Bu yazı; manası, tefekkürü, tezekkürü, tertil üzere okunması, hükmünün yaşanması konularında biz Müslümanların garip bıraktığı Kur'an'ımıza sımsıkı yapışmak, her manada ve boyutta O'nunla barışık ikiz kardeş haline gelmek için bir duadır. Merhametinle kabul buyur Allahım (âmin).
Rasulullah’ın (sav) müşrikleri Allah'a şöyle şikâyet ettiğini Furkan Suresi 30. ayetten öğrenmekteyiz: "Rasul, Rabbim, kavmim bu Kur’an’ı mehcur tuttu (önemsemedi) dedi." Kur'an'ı mehcur hale getirmek onu hayattan çıkarmaktır. Efendimiz (sav) onların bir halinden rahatsızlığını, bu hallerinden kurtulmaları ümidiyle Rabbine arz ediyor: Ya Rabbi, insanlar O'nunla bağ kurmadı, O'nu reddetti, O'nu terk edilmiş bıraktı, O'nu dışladı, O'nu ihmal etti, O'na ilgisiz kaldı, O'nu ortada bıraktı, O'nu gözden çıkardı, O'ndan uzak durdu, O'nu kendilerinden uzak tuttu, O'na duyarsız davrandı, O'ndan yüz çevirdi, O'nu kendi başına bıraktı, O'na sırtını döndü, ayetlerinde bir bilgiyi duyduklarında geçerliliği yokmuş gibi davrandı, sanki gerçekleri bildirmiyormuş gibi etkilenmeden yaşadılar.
Rasulullah (sav) Efendimiz'in razı olmadığı bu hal sizce sadece Efendimiz'in Risaletini ve o risaletin belgeleri olan ayetleri) reddeden, o günkü müşriklere has mıdır? İnandım dediği halde müşrikler gibi, Yahudi ve Hristiyanlar gibi inanan, yaşayan müslümanlar da bu halden hisse çıkarmalı değil mi? Biz müslümanlar da bu kapsama girer miyim diye korkmalı değil miyiz? Efendimiz Safa Tepesinde başlattığı risaletinde tüm dünyaya şöyle seslenmedi mi? Ey insanlar, gelin Allah'ı doğru tanıyın ve bu tanımaya uygun bir hayat tarzı oluşturun.
Kendimizi test ettiğimizde görüyoruz ki duygu, düşünce, inanış, hal hareket ve davranış oluştururken, konuşurken Kur'an'ı unutarak, O ve önerileri yokmuş gibiyiz! "Ben de müslümanım" dediği halde Kur'an'ı orta çağ kitabı bulanlar, O'nu alaya alanlar ve O'nunla ilgili şeyleri hiç önemsemeyenler, O'na uymaya çalışan web sayfalarını, paylaşımları, kursları, dersleri, okulları ve O’nun hükümlerini küçümseyen hatta bunlara gizli/açık düşman olanlar elbette bu yazının kapsamı değil! İşimiz doğru inanmak isteyenlerle; biz “Kur'an bizim için ne ölçüde önemli, bizim ders kitabımız, kaynak kitabımız, heyecanla muhabbetle okuduğumuz kitap O mu?” telaşında olanlarla dertleşiyoruz.
A’raf-169’dan, Hz. Musa (as) kavminin şu konuda uyarıldığını anlıyoruz: “Onun (Tevrat'ın) içinde olanı ders edip incelemediler mi?” Bu soru bir inanan olarak bizlere de soruluyor olabilir mi? Hani kızım sana söylüyorum, gelinim sen de anla denir ya. Kur’an "Evet, bu soru size de" diyor ama bunu öyle zarif söylüyor ki, bakın:
İsra 106: “Biz onu Kur’an olarak, insanlara dura dura (acele etmeden, hazmederek) okuyasın diye (ayet ayet, sure sure) ayırdık ve peyderpey indirdik.”
Nisa 82: “Kur’an’ı tedebbür etmiyorlar mı (kastettiği manaları derinliğine düşünerek okumuyorlar mı)?”
Sa’d 29: “(Bu) sana inzal ettiğimiz bir kitaptır, mübarektir. Onun ayetlerini tedebbür etsinler (derinliğine düşünerek incelesinler); lüb (saf akıl) sahipleri tezekkür etsin (mesajını, kelime-i tevhidi anlayıp ona uygun yaşayabilmek için müzakere etsin) diye.”
Muhammed 24: “Kur’an’ı tedebbür etmiyorlar mı (manalarını düşünerek incelemiyorlar mı)? Yoksa kalpleri üzerinde (bunu yapmalarını engelleyen) kilitler mi var?”
Müzzemmil 4: “Ve Kur’an’ı tertil üzere (tane tane ve tefekkür ederek) OKU.”
Hatırlayalım ki Kur'an'ı ders edebilmek için kişinin tahir olması, temiz olmaya talip olması gerekiyor. Gusül, abdest, teyemmüm bu temizliğin simgeleridir çünkü hedeflenen temizlik idrak temizliğidir, fiziksel temizlik değil. Dini anlamanın, Kur'an'a dokunmanın şartı olan tahirlik, temizlik Kur’an’da "haniyfen müslimen" şeklinde açıklanır: İnanış hatalarına sırtını dönerek Allah'a teslim olan temiz, tahir kabul edilir. Asıl inanış hatası, Ehad olduğu halde Allah'ın dışı var sanmaktır; herkesi, her şeyi, her yeri Allah dışında düşünmektir; gördüklerini, var sandıklarını Allah'tan ayrı müstakilen var ve muhtar olarak var sanmaktır. Hanif ve müslim olmakla temizlenen idrak, gerçek VAR Allah’ın dışı sınırı, öncesi sonrası olmadığını anlar, böyle iman eder; müstakilen ve muhtar olarak VAR olan Allah’tır der. Sonra da bu hisle yaşama gayretine girer, ona bu biiznillah lütfedilir.
Kur'an'ın öğrettiklerini idrak edebilmek ve yaşayabilmek isteyene bunun yöntemlerini ayetlerimiz öğretir: 1) Kur'an'ı tertil üzere, tane tane düşünerek oku 2) Tedebbür ederek derinliğine düşünerek incele 3) Tezekkür et, hanif ve müslim kardeşlerinle tefekkür ve müzakere et. Dikkat ederseniz bu yöntemleri günümüz eğitim sistemleri ve ilgili diğer mecralar sıkı şekilde kullanmaktadır.
Bir sınav salonu olan dünyadaki halimizi üniversite sınavına hazırlanan bir öğrenciye benzeterek devam edelim. Bu öğrencinin konuları ve soruları düşünmeden, anlamadan, anlamaya çalışmadan, bunun için vakit harcamadan, gayret göstermeden, soruları doğru yöntemlerle çözmeyi öğrenmeden bu sınava hakkıyla, başarılı olacak şekilde hazırlanması mümkün müdür? Bunun farkındalığıyla bir öğrenci, en yakınlarından başlayarak çevresinin de desteğiyle, gireceği bu sınav için hazırlıklara yıllar öncesinden başlar. Bazen öyle olur ki matematikten sadece bir konuyu anlayabilmesi için günlerini gecelerini verir, binlerce soru çözmesi gerekir. Diğer dersleri de hesaba katarsak, sınava hazırlanan bir öğrencinin nefes alacak vakti kalmıyor denilebilir. Zamanı belli olan bu sınava hazırlık süresinde hem öğrenci hem de aileler ellerinden geleni fazlasıyla yapmaya çalışır. Hali yetersiz olsa bile imkân bulup destek dersler alınır; sınav odaklı motivasyonu bozabilecek ilişkilerden hatta eve misafir kabulünden bile uzak durulur, sınavın iyi geçmesi, başarılı olunabilmesi için her şey eksiksiz yapılmaya çalışılır. Yıllar, yıllar süren tüm bu zahmetlerin bir sebebi var: Sınavda güzel bir puan alıp istenilen hedefe ulaşmak! Şimdi: Gayretimizden sorumlu olduğumuz bir hayat var ki bu da bizim sınavımız. Hedefi için böyle gayrette olan bu çocuğun ve ailesinin sınav hazırlık hali önemli görülüp kabul görürken, asıl sınavın üniversite ve kariyer sınavları olmadığını bilen ve buna inanan bizler için durum nasıl acaba? Bu noktada Kur'an'ı ve Efendimiz (sav)'in sünnetini ders etmek üzer onlara sıkı yapışmaktan başka yol yöntem yoktur. Kur'an ve sünnet zaten biz inananların elini sımsıkı tutuyor; lütfen elimizi onlardan kurtarmak için uğraşmayalım.
Kur’an’ı neden gereği gibi ders edemiyoruz, neden? Belirli bir sürede hazırlanılması gereken üniversite sınavı hayat memat meselesi oluyor da sonsuz ahiret hayatımız için bu neden olmuyor? Biteceği çok belli dünya yaşantısını neden bir imtihan idrakıyla yaşayamıyoruz? Hem de Billahi manada imana ve yaşantısına talipken neden böyle bir telaşın içerisinde değiliz? Dünyaya gelişimizle bizde açığa çıkan, bize gerçek sınavımızı unutturacak çeldiricilere, onların cazibesine neden meylediyoruz? Oysa sınava hazırlanan çocuğa cazip gelen bilgisayar, tablet, telefon gibi çeldiricilerle meşgul olmasından hiç razı olmuyor, izin vermiyoruz ama yaşantıda tam tersini yapıyoruz; dünyaya geliş halimiz olan esfele safilin yapının ürünü duniHi algı ve zanlarından, heva ve heveslerinden yüksek bir haz duyuyor ve onlarla aramıza bir mesafe koymak istemiyoruz. Sözde istiyoruz ama yaşantıda değil. Allah dışında bir dünya zannında yaşamanın hazzı ve oyalayıcılığı ile Allah’tan uzaklaşıp dünyada aslında sınav salonunda olduğumuzu unutuyoruz. Oysa unutmayalım diye nasıl uyarılıyoruz bakın:
Hud 1 ve 2: “Elif Lâm Râ. Bu öyle bir kitaptır ki âyetleri muhkem kılınmış, Hakiymün Habiyr (hikmet sahibi olarak haber veren Allah) indinden âyetleri ayrıntılı olarak (anlayabileceğiniz şekilde) açıklanmıştır. Başkasına (duniHi algının zanlarına) kulluk etmeyin (onlara kulluk ediyor oluşunuzu fark edip onu terk edin ve kulu olduğunuz Allah'a Billahi manada kulluğu yaşayın) diye (inzal olunmuştur)!”
Yaratılanlar Allah kuludur ve behemehâl Allah’a kulluk edilir, gerçek budur! Efendimiz (sav) “La ilahe illallah” diyerek bizi kulu olduğumuz Allah’ı tanımaya ve tanıyarak yaşamaya çağırdı; “Gelin Allah’ı duniHi algıdan kurtularak tanıyın, O'na öyle kulluk edin” dedi.
SübhanAllah!
Zariyat 56: “Ben cini ve insi ancak kulluk etmeleri (beni tanıyarak yaşamaları) için yarattım.”
İsra 23: “Ve Rabbin hükmetti ki kendinden gayriye (dışı ve sınırı var sanılarak duniHi algıyla) kulluk edilmeye.”
Hicr 99: “(Seni ilminde yarattığı bir kulu olarak O'nu doğru şekilde tanıyarak) kulluk et Rabbine, ta ki yakin (ölüm) gelene kadar."
Fatiha 5: "Sana KULLUK ederiz (razı olduğun şekilde seni tanıyarak yaşamaktır hedefimiz).”
Şah damarınızdan yakın olana, “Görmüyor musunuz, nefislerinizde!” denilene, bizzat ilminde bulunduğumuz hakikate kulluk, İslamiyet’in kulluk anlayışının temelini oluşturur. Rum Suresi 30. ayette "Din'e yüzünüzü hanif olarak dönün" denilen hanifliğin özelliklerinden birisi de bu idrakla kulluktur! Kişiyi Tevhid’e ancak bu kulluk götürür ki İslamiyet’in ruhu Tevhid'dir, birleştirmektir, gerçek VAR’ın tek olduğunu, var görünen bizlerin O’nun ilminde olduğumuzu anlamaktır (Dündar Y., Sen Tanrı mısın?). İşte Kur'an, kendisini sımsıkı tutmaya, O'nu ders yapmaya talip olanlara dünya ve ahiretteki şefaatiyle bunları öğretir ve yaşatır.
Allah’ım, kerim kitabımız, ikiz kardeşim Kur’an’ı idrakımız ve hayat dersi edinmeyi bize ikram ediver ki O kalbimizin baharı, sadrımızın nuru olsun; karin, ayrılmaz arkadaşımız Kur'an olsun. Böyle bir ömür, böyle bir ölüm ve böyle bir dirilişi bize kolayca ikram ediver Allah'ım (âmin).