Elif Çaylıoğlu

MİRAC

Elif Çaylıoğlu

Elhamdülillah, Rabbimiz Allah “Benim ayım” dediği Receb-i şerifi Miraç Gecesi ile mühürleyip tamamladı. İnşaAllah bizler de mümin kullara ikram edilen miraçları merak edelim, kendi miraçlarımız yaşamayı hedefleyelim, miracımızı yaşayabilmenin duasına ve telaşına girelim…

Ve şimdi de yine Rabbimiz Allah’ın ikramı ve lütfu olarak mübarek, hoş, latif Şaban ayımız bizi kucakladı elhamdülillah. 
İslam bir sevdadır, bir aşktır, kalbine iman yazılmış kullar için… İslam ile öğrendiğimiz her mübarek zaman, her mübarek mekân, her mübarek kavram, her mübarek duygu düşünce ve eylem de bu yüzden savda ile aşk ile yaşanır bu imanlı kalplerde, Allah’ın “Kendime seçtim” dediği kullarca... 
Allahım bizleri de lütfen geri dönüşsüz olarak onlar arasına alıver (âmin)…

Dünya yaşantısındaki bir inanan için “ilahlık hissiyatı” en korkacağı ve mutlaka kurtulmak için uğraşacağı tek şeydir.

Tehlike veya risk demiyorum, bize yapışık bir hastalık o! Fark edip, reddedip, terk edip kurtulmamız gerekiyor. Mutlaka! Çünkü imtihan dünyasına ahseni takviym yaratılışla ama o hissiyat da bize yüklenmiş (esfele safiliyne reddedilmiş) olarak doğruyoruz… İşte ondan kurtulmaya çalışmak ve Biiznillah kurtulmak öyle çok önemli ki... Çünkü ilahlık hissiyatıyla yaşıyorsak, onu fark bile etmemişsek, ondan kurtulmak gibi bir duamız hedefimiz yoksa yaşanan tüm hayat yani yapılan tüm ibadetler razılık çizgisine gelemiyor, bizi Rabbimizin razı olduğu bir hale ulaştırmıyor, aksine bizdeki zulmani yapıyı kuvvetlendiriyor. Bunu ayetlerimiz ve hadislerimizden net olarak öğreniyoruz.

İşte bu kurtuluş içindir ki; Efendimiz (sav)’in Miracı’nın bizim için göz aydınlığı olan yanlarından birisi de o gece yaşadığı Mirac halinde Efendimiz (sav)’e verilen hediyelerdir. Miracında Efendimiz (sav)’e üç şey hediye edilmişti.

Birincisi; Allah’a şirk koşmayanların yani “müstakillik, müstakilen varlık” iddiasını ret ve terk edenlerin, Kelime-i Tevhidi hakkıyla söyleyenlerin cennete gideceği müjdesidir. Bu müjde üzerine kendimizin ahiretteki durumunu düşünelim ve kendimize soralım; acaba ben cennetle müjdelenenlerden miyim? Ben Allah’a, varlığına inanıyorum ama “kendime ait müstakil ve muhtar bir güç, hüküm ve mülk sahipliğim var” zannında mıyım? Böyle bir zan ile yaşıyorsak maalesef biz Rabbimize şirk koşuyoruz demektir. Bunları okuyunca aklımıza şu geliyor olabilir: “Ben de güç sahibiyim, gücümle çalışıyor, rızkımı kazanıyorum. Ben de hüküm sahibiyim, süreçlerimi oluşturduğum hükümlerle yönetiyorum. Ben de mülk sahibiyim, kazancımla yatırım yapıyor, ev, araba, arsa alıyorum” diyebilirsiniz. Bu düşünce söylemleri yapmadan yaşamak mümkün değil ki. Ancak buradaki şu çok ince noktayı vurgulamak gerekiyor. Dünyada gerçekleştirdiğimiz bütün fiiller Rabbimizin bize bahşettiği kadarıyladır, hiçbirini müstakil bir güçle gerçekleştiremeyiz çünkü kendimize ait öyle müstakil bir güç yoktur. Kendimizin müstakilen gerçekleştirdiği zannına kapıldığımız fiiller Rabbimizin bize müsaade ettiği yani emaneten verdiği yetki kadardır. Kişi zaten Billahi Anlamda İman ettiğinde şuna iman etmiş oluyor ki, kendisi ve hiçbir şeyi Allah’ın dışında değil, çünkü Allah dışı ve sınırı olan bir VAR değil. Hakikat (Allah) sınırsız ve suretsizdir. İşte bu ince çizgi kavranılmadığı zaman “bir Allah var bir de ben varım” demeyeceğimiz gibi kendimize ait bir güç kuvvet ve hüküm müstakilliği de düşünemeyiz. İşte şirki reddeden bu hisle yaşamaya başlamak esas şirkten, gizli şirkten ve tüm şirklerden kurtulma sürecinin başlaması demektir. Kolay ve güzel, hayrlı ve bereketli eyle ve lütfeyle ikram eyle Allahım (âmin).

Rasulullah (SAV) Efendimizle biz ümmetine verilen çok yüksek bir ikram olan ikinci hediye; Bakara Suresinin son iki ayetidir. “Amene’r Rasulü” ayetleri olarak bildiğimiz ve bize Efendimiz (sav)’in miracıyla hediye edilmiş bu ayetler için Hz. Ömer (ra) efendimiz “Aklı olan bu ayetleri okumadan yatamaz” demiştir…

Bu ayetler Billahi Anlamda imandır… “İşittik ve itaat ettik” duruşudur. Bu iman ve bu duruşa uymayan hallerimizin itirafıdır. Bu itiraf sonrasında kurtuluşumuz için duadır, yöneliştir. Orada duaya “Rabbena la tuahizna in nesiyna ev ahta’na” diye başlatılırız, sonra da va’fuanna vağfirlena verhamna ENTE MEVLANA…” diyerek tamamlatılan bir dua öğrenir ve yaşarız (amin). Rabbimizden af, bağışlanma ve merhamet dilediğimiz bu dua aslında tam bir nazlanma ve sevişme halidir de... 
Rasulullah (sav) Efendimizin Miracı ile bize ikram edilen üçüncü hediye “göz aydınlığımız, gözümüzün nuru” beş vakit salâtımızdır. Salât (namaz diye bildiğimiz) bize Rasulullah (sav)’in miracından ÇOK ÖZEL (VIP) bir hediyedir. Yani sırf Efendimiz (sav)’in ifade ettiği gibi “müminin miracı” olması bile bu VIP oluşunu anlamamıza yeter diye düşünüyorum.

Efendimiz (sav)’in yaşadığı o halden bize hediye olarak getirdiklerinden birisinin “Beş çok özel vakitli farz salât” olması, farz (olmazsa olmaz) salâtların biz müminlerin hayatı ve ahireti için ne kadar önemli olduğunun işaretidir. Efendimiz (sav)’in Miracında Rabbimizle konuşmasını biz de her bir salâtta 7/24 her an huzurda olarak tahıyyatalarımızda Ettahiyyatü okuyarak yaşıyoruz. Yetmez mi? Bu haz biz inananlara neden yetmiyor, neden önemsiz bir angarya gibi geliyor acaba?

“Salâtı ikame ediyorum ancak salâtta miracı yaşamıyorum” diyorsak hemen kendimizi (imanımız Billahi Anlamda mı değil mi diye) incelemeye ve test etmeye başlamalıyız. Benim imanım Billahi mi yoksa duniHi mi? İman dunihi algıdaysa yani şirk içeriyorsa mümkün değil miraç yaşanamaz! Çünkü hadisimizde Efendimiz (sav) “salât müminin miracıdır” buyuruyor. Efendimizin “mümin” dediği kulu, yani o imanı çok merak etmeli, öyle imanda olmayı çok önemsemeliyiz. Talip isek… 

Rasulullah (sav) Efendimiz bize “Her namaz kılan miraç yaşar” demiyor. Miracı yaşamak için imanı tasdik edilmiş mümin yani Billahi manada imanlı olmak şart. Böyle bir mümin olmak nasıl ve ne yapmakla olur? 

Yazımıza başlarken bahsettiğimiz gibi öncelikle ilahlık hissiyatlarımızdan kurtulmamız gerekiyor. Bu gayrete girmişsek, bu halle ikame edeceğimiz salat bizim miracımız olacak ve salat bizim hayat tarzımız haline gelecektir Biiznillah. Halifetullah vasıflı olarak bu misyonla yeryüzünde yaşayan insan ilahlık hissiyatlarından kurtulma gayretleri sonucu (Rabbim lütfetmiş de) kurtulmuşsa, her an Rabbinde, Rabbiyle yaşayacağı için her an kendine ait bir miracı yaşar, onun için miraç sadece salât ikamelerinde aranan bir hal olmaktan çıkar Biiznillah. Bu durumda; nasıl ki “La ilahe illallah” zikrini gerçek anlamda yani ilahlık hissiyatlarından sıyrılmış olarak söylemeye ve o kelimenin idrakımız olmasına çalışıyorsak, salâtlarımızın da hayatımızın da miraç hissiyle, miraç halini yaşayabilme imkanı ve fırsatı olduğunu görüp ilahlık hissiyatından kurtulma gayreti ile miracı yaşamaya başlamalıyız. Eğer bu gayrette olursak, Rabbimize bu idrakla yönelirsek, Rabbimiz Allah bize hem salâtlarımızda hem de yaşantıda miracı ikram edecektir biiznillah.

“Allahım, Senin indinde en makbul olacak bir biçimde salâtlarımı dosdoğru ve zamanında ikame edebilmeyi, izninle salâtlarımda ve hayatımda miracı yaşayabilmeyi bana ikram ediver. Daim bu ikram ettiğin gibi yaşayabilmeyi nasip eyle, bunu bana kolaylaştır ve hayırlı eyle Allahım. Allahım salâtı gözümün nuru kıl ki o nurla göreyim, yaşayayım ve o nurun aydınlığıyla öleyim ve yeniden dirileyim (âmin).

Yazarın Diğer Yazıları