Konuyu ele almadan önce bir Müslüman olarak hemfikir olmamız gereken hususu hatırlatalım ki birlikte ilerleyebilelim. Bu husus imana taalluk eden ve İhlâs Suresi ile bize öğretilen manadır ki onu şu çok önemli idrak açıcı cümle ile ifade etmeye çalışıyoruz: “Müstakilen VAR ve Muhtar olan ancak Allah’tır.” Ancak bu cümledeki mana konusunda hemfikir olmuş inananlar diğer konuları sağlıklı konuşup tartışabilirler. Mesela, kulun günlük yaşantısında herhangi bir konuda bir tercih yapacağında bu konu “Hakk mı batıl mı?” yani “Yanlış mı doğru mu?” diye karar verirken Rabbimizin o kula tanıdığı özgürlük alanımızı ancak bu “Müstakilen VAR ve Muhtar olan ancak Allah’tır.” kabulünden sonra anlamaya hatta yaşamaya çalışabiliriz.
Rabbimizin biz kullarına, dünya hayatı ile sınırlı olarak ikram ettiği bir özgürlük alanı var, yani kendi hürriyetinden verdiği bir özgürlük yetkisi var. Bu yetki dünya yaşantısında dünya imtihanıyla ilgili olduğundan onu “Muhtariyeti Tercih Gücü Yetkisi” olarak tanımlayabiliriz (Yılmaz Dündar, Talibin Başlangıç Çizgisi).
Aslında bir kulun dünya hayatındaki tek işi, 7/24 düşünürken, konuşurken, yaşarken, tepki verirken, değerlendirirken hep “Hakk ve Batıl” arasında tercih yapmaktır. Kimisi bunu batılı tercih etmede otomatiğe bağlamıştır (muhafaza buyur Allah’ım), kimisi de her an her yeni tercihi için sığınıştadır, yüksek bir dikkatle Hakk’tan yana tercihler için telaş ve gayrettedir. İşte ölümle birlikte sona erecek bu tercih sürecinde kulun Hakk ile Batıl arasında tercih yapabilmesini sağlayan yetki bizzat Allah’ın hürriyetinden kula ikram edilmiş bir emanet yetkidir. Bu yetkiye “muhtariyeti tercih gücü yetkisi” derken bu isimlendirmede manayı ayetlerden ve hadislerden manasal açılım yoluyla çıkarmaktayız biiznillah. Kur’an’a ve Rasulullah (SAV) Efendimizin hadislerine ait bir manayı yeni kelimelerle ifade ederek zihinlerimizi yani tefekkürümüzü canlı da tutmaya da gayret etmiş oluyoruz.
Bu muhtariyeti tercih gücü yetkisiyle kul ne yapar? Bunu konuşmadan önce, kulların büyük kısmının böyle bir yetkiden haberinin olmadığını söyleyelim. Yine söyleyelim ki haberi olanlar dâhil (ki bu kısmı Billahi Anlamda İman eden müslüman mümin kardeşlerimiz için önemli), haberi olanlar dahil kulların büyük çoğunluğu bu yetkiye zulmetmekte, bu yetkiye yani bu emanete zulmederek yaşamaktadır.
Kula dünya yaşantısı imtihanında “Hakkı tercih edip de Allah’ın razılığını kazansın” diye verilen bu yetki o kadar çok önemlidir ve o kadar hayatidir ki… Ama Rabbimizin bu ikramını örtecek bir deccaliyet, bir şeytaniyet var ki o bize daima önemsizi önemli, önemliyi de önemsiz hatta hiç yok gibi gösterir... Bu yüzden cehenneme götüren algı ve işler deccaliyet etkisiyle cennet gibi hazlı, sevimli, cazip gösterilir. Cennete götürecek idrak ve yaşantı ise cehennem gibi zor, antipatik, sevimsiz gösterilir. Bu yüzden denilmiştir ki deccalin cenneti cehennem, cehennemi cennettir… Tamam onun işi bu zaten. Fakat tehlike şu ki; o cehennem algısı ve o algıyla yaşamak bize de cazip geliyor mu? Eğer öyleyse hem algımızı hem de yaşantımızı sil baştan gözden geçirmek mecburiyetindeyiz, eğer Allah’a ve razılığına talipsek. Yani “Allahümme ente maksudiy ve rıdake matlubiy” diyorsak durum böyle…
Muhtariyeti Tercih Gücü adı üzerinde kişinin bu yetkiyi kullanarak “muhtarlığını, müstakilliğini” ilan ve iddia etmeyi tercih edebilme yetkisi ve gücüdür. Ya bu yetkiyi kullanmayarak Hakk’ı tercih edeceğiz veya kullanıp MUHTARİYETİ tercih edeceğiz. Oysa yazımıza başlarken “ancak Allah Müstakilen VAR ve Muhtardır. Baka bir müstakilen var ve muhtar olan yoktur” demiştik.
Kelime-i Tevhid ile kabul ettiğimiz, kelime-i şehadetle şahitliğimizi deklare ettiğimiz hakikat budur: Müstakilen VAR ve Muhtar olan Allah’tır; ancak Allah müstakilen VAR ve Muhtardır.
Halifetullah vasıflı insana dünya hayatı ile sınırlı olarak emanet edilen ve ölümle birlikte geri alınan, sadece “Hakk veya Batıl”ı tercih etmekle sınırlı olarak verilen bu yetki sayesinde bizler ahiretimizi inşa eden kararlar alırız, süreçler yaşarız ve ölümle birlikte de bu tercihi kullanış tarzımıza göre bir sonuç yaşarız…
Kendimizle ilgili ve çevremizle ilişkilerde oluşturmakta olduğumuz her bir his, her bir duygu, düşünce, konuşma/dil ve davranışların her biri bir karardır. İşte bu kararların Hak veya batıl yönde oluşması bize verilen bu yetkiyi “muhtariyet” yönünde kullanıp kullanmamamıza göre şekillenir. Öyle olunca bu yetki ve onu kullanım şekli inanan kul için çok, çok önemlidir. Çünkü bu yetki sayesinde Hak ile Batıl arasında yapmış olduğumuz seçimlerle hem kişisel bir kazanım ve değişim oluşturmakta hem de bu kazanılmış değişimle kendi ellerimizle ahiretimizi hazırlamaktayız. Örneğin bir iş adamı düşünün, işlerini yaparken kazandığı parayı değerlendirmek üzere bir karar alması gerekiyor ve karşısına birçok alternatif çıkıyor. Aslında karşısında ne kadar farklı alternatifler varmış gibi görünse de onun daima şu iki şey arasında karar vermesi gerekmektedir: Hakkı veya Batıl olanı tercih! Allah indinde doğru veya yanlış olanı tercih! Cennete veya cehenneme ait olanı tercih! Adalete veya zulme uygun olanı tercih! Sonuç olarak Allah’ın razı olduğunu veya Allah’ın buğuz ettiğini tercih! Konu ne olursa olsun yaşadığımız sürece hep bu tercih sistemi çalışır. Kişi bu ana kolonlardan hangisini tercih etmişse, devamındaki detaylarda tercihinin kendi içindeki alternatifleri değerlendirebilir.
Örneğimizdeki iş adamına dönersek, Muhtariyeti Tercih Gücü yetkisini dunihi algı ve zanları doğrultusunda kullanıp Rabbimizin haram kıldığı riba, haksız kazanç gibi yönelimlerle imkanlarını batıl yolda değerlendirmek istemesi onu cehennem yoluna sokar. Ya da Hak idrakla (Billahi Anlamda İman ile) yapacağı tercihle imkanlarını helal yol ve yöntemlerle değerlendirir ki bu ona Biiznillah cennet kapılarını açar. İşte dünya hayatı imtihanında bizler 7/24 kesintisiz yaptığımız her tercihte sadece bundan sorumluyuz: Hak tercih mi? Batıl tercih mi? Bu bir iş adamının hayatında da bir ev hanımının hayatında da bir öğrencinin yaşantısında da durum böyledir, değişmez: Yapılacak tercih her an Hak ile Batıl arasında bir tercihtir. Konular, şartlar, kişiler, durumlar, zaman mekân değişebilir ancak tercih yapacağımız konu hiçbir zaman değişmez: Hak’kı veya Batıl’ı tercih.
Allahım, yalnızca razılığına talip olan biz kullarına merhamet ediver de daim Hak tercihlerle yaşamayı bize ilham ediver, ikram ediver. Ve lütfen Allahım, yolunu ve razılığını bizlere çok sevdir, çok kolaylaştır ve lütfediver (âmin).