Elif Çaylıoğlu

Kaderi Doğru Anlayıp Yaşayabilmek İçin (2)

Elif Çaylıoğlu

Müstakilen Var ve Muhtar olarak Kaderin dileyeni, kurucusu, yürütücüsü ve sahibi olarak Rabbimiz Allah, dışı ve sınırı olmayan, öncesi ve sonrası olmayan VAR olarak dileyen yani hüküm verendir ve verdiği hükmün evvelini ve ahirini (tüm süreçlerini) kendinde kendinden kendi olarak bilendir. Hüküm vermesi, Nisa 78. ayetinden öğreniyoruz ki “Ol” demesidir, ne diler ve düşünürde “Ol” derse o olur.

Allah’ın hüküm vermesi yoktan var etmek şeklindedir ve kulun bir şey hakkında hüküm vermesinden farklıdır; kulun hüküm vermesi bir yetkidir ve tercihtir, kulun kendisine verilen yetki ile verdiği hükümler (yaptığı tercihler) eğer Allah dilemişse yerine gelir.

Bizler yaşantımızda, belirli akli ve motor yetenekleri kazandıktan sonra 7/24 tercih yaparız yani kul olarak hüküm veririz. Yaptığımız bu tercihler, bu seçimler, bu hüküm vermelerin de sonucunu hayatımız olarak yaşarız. İnsanlar kendi zanlarına göre bazen doğru tercihler bazen de yanlış tercihler yaptıklarını düşünür yaşadıklarından da ders çıkarmaya çalışırlar. Günlük yaşantıdaki bu tercihlerin doğru ya da yanlış olarak tanımlanması dünya yaşantısındaki yaygın algılara göredir. Sosyal hayatımızda yaşantımıza, beklentilerimize, arzu ve isteklerimize göre çokça değişkene bağlı olan bu seçimlerimiz Rabbimiz katında 2 kategoriye ayrılır: Hak tercihler (Hak hükümler), Batıl tercihler (Batıl hükümler). Yani arzumuzun, isteğimizin, hedefimizin, hayalimizin Hak ya da batıl kapsamında olması bizim idrakımızla doğrudan ilişkilidir; Billahi imana dayanan bir idrakla bunları yapıyor ve yaşıyorsak doğru tercih yapıyoruz, dunihi algı ve zanları üzerine inşa edilmiş bir idrakla yapıyorsak da yanlış tercih yaptığımızı yani yanlış hüküm verdiğimizi anlarız.

Örneğin yeni bir iş kuran Billahi imanlı birinin elinden gelen gayreti göstermesine rağmen işlerinin istediği gibi gitmediğini ve iflas ettiğini (muhafaza buyur Allahım) varsayalım. Burada kişi yaptığı işte neden başarısız olduğunu anlar ve buradan kendine ders çıkarır. Sosyal hayatta bu gereklidir. Ancak sonuç yani kişinin başarılı ya da başarısız olması, kişinin tercihinin Hak ya da Batıl olmasıyla alakalı değildir. Allah’ın sisteminde tercihe yani gayrete ve o gayretteki niyete önem verilir. Eğer ki kişi Billahi imanlı birisi ise ve işine başlarken “Allah’ım senin rızana uygun bir kazançla böyle bir işi yapmaya niyetlendim, lütfen bana hayrlı olanı ikram ediver” duasıyla başlamışsa sonucu kar da olsa zarar da kişi verdiği hüküm yani yaptığı tercih sebebiyle kaybetmez. Kesinlikle kazanır çünkü tercihi Hak idrakla bir hüküm vermedir, hüküm yetkisini Hak yolda kullanmadır. Tersini düşündüğümüzde de durum aynıdır. Dunihi algıyla helal ve haram demeden kazanç talep eden bir kişi de yaptığı işte dünya yaşantısına göre çok kazanmasına rağmen aslında kaybedendir. Çünkü batıl hüküm vermiş, batıl tercihle başlamıştır. Sonuç olarak Hak tercihin kaybetmeyeceği, batılın da hiçbir zaman kazanamayacağını anlıyoruz. Ve kişilerin işlerini iyi gitmesinin hep hayr olmadığını, istenildiği gitmemesinin de her zaman şer olmadığını görmekteyiz.

Kulun hüküm yetkisi Rabbimizin tanıdığı sınırlar içerisindedir ve dünya yaşantısıyla sınırlıdır ki buna “muhtariyeti tercih gücü yetkisi” diyoruz. Bu yetkiyle Hakkı veya Batılı Billahi manada bir özgürlükle özgürce seçip tercihlerimizi yaparız. Bu tercihin tek kıstası Hak mı Batıl mı olduğudur. Rabbimiz sadece buna bakar. “Kulum Hak mu Batıl mu tercih yapıyor? Sorumlu olduğumuz şey sadece budur.

Müstakilen var ve Muhtar olarak hüküm veren ve verdiği hükmün evvelini ve ahirini bilen Rabbimizin bilmesi de kulun bilmesi gibi değildir. Kulun bilmesi (dünyadaki yaygın bilme usulüne göre söylersek) beş duyu ile algılanabilen bir bilmedir ki bu bilme pozitif bilim kriterlerine göre ise doğru kabul edilmektedir. Ve çok önemlidir ki bu bilmede insanın bir hüküm verme yani tercih yetkisi yoktur. Örneğin 5 gün sonra hava durumunun ne olacağını meteoroloji bilimi sayesinde biliriz. Ancak 5 gün sonra yağmurlu olacak havadaki yağmurla gelen emrin ne olacağını hem bilmeyiz hem de değiştiremeyiz. Müstakilen var ve muhtar olmadığımız için (yani varlığımız gerçek VAR olmadığı için) bilme yetkimiz de tercih yetkimiz de sınırlıdır. Dolayısıyla Kelime-i Şehadetimizdeki mananın aslında ne olduğunu da konumuzla ilişkili olarak şöyle dile getirebiliriz: Şehadet ederiz ki Allah Müstakilen (gerçek) VAR ve Muhtar olması sebebiyle müstakil ve muhtar olarak hüküm verendir, verdiği hükmü, o hüküm kendisinde olduğu için bilendir. Başka müstakilen var ve muhtar olmadığı için başkaca hüküm verebilen ve bilen de yoktur. Yine şehadet ederim ki bunu bize öğreten ve yaşantısını da anlatan Rasulullah Muhammed Mustafa (SAV) de onun Kulu ve Rasulü’dür.

Rabbimizin hükmü gereği bizler muhtariyeti tercih gücü yetkimizi kullanarak daima (7/24), her an Hak veya Batıl ama bir tercih yapmak zorundayız, tercih yapmaktayız. Ancak yine Rabbimizin hükmüyle bu tercihimize ilgili olarak Allah indindeki, Allah ilmindeki kullar olarak hürüz, özgürüz.

Tercihimiz Hak da olsa batıl da olsa Rabbimiz bunu bilmektedir. Çünkü O Müstakilen var ve Muhtar olarak hüküm veren ve verdiği hükmün evvelini ve ahirini bilendir (Yılmaz Dündar, Kader). Dolayısıyla bizler kul olarak her ne tercih yaparsak yapalım bu Allah’ın kendinde kendiyle kendi olarak bilmesi dahilindedir. Çünkü: Dışı yok! Dışında varlık ve varlıklar yok!

Sonuç olarak: Kul kaderinde ne yazılıysa onu yaşar ki bu Billahi anlamda imanımızdır. Bu durum Rabbimizin müstakil olarak hüküm veren ve verdiği hükmün evvelini ve ahirini bilen olmasının gereğidir. Allah dünya yaşantısı süreci için kuluna (halifetullah vasıflı insana) muhtariyeti tercih gücü yetkisi (cüzi irade) vermiş ve Billahi manada olmak üzere onu tercihlerinde yani hükümlerinde hür yaratmış, yaptığı özgür seçimlerin sonucunu da ona yaşatmıştır, yaşatmaktadır, yaşatacaktır. Billahi manada (yani Allah hür olduğu için kulu da hürdür manasında) bir hürriyetle yaşayan kul, bu hürriyetinin gereği de tercihlerinden sorumludur. İnsan seçimleri doğrultusunda kaderini yaşar.

Necm Suresi 39: “Ve gerçek şu ki, insan için çalışmasından başka bir şey yoktur.”

Hadid Suresi 3: “O Evvel’dir, Âhir’dir, Zâhir’dir, Bâtın’dır. O her şeyi hakkıyla bilir.”

Enam Suresi 59: “Gaybın (ne düşünüp ne dilediğine ilişkin hükmün, ilmin, bilginin) anahtarları Allah indindedir; onları O’ndan başkası bilmez (başka bir varlık olmadığı için ayrıca bilen olmaz). O, karada ve denizde ne varsa bilir; O’nun bilgisi dışında bir yaprak bile düşmez. O, yerin karanlıklarındaki tek bir taneyi bile bilir. Yaş ve kuru ne varsa hepsi apaçık bir kitaptadır.”

Mülk Suresi 14: “Yaratan (kendi ilminde yarattığını hiç) bilmez mi? O, latifulhabirdir.”

Allah’ım “Kader” manasını doğru anlayabilecek Billahi Anlamda İmanı kalbimize yazıver de biz senin kaderini razı olduğun şekilde anlayıp, kabul edip ve o halde de yaşayabilelim. Allahım, bunu bize ilham ediver, ikram ediver, lütfediver (âmin).

Yazarın Diğer Yazıları