Hocam, tekrar “peygamber” kelimesine gelelim istiyorum. Neden o ifadeyi terk etmemiz bu
kadar önemli?
İki ayetimiz var: Fetih-29 ve Ahzab 40. Fetih 29 “Muhammedün Rasûlullah.” Der. Yani
Rabbimiz bize öğretiyor; Muhammed Rasûlullah’tır.
Ahzab-40: “Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir, fakat o Rasûlullah ve Hatemün Nebîyyin’dir. Allah Bi külli şey’in aliyma’dır.” Bu iki âyetten öğreniyoruz ki, Efendimiz (SAV) Rasûlullah’tır, peygamber değil. Çok dikkat edin, Efendimiz (SAV)’e peygamber diyenler O’nu kavrayamazlar. O yüzden çeşitli yanlışlar üretirler.
Kur’ân ona “Rasûlullah” diyor. Bitti! O Rasûlullah’tır, Nebîullah’tır.Hz. Muhammed (SAV) Rasûlullah’tır. Biz buna şehâdet ediyoruz.
Peki peygamber dersek ne olur?
Normal hayattan örnek vereyim ama manayı anlayıp örneği silin lütfen. Diyelim ki bir şeye şahitlik yaptınız ama etrafta dolaşırken o şahitliğe ters düşen ifadelerle dolaşıyorsunuz. Şehâdetinize uyar mı? Kameraya alsak, sonra da görüntünüzü izletsek ne dersiniz? Demek istiyorum ki, kelime-i tevhidde “Muhammedün Rasulullah” deyip, kelime-i şehâdette Eşhedü enne Muhammeden AbduHû ve RasûluHû” deyip sonra da O’na peygamber derseniz, yalancı şahit olursunuz. Şehâdette “Rasûlü” diyorsun, dışarı çıkınca “peygamber” demek olmaz. Görüntüleriniz için melekler kelim-i tevhidi tekrar ederken, Ezanı dinlerken “Muhammedün Rasulullah” demesine rağmen etrafta peygamber diyordu” derler. Tehlikeyi fark ettik mi? Yani Kur’ân tanrı demezken, Kur’an peygamber demezken sen tanrı veya peygamber diyorsan olmaz, olmaz! Kur’ân’ın diliyle şehâdet ediyorsan: Muhammed Rasûlullah diyeceksin, öyle isimlendireceksin.
Hocam, bu kelimenin kaynağı, kökeni İslam mı?
Hayır, müslümanlar kullanıyor olsa da kelime İslami değil. “Peygamber” dûniHİ algının
kelimesidir, İslâmi bir kelime değil. O’na Kur’ân “Rasûlullah” diyorsa bir Müslümana “Muhammedün Rasulullah” ifadesi yani “Rasulullah” demek neden yetmez acaba, bunu
anlayabiliyor değilim?
Böyle dediğimizde çoğu zaman en yakınımızdaki insanlardan, dindar hatta alim kişilerden bu konuda itirazlar geliyor ve başka önerilerle karşılaşıyoruz. Mesela “İkisini de kullanalım, ne sakıncası var?” gibi. Veya önemli zatlar da “Peygamber” ifadesini kullanmışlar” gibi. Bu durumda nasıl bir tutumu benimsemeliyiz?
Billâhi algıya tâlip olan birini seçsin. Kur’ân böyle derken eğer sen “Ama şu kişi peygamber
diyor” dersen bir kere o insanla Kur’ân’ı karşı karşıya getirmiş olursun. Kur’ân Rasûlullah
diyor. “Peygamber de aynı mânâda” derseniz o sizin iddianız olur, maalesef işi bozarsınız.
Kur’ân “Muhammedün Rasulullah” diyor; bu evrensel bir dil, evrensel bir telaffuz. Bir
müslüman İngilize “Peygamber” desem anlamaz, ama “Rasûlullah” duyunca hemen anlar.
Buradaki anlam sapması yani peygamber ve rasulullah arasındaki mana farkı tam olarak
nereden kaynaklanıyor Yılmaz Hocam?
Biz İslam’a girmekle kelime-i tevhid ve şehadetle “Rasûlullah” manasını kabul ve o manaya
şehâdetimizi ilan ediyoruz; “peygamber” diye bir manasal kabul yok orada! Peygamber
dûniHİ idraka ait bir ifade; uzakta, ötede uydurulmuş zanni bir tanrıdan, o tanrının muhatap
almadığı inananlarına mesaj taşıyan postacının adıdır peygamber ve her felsefede bir
peygamber vardır. Başka dinlerin, başka felsefelerin de peygamberi var, puta tapanların da
var. Şimdi düşünün aynı isimlendirmeyi hem de “Muhammedün Rasulullah” bize öğretilmişken Efendimiz’e (SAV) nasıl kullanırız? Dikkat edin, bir puta tapanın da peygamberi var. O da kendi dilinde peygamber diyor, İngilizcede şöyle, diğerinde böyle, o kelime her ne ise. Bunu fark eden, edeben utanır ve dûniHİ hayata ait o kelimeyi o manayı Efendimiz için kullanamaz, kullanmamalıyız yani. Onlar “Allah’ın dışı var” zannıyla öyle sanarak bir tanrı bir peygamberi gibi manalar üretmişler; tanrılarla onlara inananlar arasında aracılık yapan postacılara o ismi vermişler.
Biz bu konuyu elbette “rasulullah” diyenler, “Peygamber” diyenler gibi bir didişme, bir kavga,
bir ötekileştirme kastıyla ele almıyoruz. Daha Kur’an’a ve Sünnet’e uygun bir dil, bir idrak ve bir yaşantı için bunları nüans gibi detay gibi teferruat gibi düşünmeyelim, önemseyelim diye düşünüyoruz. Basit konularda bile mesela bir bilgisayarcı “Enter” tuşunu ifade etmek için “giriş” tuşu demiyor. Biz de vahy ile öğretilmiş “Allah” ve “Rasulullah” gibi çok temel
kavramların yerine içi hiçbir zaman tam ve doğru doldurulamayacak kelimeler türetmeyelim diye bir telaşın içindeyiz. Fark etmeden dilimiz ayak bağımız, idrak duvarımız olmasın diye korkuyoruz. Hocam, konuyu özetleyen bir önerinizle tamamlayalım inşaallah.
Elif hanım kardeşim, Kur’ân “Rasûlullah” diyor ve biz de kelime-i tevhidimizde “Muhammedün Rasulullah”, şehâdetimizde “Eşhedü enne Muhammeden Abduhû ve Rasûluhû” diyoruz, Ezanımızı beş vakit böyle dinliyoruz; sonra çıkıp niye başka isim kullanalım? Müslüman kardeşlerime “Kur’ân böyle diyor, kelime-i tevhid böyle, Ezanımız böyle, siz de şehâdetinizde böyle diyorsunuz, o zaman gelin gün içerisinde de kullanırken “Muhammedün Rasulullah” ifadesine yani “Rasulullah”a yapışalım diyorum. Müslüman kardeşlerim buna mukabil bana “Peygamber desem olmaz mı?” diyorsa başka ne diyebiliriz? Şunu diyebiliriz: Elbette “peygamber” diyebilirsin, bu bir tercih. Ama dosyana o ifade girer, mahkemede dosyanı açtıklarında “İnatla peygamber diyordu” derler, o zaman için de hazırlığını yap lütfen.
Bu bir tercih mi yoksa bir inat mı sevgili hocam?
Onu kişi kendisi bilir. Ama biz niye Kur’ân’ı tercih etmiyoruz? Diğer ifade doğru bile olsa “Ben
Kur’ân’ı tercih ediyorum” deyip Efendimiz (SAV)’e “Rasûlullah” demek neden zor geliyor?
Eğer, Ezanımıza, Kur’anımıza, Kelime-i Tevhidimize ve Şehadetimize sevdalı isek Efendimiz
(SAV)’e kesinlikle ve tereddütsüz “Rasûlullah” demeliyiz. Rasûlullah ne kadar güzel bir
sesleniş elhamdülillah... Allah böyle demiş… O’nun imzası da böyle... Ezanımız böyle…
Hocam “Hz. Peygamber (SAV)” desek veya “Sevgili Peygamberimiz (SAV)” desek olmaz
mı?” diyenler oluyor.
Peygamber kelimesinin yanına ne dua getirirseniz getirin mana oalrak “Rasulullah”ın yerini
tutmaz, olmaz. O Rasûlullah ya; bunu niye anlamıyoruz? Bunu öneren ben değilim, Kur’ân
söylüyor. “Şu zat de peygamber diyor, eserlerinde öyle yazmış” diye niye insanları önceliyor,
önemsiyorsunuz, Kur’an’ı yani Allah’ı ve Rasulullah’ı değil de? O zatlar öyle demiş olabilir
bunu da Kur’ân söylüyor ya...
Sonuç olarak; biz Rasûlullah diyelim ve onlara daim duacı olalım, kızmayalım. “Allahım, ben Rasûlullah diyorum. Bu seslenişim makbulse, doğruysa lütfen bütün yanlış seslenenleri
bağışla ve seslenişlerini bu dediğim gibi sayıver” diye dua edelim. Rabbin o kardeşlerimizin
seslenişlerini de böyle sayıver lütfen. Derdimiz şu; Müslümanlar bir kişi bile olsa doğru
yapsın da diğerleri de o doğru hürmetine kurtulsun. Ve onların doğru yaptıklarıyla da biz
kurtulalım inşaAllah; kardeşlik budur... Tabi şu çok önemli yanlışı savunmak olmaz,
Rasûlullah daha doğru sesleniştir, doğru olana yani Rasûlullah’a alışmak lazım. Ayetlerde
sesleniş bu; Muhammeden Rasûlullah. Kelime-i tevhidde böyle, ezanımızda böyle bu şekilde hitap ediyoruz yani zaten kalbimiz, kulağımız, aklımız “Muhammedün Rasulullah” duymaya öyle çok alışık ki elhamdülillahi rabbil âlemiyn… Hayrlı kolay ve güzel eyle Allahım. Sevgili Yılmaz hocam, Kur’an ve sünnete sıkı sıkıya yapışık bu gönülden, bu saf, bu tertemiz öneriler inşaAllah bize bu yaygın yanlıştan vazgeçmeyi, Kur’an’ın seslenişiyle nurlanarak “Rasulullah” demeyi, o seslenişin sıcaklık, yakınlık ve huzurunu hissederek yaşamayı açar, kolaylaştırır. Çok teşekkür ediyorum.