Sevgili Hocam rahmet ve merhamet ayı olan Ramazan-ı Şerifin son haftalarındayız. Ramazan ayının sonlarına gelişimizden dolayı şimdiden hepimizin içini bir hüzün kapladı. Ancak bir yandan da bu ayın içerisinde olma ihtimali hatta son on gününde yaşanması ihtimali çok yüksek olan Kadir Gecesi’ni hissedip yaşayabilmenin duası, sevinci, umudu içerisindeyiz. Sizinle Kadir gecesini konuşalım istiyorum ancak konuya girmeden, bazılarımızın aklına gelip soramadığı sorsa da cevabını alamadığı bir merak ile başlamak istiyorum. Kadir Gecesi denilen o andan dünyanın yalnızca karanlık kısmında olanları mı yararlanıyor? Çünkü böyle bir algı oluşuyor. Kadir Gecesi o saatte (o anda) dünyada gece olmayan yerler de var, nasıl olacak? Biz Kadir gecesindeyken oralar Kadir gecesini yaşamayacaklar mı?
Elif hanım kardeşim, dediğiniz gibi, bu gecelerden birisi Kadir Gecesi olabilir. Ancak önce Kadir Gecesi’nin günümüzde anlatıldığı ve aşkla şevkle de uygulandığı gibi olmadığını bilmek lazım. Elhamdülillah, imanımız o kadar kuvvetli ve büyük ki, kabul ederken çok basit sorgulamaları bile yapmadan kabul ediyoruz. Çok şükür, imanımız gerçekten o kadar kuvvetli ve büyük. Din adına bir şey söylendiğinde basit sorgulamaları bile yapmadan kabul ederiz, çok incelemeyiz; o söylenenin öyle yorumlandığı gibi olup olmadığını düşünmeyiz. Mesela buna benzer şeylerden birisi “kıyametin akşam ezanı vakti kopacağı” yaklaşımıdır. Akşam ezanı vaktini Türkiye boyutlarında düşünün, şimdi Ramazan’dayız iftar vaktini düşünün. Kars’ta iftar edilirken İzmir’de iftar edilmiyor, İzmir’in iftar vaktinde Kars’ta yatsı vakti oluyor. Kıyamet hangisinin akşam vaktinde kopacak? Yoksa her ilde sırayla mı kopacak? Böyle basit tefekkürleri bile yapmadan kabul eden bir imanla yaklaştığımız zaman bazı şeylerden de perdeleniyoruz. Maalesef din görevlilerimiz veya din adına bir şeyler anlatan kardeşlerimiz de bazen bu perdelenmeye yardımcı olabiliyorlar.
Yılmaz Hocam, bu konuya döneceğim ama bu anlatımla ilgili bir parantez açmak istiyorum. Ramazan ayında olduğumuz için iftar ve sahurda bir gayretle programlar yapılıyor. İftar programını izlerken dikkatimi çeken şeylerden birisi Ezanımız’a gereken hürmetin gösterilmiyor olması. Sunucular değişiyor ama şu değişmiyor gibi. Şimdi Ankara için iftar vakti dediğinde Ezanımız başlamış ama sunucu bir şeyler söylemeye devam ediyor hatta konuğunu hızla susturup tabiri caizse hızla onun konuşmasını kesiyor ama kendisi bir şeyler, birtakım temennilerle konuşmasına devam ediyor, konuşması bittiğinde Ezanımız yarıya gelmiş oluyor. Sonra yapılan dua da Ramazan ve oruçla ne kadar ilişkili bilemiyorum. Yani dilimi yalandan, gözümü haramdan korumam için oruçlu ve Ramazan ayında mı olmam gerekiyor mesela? Bir diğeri ise Allah’ı tanımakla ilgili neredeyse program yok gibi. Oysa ehli sünnet itikadı ve o imana göre yaşantı Allah’ımızın altı zati ve yedi subuti sıfatını bilmeyi, hakkıyla anlamayı ve o anladığına göre de bir hayat tarzı oluşturmayı gerektiriyor; yani sünnet ehli bir kul olabilmek için önce Allah’ı doğru tanımış bir mümin olmamız gerekiyor. İyice öğreninceye, anlayıncaya ve bu vasıfları aklı ve imanıyla hissederek yaşama gayretinde bir kul oluncaya kadar, gündemimiz Allah’ı tanımak olmalı diye düşünüyorum. Tabi bütün bunları bu programlara kızma, öfke gibi hislerle değil bir onarma, bir geliştirme arzusuyla düşünüyor, istiyorum, size de bu saikle soruyorum.
Elif hanım kardeşim, Ramazan vesilesiyle benim de dikkatimi özellikle çekiyor, ben de sahur ve iftar programlarında konuşanları dinliyorum, dinlemeye çalışıyorum. Ancak üzülerek görüyorum ki kardeşlerimizin iyi niyetle orada anlattıklarının büyük çoğunluğu İslamiyet’le ilişkili değil. Onları dinleyenlerin coşup heveslendikleri, duygulandıkları şeylerin de aslında İslamiyet’le çok ilgisi yok! İyi bir kul değil de iyi bir insan olmak konuşuluyor daha ziyade. İyi bir kul olmak için iyi bir mümin olmak, onun için de Allah’ı hakkıyla tanıyor olmak gerekir, ihtiyacımız öncelikle bu; yani biz Allah’a bir Hristiyan, bir Yahudi gibi inanıyor olmamalıyız. Bu sebeple, eğer siz ihtiyaca yönelik sorgulayan bir yaklaşımla sahur ve iftar programı diniyorsanız, anlatılanları neredeyse dinleyemiyorsunuz. Çünkü size hitap etmiyor, tesir de etmiyor, dinlerken sıkılıyor insanlar. Körü körüne bir yaklaşımla “Bu iftar programıdır, mutlaka dinlemem lazım” derseniz dinliyorsunuz. Ama anlatılanları biraz sorgularsanız günlük yaşantıdaki bilimsel, sosyolojik, teknolojik standartların çok gerisinde ve Müslümanların imanlarını ve yaşantılarını doğrultma ve geliştirme ihtiyaçlarına cevap veremeyen bir anlatımla karşılaşıyorsunuz, içerik size hitap etmiyor. Neden? Çünkü anlatılanların Efendimiz (SAV)’in açıkladığı İslam’la çok ilişkisinin olmadığını görüyorsunuz. Çok basit bir örnek vereyim; kandil geceleri!
Sevgili Hocam, siz bu noktada kandil geceleri deyince açtığımız parantezi kapatıp ilk sorumuza yani kadir gecesi konusuna dönmüş de oluyoruz böylece.
Dinimizde “Kandil Gecesi” diye bir tabir yok ama ülkemizin en güvenilir kurumu olan Diyanet bile “kandil gecesi” tabirini kullanıyor, onu tebrik ediyor, mesela cuma namazlarında hoca efendi hutbede “kandilinizi tebrik ederim” diyor. KANDİL diye bir şey yok. Kandil (candle) hristiyanların mumudur! Bizde öyle bir şey yok. İslamiyette “ÖNEMLİ GECELER” vardır ama “kandil” yoktur, yani o gecelerin adı “kandil” gecesi değildir. Çok önemli geceler vardır ve o gecelerin neden önemli gece olduğunu incelememiz, araştırmamız, bilmemiz gerekir.
Hocam, “kandil” ifadesinin “mum dikme, mum yakma” kültürüne ait olduğunu fark ettim elhamdülillah; ancak “önemli geceler” hususunu biraz açabilir misiniz?
Elbette. “Önemli gece” denilen geceler bir döngünün geceleridir. Bu gecelerdeki döngüyü doğum tarihimiz üzerinden anlatmaya çalışayım. Diyelim ki, doğum günüm 6 Ağustos, bu tarih güneş yılında her sene aynı yere denk gelir. Oysa doğum günü kamerî ay döngüsüne göre yıl hesabı yapılan takvimle, mesela hicri takvime göre belirlenmiş olsa ve siz 1 Ramazan’da doğmuş olsanız doğum gününüz yılın değişik dönemlerine gelir, doğum gününüzü güneş takvimine göre her sene farklı zamanlarda karşılamış olursunuz. Çünkü döngü farklı. İşte İslamiyet’te “önemli geceler” denilen geceler farklı ve önemli bir döngünün geceleri; farklı ve önemli bir döngü var, o döngü nedeniyle gecelerin yerleri sürekli değişiyor. Mübarek bir gece geçen seneyle aynı güne gelmiyor.
Bizim yapmamız gereken hangisi? Bunlara nasıl bakmak lazım?
Şöyle söyleyelim: Normal yaşantıda günleri güneş takvimine göre kabul ettiğimiz günleri, mesela doğum günümü kamerî aylara göre hesaplamış olsam? Çünkü onda da farklı bir bilimsel gerçek var, bir kere uzaysal bir olay var, bir kompozisyon var. İşte önemli geceler dediğimiz o geceler evren için çok önemli bir olayla ilişkili ve iş yalnızca güneşin bir günü değil! Bir dizilim var ve o dizilimin o döngüsü önemli. O dizilimin, o kompozisyonun döngüsü bir olay meydana getirmiş; yani Rahiym’den bir şey çıkmış; Rahiym olan Allah bir şey yaratmış! Rahman ve Rahiym olan Allah’tan ürün meydana gelmiş, bir yaratma olmuş... İlmullahta uani Allahın ilminde Rahman ve Rahiym’den ürün meydana gelişinin, bir yaratmanın döngüleri o geceler. Dolayısıyla bu geceler evrenimiz için de biz müminler için de çok önemli bir kompozisyonun döngüsüyle ilişkili yıldönümü geceleridirler. Rahmaniyet’ten diğer bir deyişle RahmanurRahiym’den bir şeyin oluşumunun, bir kompozisyonun ortaya çıkışının bilinen, işaretlenmiş döngüleri İslamiyet’te Regaib, Berat, Kadir, Mirac gibi “önemli geceler” olarak bize öğretilmiştir; onlara “kandil” demek bu sebeple doğru olmaz.
Hocam, Allah’ımızın üreten vasfı için “Rahmanur rahıym” dediniz, çok yeni bir öğrenme oldu bana elhamdülillah.
Elif hanım kardeşim, bu vesileyle şuna da dikkat edin, yani tefekkür edin. Kadında da Rahiym var ve oradan da bir hayat çıkıyor...
Yılmaz hocam, peki kadir gecesinin “önemli” diğer gecelerden farkı nedir?
Evet, farklı, bir farkı var. Diğer önemli geceler de tek tek ele alınabilir, üzerinde konuşulabilir ama Kadir Gecesi farklıdır. O fark aynı zamanda kişilerle de ilişkili, onun üzerinde durmaya çalışalım. KADİR GECESİ bir gecenin tamamından ziyade bir Kadir Anı ile ilgilidir, bir ândır o ve o ânı yakalamak önemlidir. Peki, nasıl yakalayacağız? “Din her şeyi ne kadar gizlemiş, kadir gecesini de gizlemiş!” mi yani? Bu kadar gizli ve saklıyken onu nasıl bulacaksın? Yani kişi Allah’ın gizlediğini bulacak, öyle mi? Bütün gece beklemene rağmen yakalayıp yakalayamadığını bilmiyorsun. Diyelim yakaladın, ne olacak? Sabah yine aynı sensin! Bir şey mi değişecek veya ne değişecek? Böyle ufak bir sorgulama yaptığınızda Kadir Gecesi’ni size anlatılan halinden çok farklı bulursunuz. Onun “bizzat kişinin kendisinin idrakıyla oluşturması gereken bir hal” olduğunu anlarsınız.
Hocam, kadir hali madem bizim idrakımızla alakalı, o zaman kadir halini nasıl düşünelim?
İncelediğinizde KADİR kelimesi normal konuşmalarımız içerisinde de vardır: Kadir bilir; işin kadrini bilir, kadirşinas insan, kadir kıymet bilir gibi kullanılır. KADİR KIYMET BİLMEK; o işin farkında olmaktır, onun kadrini değerini, önemini biliyor olmaktır. İşte KADİR ANI, KADİR HALİ öyle önemli bir şey ki onun değeri biliniyor. Bilinmesi, fark edilmesi gereken bir hal! Öyle bir hal ki, bir kişi “seksen dört yıl yaşasa” o hal onun tüm yaşantısından daha önemli ve hayrlı! Öyle ki, “bin aydan hayrlı” bir an! “Bin aydan hayrlı o an” sizin gece boyu beklemekle yakalayacağınız bir şey mi? Halley Yıldızı gibi, belirli zamanlarda geçen, beklersen göreceğin bir şey mi? Değil! O (Kadir) bizzat senin yaşaman gereken bir haldir! Bunu, hadisleri incelediğinizde çok iyi fark edeceksiniz. Efendimiz (SAV); “Kadr’i yılın her gecesinde arayın” buyurur. Allah Kadir Gecesi’ni gizlemiş mi? “Haydi, onu bulun” mu diyor? Allah’ın sakladığını kim bulabilir? Mümkün mü, öyle bir şey olabilir mi? O gizlemiş ve birisi bulacak, olamaz öyle bir şey! O zaman, yapılması gereken farklı bir şey olmalı! Bir kere bu, insanlardan gizlenen bir “bulan kazanıyor yarışması” değil! Bir yarışma, bir sınav, bir imtihan değil! Kadir Hali yılın her gecesi aranacak bir haldir. Onu aslında her gün (gece gündüz) aramak gerekiyor. Ama Ramazan’da ve Gece aramak özellikle önemlidir.
Ama Efendimizin (SAV) hadislerindeki çok güçlü vurgu sebebiyle Kadir gecesini Ramazan da ve Ramazan gecelerinde aramak önemli diye biliyorum; neden acaba Sevgili Hocam?
Ramazan Ayı layıkıyla değerlendirilebiliyorsa, Kadir hali Ramazan Ayı’nın son on günü içerisinde daha kolay başarılabilir. Layıkıyla değerlendiriyorsan bir yıl boyunca araman gereken şeyi Ramazan Ayı‘nın son on gününde başarabilirsin. Tabi, layıkıyla değerlendirmek nedir, ne yaparsak layıkıyla değerlendirmiş oluruz, o da farklı bir konu. Layıkıyla değerlendiriyorsan Ramazan Ayı‘nın son on gününde başarabilirsin. Çünkü o kadar konsantre oldun, yoğunlaştın, süzüldün, pür oldun ki, son on günü artık onu başarabilecek hale, o kıvama gelebilirsin, bunu yapabilirsin. O hali idrak edebilme/yaşayabilme ihtimali en fazla 27. Gece’dir. Ama 19 da, 21 de, 23 de, 25 de olabilir. 27. Gece o anı yaşama ihtimali daha kuvvetlidir. Hepsinde de başarabilirsin. Bin aydan hayrlı, değerli olan o halin ne olduğunu bilirsen...
Yılmaz Hocam, Kadir halini yakalayabilecek bir idrakta olmanın bir şartı var mı acaba?
Kadir Hali’yle çok yakından ilgili bir konu var: Kader! Eğer kişi kader mevzuunu halletmemişse onun Kadir Hali’ni yaşaması mümkün olmaz. Kaderle ilgili ikilemleri varsa o hali yaşayamaz, mümkün olamaz! Ama gerek kader mevzuunu, gerek Kadir Hali’ni anlayıp yaşayabilmek için “La ilahe illallah” idrakında hemfikir olmamız lazım.
Hocam, sizin çok sık ve hep vurguladığınız husus bu değil mi? “La ilahe İllallah” kelime-i tevhidi tüm kapıları açan idrak ve iman anahtarıdır ama onu doğru anlamış olmak şart, dersiniz hep. “La ilahe illallah“ hepimizin bildiği ve iman ederek söylediğimiz bir beyan ancak siz hemfikir olmamız gerekir dediğiniz için “Acaba hem fikir miyiz?” sorusu geliyor aklıma.
La ilahe illallah’ın ulaştığımız manası şudur: İlahlar yok, illa Allah. Dikkat edin, “Allah var” demiyoruz; İlla Allah! “Var” kelimesi sınır getirdiği için onu kullanmıyoruz. Birisinin bir şeye “var” demesi onu gözlüyor, tarif ediyor ve sınırlıyor demektir. Bu yüzden Ehlullah “var” demez, İlla Allah der. Allah’a sınır koymamak için “illa Allah” der: “ La ilahe (bir şey yok), illa Allah.” Hatırlarsanız orayı Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem’in İKRA’ ile OKUduğu noktaya getirdik: La ilahe illa Allah: Tanrılar yok, illa Allah! “Tanrı yok” demek çok kolaydır: Birçoğumuz “Allah’tan başka bir şey kabul etmiyorum, hayatımda tanrı yok” diyoruz. Düşünülen yanlış nokta burasıdır ve bu nokta hem Kader konusuyla hem de Kadir Hali’yle çok ilişkilidir. Başka tanrı kabul etmedin ama esas tanrı ilan ettiğin kendinsin! Kişinin kendisi tanrı kabul etmeyen bir tanrıdır! Halinle “benden başka tanrı yok” diyorsun, kendine ortak, eş kabul etmiyorsun. İnsanın ilan ettiği ESAS TANRI kendisidir. O tanrı “ben varım” iddiasıdır. Bir kişi “BEN VARIM” dediği anda tanrılığını ilan etmiş olur! Şu yanılgıya da düşmeyin: “Ben varım” demek, “benim adım şu, ben şu kişiyim, ben Ahmedim” demekten farklıdır. Bunu yanlış anlarsa kişi neyi yok edeceğini bilemez, hatta adını söylemekten bile korkar. Bizzat kendi isminle varsın, o ayrı bir şey. O zaman, “ben varım” nedir, yok edilmesi gereken nedir?” birkaç cümleyle bir giriş yapalım: Önce “BEN varım” diyenin kastettiği “BEN”in yok olması lazım! O “BEN”i yok edebilmek için şu soruların cevaplarını bulmak gerekiyor: Onu nasıl yok ederim? Hayatta “ben varım” demeden nasıl yaşarım? Ne yaparsam onu dememiş olurum?
“La ilahe (tanrı yok)”un esas manası neydi: Sen yoksun! Eğer kişi bu yola böyle düşünerek başlarsa doğru başlamış olur. La ilahe (sen yoksun) illa Allah! “Sen yoksun illa Allah” hakikatinin Ezan’da duyuruluşunu çok kısa anlatmıştık. EZAN aslında “sen yoksun illa Allah” hakikatinin seslenişidir, onu duyurur. Ezan seni “ben varım” diyen idraktan ve onun yaşantısından kurtarmak üzere davettir. O iddiadan kurtuluşun adresini, yolunu gösterir.
Bir kişi düşünün, Allah’tan başka tanrı ve tanrıları kabul etmiyor ama “ben varım” diyor. Onun “ben varım” diyen o hali “benden başka tanrı yok” demekten başka bir şey değildir. O haliyle o gizlice “benden başka tanrı yok” diyor! O kişi “La ilahe illa Allah” diyor, “tanrı yok illa Allah” diyor ama kendisi de var! İşte ESAS TANRI budur. Esas tanrı “varım” diyenin kendisidir! Bunu fark eden, bu yüzden “La ilahe” diye ona seslenir: Tanrı yok (sen yoksun) illa Allah! Bu manada hemfikir olmadan adım attığımız sürece ilerleyemeyiz, burada hemfikir olmadan yürürsek başaramayız. Bu anlamda buluşup, hemfikir olmadan yürüdüğü sürece tasavvufta bir kişinin ilerlemesi mümkün olmaz. Bu mana üzerinde hemfikir olmamız lazım! Şimdi bunu basamaklarıyla sembolik olarak anlatmaya çalışacağım.
Sevgili hocam Kadir gecesinin öneminden, Kadir anını yakalamaktan bahsettik. Bunun da ancak gerçek mana da “La ilahe illallah” demekten geçtiğini vurguladınız. Açıkçası ”La ilahe (bir şey yok), illa Allah.” Diyoruz ama bunu gerçek mana da deyip demediğimi hiç sorgulamamıştım. Sizin de az önce bahsettiğiniz anlamda yani “başka tanrı yok ama ben varım” diyebileceğimi de hiç düşünmemiştim. İmani konularda bizi bu şekilde aydınlattığınız çok teşekkür ederim. Emim birçok okuyanımızda bu satırlardan sonra “La ilahe illallah” beyanını daha derin düşünerek söyleyecektir. Bu konuyu izninizle daha derin ele alalım istiyorum. Çok önemsiyorum. Çünkü bir şeyi anlayıp, hayatımızda uygulayabilmemiz için onu basit bir şekilde tanımlayabilmemiz gerekir. Konuyu net ve doğru olarak ifade edemedikten sonra konuyla ilgili kitaplarca süslü cümleler kurmanın, bunları okumanın, bunları belirli periyotlarla tekrarlamanın pek bir anlamı olmadığını düşünüyorum. Bir eğitimci olarak da sizin şu anda anlatmaya çalıştığınızın tam olarak bunun örneklemesi olduğunu görüyorum. Günümüzde bazı programlarda anlatılan İslamiyet çok katı, bazılarında anlatılanlar ise hiçbir sorumluluk gerektirmeyen adeta “mutluluk dini” olarak bahsediliyor. Bazıları sadece fıkıh üzerinden anlatmaya çalışırken bazısı da Efendimiz (sav) hadislerini yok sayıyor. Bu kadar farklı açılardan karmaşık bir şekilde anlatılarak oluşturulan din algısında bu şekilde basit ve net anlatıma ihtiyacımız var. Önümüzdeki hafta “La ilahe illallah”ı anlamaya devam edelim istiyorum.