Elif Çaylıoğlu

Miraç Gecemiz MüMinin Miracına AçIlan Kapı

Elif Çaylıoğlu

Rasulullah (sav) Efendimizin Receb ayının 27. gecesi Mescid-i Harâm’dan Mescid-i Aksâ’ya “isra” ettirilmesi, Rabbimiz Allah’ın çok özel bir ikramıyla kulunu o gece bir mahrem mescidden diğer bir mahrem mescide seyr-ü sefer ettirmesi ve orada yaşanılanlar… Akabinde Efendimizin semavat (boyutlar) geçerek Rabbimizle Tahıyyat halini yaşaması ve semavat katmanlarında yaşadıkları… 

Rasulullah (sav) Efendimiz’in görüp yaşadıklarından anlatıp öğrettikleri var ama anlatmadıkları da olabilir… Ancak bilelim ki, Rasulullah (sav) Efendimiz yaşadığı İsra ve Miraç sürecinde bizim idrak seyahatimiz için, ahirete yönelik gelişim ve değişimimiz için ne gerekiyorsa, bu kapsamdaki bilgileri bildirmiş ve anlatmıştır… 

Rasulullah (sav) Efendimize ait bu özel İsra ve Miraç hali ayetlerde ve hadislerle bize anlatılmış duyurulmuştur. Rasulullah (sav) Efendimize yaşatılan bu O’na mahsus ikramın sene-i devriyesinin yaklaşıyor olmasının heyecanı, hazzı, o geceye misafir olma özlemi, gayreti, telaşı ve muhabbeti mümin ve müslümanlar olarak bizleri sarmaya başladı. Elhamdülillah. Allahım, kulun, habibin ve rasulün Muhammed (sav) ve al-i Muhammed’e yarattıkların adedince, sen razı oluncaya dek, arşının ağırlığınca ve kelimelerinin mürekkebi miktarınca salat eyle, selam eyle (amin)…

Miraç halinin Rasulullah (sav) Efendimize ait olanı yanında biz müminlerin Biiznillah yaşayabileceği hali de vardır ki; onu yaşayabilmek için Allah’ı doğru tanımak (Billahi Anlamda İman) ve bu imana göre de bir hayat tarzı oluşturma gayreti şarttır ki bu gayretlerin başında da müminin miracı olan salat yani namaz gelir. 

Billahi Anlamda İman öğreten ilim ve hal ile açılan tasdik ve teslimiyet aslında bir miraç idrakını da başlatmaktadır elhamdülillah. Çünkü Rabbimiz Allah’tan ayrı, O’ndan uzakta, O’nun dışında kavramlarının olmadığına iman eden ve buna ikan (kani) olan Billahi İmanlı kul, aslında ne yana baksa Allah’ı görmekte, kiminle konuşsa Allah ile konuşmaktadır. Ancak Rabbimiz Allah’ın Bizzat seslenişi ile kul zatların seslenişleri elbette doğru da değerlendirilmelidir. 

İnşaAllah bu ayın 27. gecesi (26 Ocak Pazar gecesi) yaşayacağımız miraç (Efendimiz (sav)’in miracı) hakkında hadis rivayetlerindeki çeşitliliğe bakıldığında, Rasulullah (sav) Efendimizin “O’na mahsus” miraç halini birden çok kez yaşamış olabileceği düşünülmektedir (Allahu a’lem).

Rasulullah (sav) Efendimizin miracını bize anlatan bir ayet İsra Suresinin ilk ayetidir:

“Gece, kendisine ayetlerimizden gösterelim diye kulunu Mescid-i Harâm’dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ’ya götüren Allah Sübhandır (dışı ve sınırı, öncesi ve sonrası kavramlarından münezzehtir). Hiç şüphesiz O’dur (kendinde, ilminde yarattıklarını) hakkıyla işiten, hakkıyla gören.” (İsrâ-1)

Yükselmek (urûc) manasındaki “miraç” kelimesi Rasulullah (sav) Efendimizin semavat boyutlarından geçip yükselmesini, Rabbimiz Allah ile Bizzat konuşması halini ifade eder. Bu konuşma, Allah’tan ayrı ve müstakil olmayan kulun kendisini ilminde yaratan Allah ile çok özel bir iletişimidir. Miraç için marifetullah (Allah’ı tanıyor olmak) gerektiğinden aslında miraç bir yönüyle “tanıdığımız Allah ile buluşmak, konuşmak” demektir, tanıdığımız Allah manası ile buluşmaktır. 

“Salât müminin miracıdır.” 

Bu hadis, miracı yaşamayı hem de ikan halinde yaşamayı salât ikame eden her Billahi imanlı mümine müjdelemektedir. Allah’ı tanıyarak iman etmiş müminlere miracın eğer doğru yönelişte isek hem salat esnasında hem de normal yaşantılarında açık olduğuna belgedir elhamdülillah. Rasulullah (sav) Efendimizle ikram edilen bu belge elbette biz inananları motive etmekte, bize ait miraçları ulaşılabilir bir hedef olarak göstermektedir. Altını bir kez daha çizelim ki yaşayabileceğimiz miraçlar Efendimiz (sav)’in Miracında yaşadıklarını aynen ve tümüyle yaşamak demek değildir. Yüzünü vechini doğru şekilde Rabbine dönmüş kula yaşatılacak ikramlardır. İçeriği ne olursa olsun, müminlerin yaşayacağı miraç için şart Allah’ı doğru tanımaktır, hakkıyla tanımaktır çünkü insan tanımadığını görse bilemez, konuşsa kiminle konuştuğunu bilemez.

Rabbimizi tanımanın ilk doğru adımı, “Müstakilen var ve muhtar olanın ancak Allah” olduğunu, yani gerçek VAR’ın, sınırı olmayan varın, öncesi sonrası olmayan varın ancak Allah olduğunu, tüm yaratılanların Allah ilminde var görünen Allah emirleri, Allah dilekleri olduğunu bilmemizdir. Kendimizi müstakil bir “mülk, güç ve hüküm” sahibi zannetmeden, yani ilahlık hissiyatına düşmeden Rabbimize yönelişimiz, böyle yaşamamız ise bizim miracımızdır biiznillah. Efendimiz (sav)’in miracının bizim için öncelikle arzulayacağımız yanı da budur.

Efendimiz’in neyi yaşadığını hayal bile edemesek de, O’nun kullar arasında Allah’ı en ileri ve en yüksek düzeyde tanıma idrakındaki TEK KUL olması hasebiyle hep miraç halini ve hatta ilerisini yaşadığını düşünebiliriz. Ancak hadislerinde bahsettiği o miraç halinden bize anlattıklarından şunu da anlıyoruz ki, Rasulullah (sav) Efendimiz o miracı esnasında yaşadıklarını çok sevmiş ve bizim de yaşamamızı istemiş; bu yüzden Mirac’ı dönüşünde o hali yaşayabilmemiz için bize hediyeler getirmiş. Bunlara sarılın ki kendi miraçlarınızı siz de biiznillah yaşayın diye. Miraç hali için getirdiği üç hediye: Salât ikame etmek. Kelime-i Tevhid’i bir kez söyleyebilenin cennete gireceğine dair müjde. Ve “Amene’r Rasulü” ayetleri.

Allahım, lütfunla hem Rasulün Muhammed Mustafa’ya sımsıkı sarılan hem de O’nunla bize lütfettiğin tanıma idrakıyla gelen her imkana, her ikrama, her hediyene sımsıkı sarılan kulların olarak yaşatıver bizleri ve öyle öldürüver ve öyle de diriltiver (amin)…

Yazarın Diğer Yazıları