan, imanlı olmaktan geçmiyor! Allah’ı doğru tanımaktan geçiyor. Eğer Allah’a inanıyor olmak yeterli olsaydı ehl-i kitabın hepsi Allah’a inanıyor, müslümanlar da Allah’a inanıyor, bu durumda kader konusunda hiçbir sorgulamanın, hiçbir yanlış algı ve inanış hatasının olmaması gerekir. Oysa durum hiç de öyle değil. Kader hakkındaki tanımı yanlış yaptığımızı konuşma dilimizden görebilmek mümkün. Bir sıkıntı sırasında elinden bir şey gelmediğini anlayan birisi “kader utansın” diyebiliyor. Buna benzer şekilde “kaderim böyleymiş”, “kaderin oyunu”, “kaderime boyun eğdim”, “kader kurbanıyım” gibi söylemleri sizler de duymuş olmalısınız.
Evet, kaderi doğru anlamanın ve doğru yaşamanın yolu doğru iman etmektir, Billahi manada bir iman ile yaşamaya gayret emektir. “Gerçek VAR Allah’tır, Bu gerçek varın dışı ve sınırı, öncesi ve sonrası yoktur. Bu gerçek VAR yarattıklarını kendi ilminde, kendinde kendi emir ve dilekleri olarak yaratmıştır. Yaratılanlar Allah’a göre fanidir yani yaratılanlar var gibi görünen ilmi suretlerdir, gerçek varlıkları yoktur” imanı ile Allah’a yönelmeden, Allah diye düşündüğümüz VAR’ı böyle algılamadan O’nun KADER’ini doğru anlamak da mümkün olmaz! Müstakilen var ve muhtar olanın (gerçek VAR olanın) Allah olduğuna iman etmeyen bir kulun kader tanımını doğru yapabilme şansı yoktur. Kendisini ve yaratılanları Allah dışında bir müstakillik içinde gören, yaratılanların gerçekten var olduğu ve Allah dışında bir varlıklarının olduğu şeklinde bir inanış ve algı ile yaşanılan bir yaşantıda kişi, eğer Allah’a ve kaderine böyle inanıyorsa, Allah tarafından kurgulanan bir hayatta bir robot gibi yaşamak zorunda olduğunu, kendisinin bir seçim hakkı olmadan kendisine bir hayat dayatıldığını, bu hayatı yaşamanın ise adil olmadığını (gizli veya açık) düşünmektedir. Bu düşünceler, kişinin dunihi algıda (yani Allah’ın dışı var ve kendisi de Allah dışında bir varlığa sahip, gerçek varlık) olduğunu düşünmesinin sonucu çok doğal olarak üretilir.
Kader tanımını doğru zemine oturtabilmemiz için “iman” değil billahi anlamda iman etmeliyiz. Müstakilen var ve muhtar olanın ancak Allah olduğunu tasdik eden böyle bir imandan sonra ikinci önemli husus, Rabbimiz tarafından bize verilen “muhtariyeti tercih gücü” yetkisine yani Hakkı Batıldan ayırt edebilme gücü ile yetkilendirildiğimizi bilmektir. Bu ikisi ile yani billahi anlamda iman ve muhtariyeti tercih gücü yetkisi (eskilerin ifadesiyle cüzi irade) ile yaklaştığımızda “kader” manası doğru kulvarda anlaşılabilecek demektir.
İşte bu minvalde Kader tanımını doğru yapabilmek için ayet ve hadislerin Allah’ı ve kaderini bize anlatışını Kur’an bütünlüğü içerisinde anlamaya çalışalım.
Allah “Müstakilen VAR ve Muhtar” olarak hüküm verme vasfına sahip olan Hüküm sahibidir, Kaderin Kurucusu, Sahibi ve Yürütücüsüdür. Bunu bize Casiye 37, Fatır 10, Nisa 78, Kehf 26, En’am 62, Ra’d 31, Kasas 70 ayetleriyle öğretmektedir.
Hüküm Sahibinin hükmü için “Ol derse o şey hemen olur” vasfı olduğunu (Yasin 82)’de bildirmektedir. Bu ayetimiz bize kaderin “Müstakilen VAR ve Muhtar” olan Allah iradesinin senaryosu olduğunu da öğretir.
Çok önemli bir noktadır ki bu senaryo içerisinde başka bir “Müstakilen VAR ve Muhtar” YOKtur (İhlâs Sȗresi 4).
Ahzap Sȗresi 38. ayet bu konuyu özetle bir sonuca bağlamaktadır: “Allah’ın emri (hükmü) planlanmış (yerine gelmesi kesin) bir Kader’dir.”
Hadîd Sȗresi 4 ve 5. ayetlerden de öğreniyoruz ki kaderin yürütücüsü Arş’a istiva etmiş olan Allah’tır.
Kaderin kurucusu, sahibi ve yürütücüsü olan Rabbimizin katında kaderimiz içerisinde yaşayacağımız her şey ihtimaller dahilinde ve Rabbimizin bilgisi içerisindedir. Bizim özgür irademizle(muhtariyeti tercih gücü yetkisi) ile seçtiğimiz her şey Rabbimizin ilminde olması sebebiyle de kaderimizi yaşarken yaptığımız tüm seçimlerde özgürüz.
Muhtariyeti tercih gücü yetkisi, kulun bu dünyada Hakla-batıl arasında yaptığı tercihlerde özgür olduğunu ifade eder. Bu yetkinin farkına varan kul da yanlış kader tanımından uzaklaşmış olur. Dunihi algıda yaşayanın mağdur hissiyatıyla ifade ettiği kader tanımını çürüten, kulun Hakla batıl arasında yaptığı tercihlerle şekillenen dünya ve ahiret hayatının olduğunu gösterir.
Muhtariyeti tercih gücü yetkisini (yani cüzi iradeyi) anlamak isteyen kardeşlerimizin aşağıdaki ayetlerimizi tefekkür etmeleri uygun olur:
Bakara 256, Nahl 93, Tiyn 4, 5; Şems 8, 9, Beled 10, İnsan 3, Kehf 29, Araf 28, Şura 30, Bakara 195, Sebe 50, Rum 36, Fussilet 40, İnsan 29, Müddessir 55, Tekbir 28, Fussilet 17, Nebe 39, İsra 18, 19, 20; Kasas 83, Âl-u İmrân 108, Nisa 40, Casiye 31, Secde 21, Enfal 53, İsra 8, Enfal 19, Ahzab 28, 29; Muhammed 31, Ankebut 2, 3; Mü’minun 30, Mülk 2, Bakara 155, 156, 157; Adiyat 6, 7; Kıyamet 13, 14; En’am 130, Nisa 79.
Bu ayetlerden anlıyoruz ki;
1) Allah’ın hükmü gereği olarak insan özgürlüğünü farkında olmaksızın yaşar.
2) Aynı zamanda insan, dünya hayatının gereği olarak Esfele Safiliyn formatı sebebiyle de duniHİ algı ve zann’ları içerisinde bulunur.
3) Dünya hayatının imtihanı gereği de ömür süreci içerisinde bir mühlet kullanır.
İşte “bu üçü”nün birlikte çalıştığı bir yaşantıda insan kendini içinde bulduğu bu özgürlüğünü “Müstakilen Varım ve Muhtarım” zannının, bu iddiasının olmazsa olmazı gibi ve tamamen kendi özelliği gibi algılar. Bu algı o kadar kuvvetli ve yerleşiktir ki çok doğal olarak gerçek bilgi ve hal kişilere sanki “olmayacak şey” gibi gelir, böyle bir his ile bir yaşantı vardır dünyada. İşte bu sebeple, Ehlullah zatlar insana “özgürlük senin bu algıladığın gibi değildir” gerçeğini anlatmaya çalışmışlardır. Burada Ehlullah’ın (veliyullah kulların) amacı bu yanlış algıyı reddetmektir, yoksa insanın iradesindeki özgürlüğün yokluğunu anlatmak değil. Özellikle yine tasavvufla meşgul olup da tasavvufu anlayamadığını düşündüğümüz bazı açıklayıcılar Tevhid kurallarının cazibesine o kadar kapılırlar ki bu açıklamalardan “insan seçimlerinde özgür değildir” yorumu çıkarmışlardır. Elbette doğru değil. Çünkü Allah’ın ayetlerinde bize açıkladığı hükmüne uymayan bir yorum (Yılmaz Dündar, Kader).
Allah’ım, kader manasını doğru şekilde anlayabilmeyi, anlayabildiğimiz gibi yaşayabilmeyi bize sevdir, kolaylaştır ve lütfediver Allah’ım (amin).

Yazarın Diğer Yazıları