Elif Çaylıoğlu

Kadir, Selam Ve Bayram

Elif Çaylıoğlu

Önceki yazımızı “Allahım, Billahi Anlamda İmanlı hayat tarzını bize ikram ediver, lütfediver ki selam üzere yaşayan, indinde kadri bin aydan hayrlı kulların olalım da bayram edelim (âmin)” duasıyla tamamlamıştır. 

Hepimizin dikkatini çeker, Kur'an birçok ayette Billahi imanlı müminlerin halini bize özendirir; onların kadri kıymeti çok yüksek inanışları ve o inanışa uygun hayat tarzları olan salih amelleri sebebiyle... Onların bin aydan hayrlı, mübarek, hoş ve kadri ne anlaşılamaz kullar olduğuna, dunihi algı dediğimiz gaflet yaşantısında olanlar tarafından hiç fark edilemeyecek bir hali yaşadıklarına dair ayetlerde yeminler vardır. Saffat Suresi ilk dört ayeti bu ayetlerdendir: “And olsun o saf olarak dizilenlere. O şiddetle defedenlere. O zikirle meşgul olanlara (zikir tilavet edenlere). Muhakkak ki ilahınız Vahid’dir (kesinlikle onlar bilmektedir ki Allah’ın Vahidiyetinde O’nun dilekleri, O’nun emirleri, O’nun ilmindeki var görünen kulları olarak yaşamaktadır." (Saffat 1-4)

Bu ayetlerin tefsir ve açıklamalarını Kadir Suresi’nin "Sen o gecenin kadrini bilir misin?" ayeti ile Saffat Suresi’nin “And olsun bunlara" dediği kulların Allah indindeki kadri kıymeti hakkındaki şu tefekkür ve tezekkürle çakıştıralım:

"Sen o 'And olsun saf olarak dizilenlere, o şiddetle defedenlere, o zikir okuyanlara' denilenlerin kadri nedir bilir misin? Rabbinin izniyle her hükümden melekler ve Ruh onda tenezzül eder.” (Dündar, Y, Sen Tanrı mısın? 698-701)

Saffat Suresi 4. Ayet de “And olsun onlara” denilenlerin iman ve idraklarıyla ilgili bir açıklama içerir: "Muhakkak ki; ilahınız Vahid’dir." Yani yemin edip de "And olsun" dediğimiz bu müminler Ehad ve Samed olan Allah'a Vahidiyeti ile iman etmişlerdir, O’nu kendilerinin O’nun dışında olmadıkları ilah olarak edinmişlerdir. Allah’ın gerçek VAR oluşu ile yani “Müstakilen VAR ve Muhtar” olanın ancak Allah oluşu ile yaratıldıklarını, bu yaratılanların O'nun ilminde (Vahidiyetinde) var göründüklerine ve hakikatleri itibarıyla da Vahidiyet nurundaki tekliklerine inanmışlardır. EHAD olan Allah'ın dışı sınırı, öncesi sonrası olmayan müstakilliğini, Allah'ın ilahlığını Vahidiyeti ile tanımışlar ve bu idrakla yaşamaktadırlar veya yaşama gayretindedirler. İşte onlara yemin ederim... Ey kullarım andolsun ki onların hali bin aydan hayrlı bir haldir. Siz onların halini kadrini bilir misiniz? Onların halini kadrini bilmek isterseniz Beni İhlas Suresi'nde açıkladığım şekilde o idrakla, Ehadiyetimle, Samediyetimle, Vahidiyetimle tanıyarak iman edin ve buna göre bir hayat tarzı oluşturmaya çalışın. 
Yemin edilen, kadir ve kıymetleri “bin aydan hayrlı” kulları gördük. Bu yemin edilen müminlerin imanını anlayabilirsek ve bu imana talip olur da gereğini yaşama gayretine girebilirsek Rabbimizin bize hem sorduğu hem de bildirdiği Kadir halini, Selam halini biiznillah hem iyi kavrayabilir hem de yaşayabiliriz. Billahi Anlamda İmanın kadir ve selam hali olarak yaşantıyı şekillendiren bir idrak olduğunu, kadrin sadece takvimle gelen bir gece olmadığını anladığımızda, Kadir halinin bizden gizlenen saklanan bir gece olmadığı, o idrakı yaşamaya talip olan her kula Billahi Anlamda İman için gereken donanımın, merakın, idrakın lütfedildiğini görür, duyar, onu bu heyecanla aramaya başlarız, onun nasıl da bizdeki bir hakikatin örtüsünü kaldırarak ulaşacağımız hal olduğunu fark eder ve onun telaşına düşeriz inşaAllah. Allahım, lütfunla bizleri Selam halini yaşattığın indinde kadri kıymeti bin aydan hayrlı kullarından eyleyiver (âmin). 

Kadri bilinmesi, fark edilmesi gereken Selam anını ve onun hale dönüşmesini şöyle de tanımlayalım: Bir kul imanıyla Allah’a karşı müstakil bir varlık ve güç ilan etmeyi reddettiğinde, “Ben de müstakilen varım ve muhtarım” demekten utanıp o halden sıyrılma çalışmalarına başladığında; mülkü, gücü ve hükmü “dışı ve sınırı, öncesi ve sonrası olmayan” Allah’a teslim ettiğinde ve buna uygun yaşama gayretine girdiğinde onun için Kadir anı başlamıştır. Eğer bu an devam ederse hale dönüşür ki o selam halidir. O hali her an yaşamak marifetullah ilmiyle birlikte (yani ilahlık hissiyatından kurtulmayı öğreten ilimle birlikte) biiznillah çok mümkündür, çünkü o ilimle birlikte Billahi Anlamda iman başlamaktadır. Bunun bir diğer ifadesi, nefs-i levvamenin ve seyr-i sülûkun gerçek manada başlamasıdır. Çok duyulan, çok konuşulan, çok arzu edilen ama yaşayanı çok az, çok nadir olan nefs-i levvame ve seyr-i sülûk ancak “Müstakilen yani gerçek VAR'ın Allah” olduğu ve muhtar olarak güç, hüküm ve mülk sahibi Allah’ın dışı sınırı, şekli, öncesi ve sonrası olmadığının kabulü ve buna uygun yaşama gayreti ile yapılacak terklerle mümkündür.

“Güç benimdir, irade benimdir, hüküm benimdir…” demeden yaşamak öyle “dedim” demekle maalesef yaşanmıyor, gizlice devam eden güç, irade, hüküm ve varlık iddiaları işi bozuyor.

Mesela "beden benimdir, onu nasıl istiyorsam öyle yedirir, giydirir, öyle yaşatırım" demeden haydi bir 7/24 yaşayalım. Haydi öfke, nefret ve sevinç halleri ile Allah’ı unutmadan bir duygu düşünce geliştirelim, söz söyleyelim, davranalım, haydi... Söylerken "güç ve hüküm Allah’ındır" yani "La havle ve la kuvvete illa Billah" diyoruz ama haydi bir de buna uygun yaşama gayretine girelim. Ancak bu durumda Kadir halini, Selam anını yılın her günü ve gecesi Biiznillah yaşamamız mümkün olacaktır. 

Elbette ayetlerimizde bildirilen ve Kur’an-ı Kerim’in insanın anlayabileceği bir lisan ile indirildiği "Kadir Gecesi" ve "Selam anı" ayrıca bir zaman dilimi olarak (Allah indinde ve O’nun bildirdiklerinin bildiği netlikte bir takvim günü ve anı oalrak) vardır. Biz kabul olması duasıyla onu her yıl Ramazan ayının 27. Gecesi, bir yeni yıl, bir yaş günü kutlama sevinci, şükrü, duası, sığınışı, umuduyla değerlendirmeye çalışmaktayız. Böylece Efendimiz (sav)'in "Kadir gecesini daha çok 27. Gecesi'nde arayın" hadisi kapsamına girmeyi arzu eder ve her yıl bu noktada durmakla yani her yıl 27. Ramazan gecesini Kadir gecesiymiş gibi bilip değerlendirmekle o takvimsel Kadir gecesiyle de hem de birçok defa buluşmakta, o anı da defalarca yaşamaktayız elhamdülillah.

Anladık ki bu gece ve bu geceyle ilintili olarak övülen bir hal var ki bizi asıl ilgilendirmesi gerek budur: Müstakilen varım zannından, müstakil bir güç, hüküm ve mülk sahibiyim yanılgısında yani İlahlık Hissiyatından sıyrılmış olmak! Kadrini bilir misiniz denilen, övülen üzerine yemin edilen, “bin aydan hayrlıdır” denile bu halin, bu idrakın ve yaşantısının gayretinde olmak! Bizim için hedef yani kızılelma budur; Allah indinde kul için kadri bilinen hal budur.

İlahlık yani tanrılık hissiyatını fark edip ondan sıyrılma telaşıyla başlayan bu hal önce bir süreçtir: Önceki yanlış hissiyatı (dunihi algıyı) reddetmek, Billahi Anlamda İmanı kabul ve deklare etmek, sonra da buna uymayan nelerimiz varsa onların terk etmeye başlamak. İşte bunun kadri Allah indinde biliniyor. Kul için bin aydan daha hayırlı olan işte bu hal ile yaşama gayretidir ve nihayet öyle yaşamaktır. O yörüngeye tam ve geri dönüşsüz yerleşinceye kadar, onun mücadelesi esnasında bu anı ne zaman yaşarsak o an Kadir halidir ve selam anıdır, o idraktan düşünceye kadar devam eder (kurtarıver, muhafaza ediver, koruyuver Allahım). Olay veya sebep ne olura olsun duygu düşünce, konuşma ve davranışlarımızla İlahlık Hissiyatına sahip çıktımızda kadir hali, selam anı biter; çünkü şirkle selam nasıl yan yana olur?

"Tan yerinin ağarmasına kadar" ifadesi bu idrak için bir manasıyla budur, tekrar ilahlık hissiyatımıza dönmektir. İlahlık Hissiyatına sahip çıkan esfele safilin idraka, duniHİ algıya dönüştüğümüz an bizdeki zulmani yapı, şeytaniyet (ki ayet ve hadisler ona vehmin zulmeti ve nefsin şerri demektedir), işte o devreye girer ve kadir hali, selam anı son bulur; çok üzücü, çok korkunç değil mi? Ama gün içinde hem de defalarca durmadan bıkmadan bu hale düşmekten neden çekinmiyoruz, neden yeterince korkmuyoruz?

Bunu kendime soruyorum?

Hz. Aişe (ra)'tan rivayetle Efendimiz (sav)‘den öğrendiğimiz duamızla Rabbimize sığınalım, o gece, her gece ve her gün: 

"Allahümme inneke afuvvün tuhibbul afve fa'fu annî”

“Allahım! Sen çok affedicisin, affetmeyi seversin, beni bağışla.”
Allahım, biz kulların bu dua ile senden merhametini istiyor ve sana sığınıyoruz, kabul buyur bizi (amin).

Yazarın Diğer Yazıları