Elif Çaylıoğlu

Kul Özgür Müdür? II

Elif Çaylıoğlu

Zihnimizde derin iz yapması için “Müstakilen VAR ve Muhtar olan ancak Allahtır” gerçeğine inananlar olarak daima Hakk veya Batıl bir tercih imtihanında olduğumuzu ne kadar sık hatırlasak o kadar iyi. Hatta hiç unutmasak çok daha iyi… Yani “Her an 7/24 ya Hak veya Batılı tercih imtihanında oluşumuzu hiç unutmamalıyız” ifadesini lütfen bilincimize kazıyalım…

İnsan farkında olsa da olmasa da hayatın her anında, her nefeste Muhtariyeti Tercih Gücü yetkisiyle yaşıyor. Bir ebeveynin çocukları arasındaki tutumu, bir kayınvalidenin gelinine, bir gelinin kayınvalidesine davranışları, bir esnafın ürün arzı ve fiyatlaması gibi hayata dair her detay ve konu her an aslında bu tercihle ilerlemektedir! Kul olarak dünya hayatı imtihanının gereği olarak Hak ile batıl arasındaki bu tercihi yapmaya HÜR olarak mecburuz, Muhtariyeti Tercih Gücü yetkisi sebebiyle. 

Rabbimizin bize emaneten verdiği bu “muhtariyeti tercih gücü” yetkisi ile yapacağımız Hak ya da batıl tercihlerde bizler “Müstakilen VAR ve Muhtar olan ancak Allah” hakikati kapsamında Biiznillah hür ve özgürüz. Burada bahsedilen Billahi Anlamda Hür oluşu anlamak için mutlaka Billahi Anlamda İman etmiş olmak şarttır. Billahi Anlamda İman Allah’ın dışı ve sınırı, öncesi ve sonrası olmayan bir hakikat olduğuna, bu hakikatin suretsiz olduğuna iman etmektir. Bu imana göre yaratılanların gerçekten var olmaları yani müstakil varlıkları ve muhtarlıkları söz konusu bile olamaz. İşte bu Billahi Anlamda İman hakikatine uygun olarak, Muhtariyeti Tercih Gücü yetkisi kapsamında hür olarak yaptığımız tercihlerimiz ile bizler ahirette nasıl bir halde olacağımızı da Biiznillah belirliyoruz. Bunu fark etmemiz neden önemli? Çünkü imtihan günleri hızla çarçabuk geçip bittiğinde, din günü gelince halimize şahit olmamız ve halimizden razı olmamız gerekecek. Çünkü o gün “Evet Rabbim, bu yolu ben Biiznillah hürriyetimle tercih ettim” diyeceğiz. Seçtiğimiz idrak, seçtiğimiz yol her ne ise; Hak veya Batıl…

Dünya hayatında kullandığımız “muhtariyeti tercih gücü” yetkisiyle yaptığımız seçimler bizi bir sonuca ulaştıracak; ya Hakk (cennet) yaşantısı veya Batıl (cehennem) ortamı… Muhafaza buyuruver Allah’ım, düşünün ki o gün geldi ve cehennemlik olduğumuzu fark ettik, ne yapacağız? İtiraz etsek ve “Allahım, dedikodu yaptım ama kalbim çok temizdi. Bütün bunlar dünya yaşantımdaki ortam gereği, eş dost ve arkadaşlarımla otururken oldu” diye kendimizi savunsak bunun bir anlamı olur mu? Yani oluşturulan (uydurulan) mazeretler işe yarar mı? Asla! Yaptığımız tercihlerin sonuçları ile yüz yüze kalacağımız ahirette bilelim ki hiçbir itirazımız haklı olmayacak... Bu durum çok korkunç ama bir o kadar da duyarsız (anestezik) olduğumuz bir hal maalesef... Ahirette karşılaşacağımız her şey dünya hayatındaki Hak veya Batıl yöndeki HÜR seçimlerimizdir. Böyle olduğu için kul olarak bu durumun sonuçlarına bir itirazımız olamayacak... Çünkü bir yetki verilmişti, onu Hakk veya Batıl yolda kullandık, şimdi de sonucunu yaşıyoruz.

Muhtariyeti Tercih Gücü yetkisini daha detaylı merak edenlerin “Talibin Başlangıç Çizgisi” adlı eseri bir bilim insanı hassasiyeti ile önyargısız ve eleştirel akılla incelemelerini öneririm; bunu kendime de önerdim ve bu incelemenin içindeyim. 

Muhtariyeti Tercih Gücü yetkisini (eğer bize ayetlerin manasal açılımı lütfedilmişse) Kur’an’da birçok ayette mana olarak bulabiliriz. Şimdi onu İnsan Suresi 29 ve 30. ayetler ile fark etmeye ve anlamaya çalışalım.

İnsan 29: “Şüphesiz ki bu bir tezkiredir (öğüttür); artık dileyen Rabbine bir yol tutar.”

İnsan 30: “Ancak, Allah dilemedikçe (dilemeyince) dileyemezsiniz. Şüphesiz Allah gerçek bilen hikmet sahibidir.” 

İnsan Suresi 29. Ayet “Dileyen Rabbine bir yol tutar” buyurarak Rabbimizin verdiği “muhtariyeti tercih gücü” yetkisine doğrudan atıfta bulunmaktadır. Yaşantıdaki tüm Hak veya Batıl tercihlerimiz işte tam da bu yetkiyi kullanarak yaptığımız seçimlerimizdir. 

Hakkı veya Batılı tercih, dünya hayatında Rabbimizin bize Billahi manada tanıdığı özgürlük alanıdır. İşte bu özgürlük yetkisine zulmetmeyelim diye, yetkinin sarhoşluğuna düşüp de “Müstakilen VAR ve Muhtar olan ancak Allahtır” hakikatinde var görünen bir kul olduğumuzu unutmayalım diye Rabbimiz Allah hemen bizi bir sonraki ayette (İnsan 30) uyarır. 

Bu ayette bizler birçok sebeple uyarılırız. Bir kere insan “müstakilen var ve muhtar” bir hürriyet zannına yatkındır, işte öncelikle bu hatadan kurtulalım diye uyarılırız. Rabbimiz İnsan 30’da seslenir: “Ey inanan kulum, İnsan 29 ayeti gereği yaptığın seçimi Müstakilen var ve muhtar sanma, o sana verdiğim bir yetki iledir ve Biiznillah”tır. Çünkü Müstakilen var ve Muhtar olan ancak benim ben!” Lütfen, bu uyarıyı 7/24 ekran yüzümüz yapmak için gayrette olalım ki ayetimiz daim okuduğumuz bir iman olarak yaşansın. 

Her iki ayeti (İnsan 29 ve İnsan 30’u) birlikte düşündüğümüzde, bizim kul olarak yaptığımız seçimlerin bir yetki ile ama Rabbimizin izni ve dilemesiyle olduğunu, yani “hem tercih ederken hür olduğumuzu hem de ayrıca bir tercih eden olmadığını, illa Allah olduğunu” anlıyoruz. Ve yine anlıyoruz ki Kur’an üçüncü boyuttan düşünebilenler için iki farklı dil kullanmaktadır. İlki Ulûhiyet dili veya diğer deyişle Tevhid dilidir ki İnsan 30 ayeti bu dilde bir cümledir. İkincisi ise Ef’al alemi için kesret dilidir. İnsan 29 ayeti işte bu dille kurulmuş bir cümledir. Kur’an’ı (ayetlerin manalarını ve manasal açılımlarını) anlayabilmemiz için mutlaka fark etmemiz gereken bu iki dili lütfen önemseyelim. Aynı mana iki ayrı dille yani tevhid ve kesret bakışıyla ayrı cümleler olarak anlatıldığı için, bu dillere ait cümlelerdeki mananın çakıştırılması gerekiyor; tevhid ve kesret cümlelerindeki manaları çakıştırarak tek mana oluşturmalıyız. Korkmayın, biraz gayretle çok kolayca lütfedecektir Rabbimiz Allah, inşaAllah (âmin).

Allah’ım, bizi lütfen Hak ile Batıl arasındaki tercih noktalarında, tercih kavşaklarında göz açıp kapatıncaya kadar bile olsa nefsimizin şerrine bırakma. Batıl tercihler ile aramızı doğu ile batının arasını açtığın gibi aç ve bizi daim batıldan uzak eyle Allah’ım. Bize Hakk yolu öğret, sevdir, ikram et. Allahım bunu bize kolay kıl ve mübarek eyle (âmin).

Yazarın Diğer Yazıları