Önceki yazımızda;
Öfkenin aklı (imanı) aldığını, bize bizim için önemli her şeyi ama özellikle bir şeyi unutturduğunu; bizi o an Allah hakikatinden uzak düşürdüğünü, kendimizin ve muhatabımızın Allah huzurunda, Allah’ta, Allah ile olduğumuzu, öfkenin unutturduğu en önemli şeyin bu edeb olduğunu paylaşmıştık. Anlamıştık ki öfke TAM BİR GAFLET halidir. Gaflet halinde kişi zaten kendiliğinden nefsin şerrini yani zulmeti yaşamaya başlar. Zulmette yaşayanın işi zulüm yani zalimlik olacağından sonuçlar da bellidir. Dünya hayatı imtihanındaki insanın (yani bizim) kalbimizin şeytaniyetin bu etkisine daim açık olduğunu; Allah’ı unutursak ki öfke hali tam bir unutturucu idi, o an kalbi şeytanın yutacağını, eğer Allah zikrinde olursak şeytaniyetin sineceğini, geri çekilip pusuda beklemeye devam edeceğini bildiren hadisleri de zikretmiş ve “Öfke” konusunda korunmak isteyen Billahi İmanlı kullara hediye olmak üzere Efendimizin eşlerine öğrettiği şu hadis duayı hayat tarzımız haline getirelim umudu ile paylaşmıştık:
“Allahümme Rabbi Muhammedin Nebiy, iğfirliy zenbiy vezheb ğayza kalbiy ve ve eızniy min mudallatil fiten.”
“Ey Nebi Muhammed’in Rabbi Allahım, günahımı bağışla, kalbimin öfkesini al gider ve beni fitne tuzaklarından koruyarak kurtar (âmin).”
Bu duamızı yaptıktan sonra şimdide “öfke ve cinselliği” zulmette bir cazibe olarak görüp kullanmaktan bizi kurtarmak üzere Rabbimiz Allah’ın biz kullarına sevgi ve merhameti olan şu önerisine kulak ve kalp verelim:
Al’u İmran 134: “Onlar (müminler, muttakiler) bollukta ve darlıkta infak ederler, onlar öfkeyi yutanlar ve insanları affedenlerdir. Allah Muhsinleri sever.”
Bir ayette “Muttakiler” ifadesi geçtiğinde artık anlıyoruz ki “ilahlık hissiyatından, dunihi algıdan, Allah’ın rızasızlığından korunmak isteyenlere” sesleniliyor. Yani kim “gizli veya açık olarak bir örtücü ilah olmak istemiyorsa, bu iddia ve hissiyattan kurtulmak ve korunmak istiyorsa” ona sesleniyor: Ey müttaki! İşte Ayetimiz onlara sesleniyor: Onlar bollukta ve darlıkta infak ederler; yani halleri ne olursa olsun Allah onlara ne vermişse onlar onu yalnızca Allah yolunda (Allah için, Allah’ın razı olduğu şekilde) verir ve kullanırlar. Ve ONLAR ÖFKEYİ YUTARLAR; yani onlar öfkelenmelerine yol açanları affedenlerdir, çünkü onlar öfkeden hoşlanmazlar hatta ondan tamamen kurtulmak isterler. Ayet şöyle tamamlanıyor: Allah (kendini yani emrini görüyor olarak yaşayan kullarını) Muhsinleri sever.
Öfke konusunda, ergenlik yani cinselliğini fark etme ve yaşamaya başlama ve bir de yaşlılık önemli dönüm noktalarıdır. Ergenlik ve öfke ilişkisi çok dikkat çekicidir. Ergenlik çağındakilerin birdenbire ve yüksek öfkeler göstermeye başlamalarının önemli bir sebebi de cinsellik platformuyla tanışmalarıdır. Kendi adına “ben” deyişlerini destekleyen bu platformda öfkelerini özellikle en yakınlarından çıkarırlar; çünkü onlara karşı kullanabilecekleri güçlerin farkındadırlar. Yaşlıların öfkesi de dikkat çekicidir; onların öfkesinin sebebi de cinsellik ile ilişkilidir ama ergenlerden şu farkla. Yaşlılar cinsellik platformunda kaybettikleri güç ve yeteneklerinin yerine öfkeyi ikame etmeleridir; yani dunihi algıyla yaşlanmış olanlar kendi adları namına “Ben” deyişlerinin önemli bir besleyeni olan cinsellik sermayelerinin bitiyor olmasına öfkelenirler. Güzelliğini, aldığı yaş itibariyle dikkat çekiciliğini (bu gücünü) kaybettiğini fark eden kişi dikkat çekmek üzere yeni bir güç aramaya ve uygulamaya çalışır. Eskiden cinselliğini kullanıyordu şimdi onu yitirdi; bu sefer öfkeli ve agresif davranarak dikkatleri kendine çekmeye başlar. Zavallı ilah, başka ne yapsın ki? Nefsin şerri ve vehmin zulmeti yaşantısında “cinsellik ve öfke”den daha güçlü bir ifade yolu ve besin kaynağı yok ki! (Yılmaz Dündar, Kader, Nefs Terbiyesi Bölümü)
Oysa Billahi Anlamda İmanlılar, heva ve heveslerini, ilahlık hissiyatlarını değil, kalplerinin tatmini için uğraşırlar ki bunu yolu da zikrullahtır. Ancak ve sadece zikrullah! Zikrullah bir idraktır, oturup tespih çekmek değil. O imanlıların da cinselliği ve öfkesi var ama Allah yolunda, Allah’ın razılığı için kullanılan bir öfke ve cinsellik; bu durunda hem cinsellik hem öfke birer nimetullah olur ve kullanım yerleri, şekilleri değişir.
Bu noktadan itibaren yazımızda biraz daha “cinsellik ve nefs terbiyesi” ilişkisine yoğunlaşıyoruz.
Cinselliğin “BEN” diye takdimi kişide bir asilik hissi oluşturur; işte bu asiliğin öfke ile iş birliğinin önlenmesi nefs terbiyesi için şarttır. Bu iş birliği dünyada iki şekilde önlenmeye çalışılmaktadır ki bu teknikler dunihi algıdakilerin yöntemleridir biz inananları hiç ilgilendirmez. Bu yöntemler şöyledir:
İlki nefsin şerrinin kontrolünde olan yöntemdir ki bu A ve B olarak iki şıkta ele alınabilir.
- Cinsiyetsizlik algısı üzerine kurulan bu yöntemde, insanlar cinsiyet ayrımının olmadığına inandırılarak kendi fıtratlarına karşı bir yaşantı organize edilmeye çalışılır. Bu yöntemle sonuçta kişi nefsin şerrinden ayrılmadan cinsel farklılık hissini ve öfkeye dayalı asilik vasfını yitirir, artık öfkelenmeyi bilmez gibi görünür ama yeni bir öfkelenme şekli öğrenir. Bu aslında nefsin şerrini tabiatından koparmaktır.
- Bu yöntemde ise kişiyi beş duyu sınırlarından çıkararak normal insanlardan farklı bir güç açığa çıkarmasını hedeflerler ve buna uygun bir hayat tarzı uygulatırlar. Arınma sandıkları bu durum da aslında bir nefse zulüm yöntemidir. Sonuçta kişi Allah’ın nimetlerini küfür amaçlı kullanmış olur. Kendilerince başarılı gibi gözüken bu felsefelerdekiler de Kur’an’a göre zalim, hain ve nankördür.
Bizim için önemli ve esas olan başarı yöntemi şimdi göreceğimiz yoldur. Bu yöntemde nefsin şerrinden kurtularak elde edilen başarıyı hedeflemektedir ki bunu bize Kur’an öğretmektedir. Bu yöntemin önceki iki yöntemden farkı, insanların bu yöntemi Allah rızası için uyguluyor olmalarıdır.
İşte kişi bu yöntemle cinsellik destekli asilikten, yani cinselliğin öfkeyle arkadaşlığından, bu arkadaşlıktan doğan şiddet hallerinden kurtulur, ancak cinsiyet farkını ve cinselliği hissetme kişiden silinmez, aksine bu fark daha anlamlı olur. Kişi, cinsel farklılıkları bir nimetullah olarak yaşar. Hem bunu bir nimetullah olarak yaşar hem de bu nimetin nefsin şerri dolayısıyla oluşturduğu asilik ve şiddet hallerinden kendisini Kur’an’ın yöntemiyle sıyırır. Çünkü asiliğin yani nefretin esas sebebi ve yönü Allah’a olduğundan, diğer bir deyişle hücumların, şiddetin ve didişmenin esas sebebi ve yönü Allah’a olduğundan; edinilen Billahi anlamda iman ve bu imanın gereği ameller sayesinde kişiden
Allah’a asilik, Allah’a nefret, Allah’la didişmek kalkar. Çünkü bunların hepsi duniHi algı ve zannları sebebiyle yaşanıyordu; Billahi manada iman sonucu iman sahibi kişi amelleriyle yani hayat tarzıyla sadrını bütün bunlardan temizler ve Biiznillah bu yolda başarıyı da elde etmiş olur. Peki, bu başarı için nereden, nasıl başlamak gerekir?
Cinsellik ve öfke iş birliğine, bu iş birliğinin kişideki baskılarına, kişiyi sanki bu iş birliğine karşı koymak elinde değilmiş gibi yönlendirmesine karşı mücadele, duyguları dizginleme ve dizginlemeye destek verecek zikrullah duaları ve amelleri ile başlar ve yürütülür ve Biiznillah başarı sağlanır. Başarı oluştuğunda kişide cinsellik yine vardır ancak onun olumsuz yan tesirleri kalmamıştır. Bu yöntemde başarıyı sağlayan diğerlerinde ise başarısızlık sebebi tek şeydir: Hakk yoldaki başarı kişinin nefsini Allah adına “BEN” diyerek takdim etmesinin ve bu takdimini konuşma dili ve beden dili ile ortaya
konulmasının sonucudur. Kendi adları namına “BEN” diyerek uygulanan yöntemler bu sebeple başarısızdır, sonuç da hüsrandır. En son cümle şöyledir ki; bir kişi birçok yöntem kullanarak kendisine veya topluma sakıncalı gördüğü bazı şeylerden kurtulmak isteyebilir. Bunu yaparken kendi adları namına “BEN” dedikleri bir yöntem uyguladıkları sürece sonuç hüsrandır.
Eğer kişi Allah adı namına “BEN” demeyi öğrenir, öncelikle de Allah adı namına “BEN” demenin konuşma dili ile yaşamayı becerebilirse nefs terbiyesi sürecinde çok hızlı bir başarı elde eder Biiznillah (Yılmaz Dündar, Nefs Terbiyesi).
Bu duygularla sığınıyor ve Muhammed Rasulullah hakkı için rabbimizden merhamet ve kurtuluş istiyoruz; aynı atamız Âdem (as) gibi…
“Rabbimiz, biz nefsimize zulmettik, eğer bizi bağışlamaz ve bize merhamet etmezsen, muhakkak ki hüsrana uğrayanlardan oluruz. Lütfen bize merhamet ediver, bizi bağışlayıver Allahım (âmin)”