Elif Çaylıoğlu

Öfke

Elif Çaylıoğlu

Nefs terbiyesi sürecinde kurtulmamız ve korunmamız gereken en önemli iki dosyamız “öfke ve cinsellik” dosyalarıdır.  Kişi bunları zulmetten kurtarıp Hakk platformda Billahi imanla doğru şekilde yönetebilmelidir. Öfke ve cinsellik dosyaları da diğer dosyalarımız gibi dünyaya gelişimizle birlikte dünyadaki veri tabanı olan “dunihi algı”ya uygun olarak aktive olur. Hatırlayalım: Ahseni takvim halde yaratılan ve Allah adına “Ben” diyerek kendini takdim eden nefsimiz dünya yaşantısıyla birlikte kendini vehmin zulmeti şartlarında hissetti ve böylece nefsin şerri hali açığa çıktı. Nefs ve nefsin şerri hallerinin en önemli farkı budur: Nefs ahseni takvim halde Allah adına “Ben” der, nefsin şerri içine düştüğü esfele safilin halde Allah’tan ayrılık algısı ile “ben de müstakilen varım” zannıyla kendi adına “Ben” der. Her birimizin “Müstakilen varım ve muhtarım” zannı ile ilahlık hissiyatlı birer kul olarak yaşamaya başladığı dünya hayatında “Ben” deyişlerimiz bu müstakillik ve ilahlık hissiyledir ve insan bu hissini ifade etmede özellikle öfke ve cinsellik platformunu kullanır. Bu öyledir ki esfele safiliyn hayatta (özellikle ergenlikle birlikte) insanın bu duygularının bulaşmadığı hiçbir anı yoktur; konuşması, işi, davranışı, duygusu, bakışı, duyuşu, her anı bunlarla boyanmıştır. “Çok güzelim/yakışıklıyım, çok etkileyiciyim; kıyafetimle, takılarımla, saatim, telefonum, arabam, gözlüğüm, saç stilim, kartvizitim (kariyerim), konuşma tarzım, bilgim, yeteneklerim… Tüm bunlarla nasıl da dikkat çekiciyim, önemliyim, vaz geçilmezim, böyle bir etkim var… 

Dikkat edin lütfen, hemen her olgunun altında şunu görürüsünüz: Kişiler daha etkili görünmek için zayıflar, daha etkili konuşmak için diksiyon dersi alırlar, öne çıkmak için danışman edinirler, etkili yönetici olmak üzere kurslara seminerlere katılır, okullar okur, yurt dışında stajlar görürler. Bu “daha etkililik” halinin içinde daima şu vardır: Eğer öfkemi hissettirmezsem, bir kırmızı öfke çizgisi çizmezsem bunlar adam olmazlar… Bir de bedenimle, konuşmamla, hareketlerimle cinselliğimi hissettirirsem daha etkili olurum… Bakın reklamlara, işyerlerine; bakın hayatın tümüne… Mesela bu gibi düşünceleri, yaşantının aynası olan dizilerde çok net görürüz. Bir dizide hissettirilen bir öfke ve cinsellik yoksa o dizinin reyting yapması çok mümkün olmaz! İşte bu durum dünya hayatında hâkim olan dunihi algıya dayalı nefsin şerri yaşantısının öfke ve cinsellik öncelikli fotoğrafıdır. Esfele safiliyn yaşantı bunlardan beslenir. Nefsin şerri yaşantısında öfke ve cinsellik üzerinden bir takdim vardır; kişi çevresine “Ben de Müstakil olarak varım ve buradayım, beni görün, fark edin, önemseyin. Hatta sizi görünüşümle, tarzımla, varlığımla, donanımlarımla öyle etkileyeyim de aklınızı başınızdan alayım ki bensiz yaşayamayın” demektedir. Bu zulmani fark edilme çabası hem kadın hem de erkek için geçerlidir. Sadece nefsin şerrinin bu öfke ve cinselliği kullanış biçimi erkeklerde farklı, kadınlarda farklıdır. Özellikle bir kadın, kendisine kolaylaştırılmış olan nefsin şerrini cinsellik üzerinden besleme halini terk edebilirse onun ahseni takvim haline dönmesi öyle çok hızlı ve öyle kolay olur ki… Tam da bu sebeple şeytaniyet öncelikle kadının zulmani cinselliğinden kopmaması için var gücüyle çalışır; tesettürüyle, hayasıyla, imanıyla uğraşır durur. Bir erkekte de bu durum belki “öfke” konusunda böyledir, şeytaniyet onun da öfkesini terk etmesini zorlaştırıyor olabilir. Bunu nefs terbiyesine talip olan her kadın/erkek kendinde 7/24 her olayda arayıp bulup mücadelesini yapmak zorundadır. Bu mücadele bu dünyada yapılmazsa ahirette…

Öfke, nefsin şerrinden kurtulmada öncelikle ve mutlaka halletmemiz gereken ilk platformdur; öfkeden kurtulmadan cinselliğe çok sıra gelmemiş olabilir (Yılmaz Dündar, Kader, Nefs Terbiyesi Bölümü). Öfke öyle derin bir duygudur ki; kişinin aklını alır, gözünü kör eder, o anda o kişinin tüm algıları kapanır. Biz inanan kullarını daim muhafaza buyur Allahım. Haberlerde ve diğer programlarda sıkça rastladığımız hatta çoğu zaman kurgu gibi görünen cinayet, darp, şiddet olaylarında faillerin içine düştükleri öfke halini ibretle ve bir korunma dersi olarak izliyoruz. Kişi öfke halinden çıkamamışsa gelişen öfke nöbeti büyük acı ve hüsranlar getiren şiddetlere, cinayetlere, zulümlere dönüşüyor. 

Öfke ve akıl (yani iman) bir arada olamaz, ayet ve hadislerle bize öğretilen bu mana halk diline de yansımıştır; “öfke gelince akıl gider” denir. Öyledir ki öfke halinde beyin işlevlerini akıl kullanarak yapamaz, organlara ya içgüdülerle ya da zekâsı ile yön verir ki sonu hüsrandır. Bu duruma düşmemek için daima antrenman yapmalı, dua etmeli ve kendimizdeki gizli açık öfkeleri (öfke kimyamızı, didişme, kavga, nefret, zulmani kıyas, haset, fesat anlarımızı) mutlaka arayıp bulmalı ve yakalayıp yok etmeliyiz. Onu yakalama yöntemlerinden birisi trafikteyken ki halimiz olabilir. Veya en yakınlarımızla bir konuyu tartışınken ki halimiz de olabilir. Yanımızdan geçen bir aracın sürülüş tarzı, arkamızdan gelen aracın bizi rahatsız etmesi veya evde eşimizle, anne babamızla, çocuklarımızla yaşadığımız görüş ayrılığı anlarında nasılız acaba? Trafikte maruz kaldığımız bir olayı yaşarken veya görüş ayrılığı içinde olduğumuz bir konuyu konuşurken bir anda öfke kimyası bizi sarıyor mu? Bu durumda engelleyemediğimiz o öfkeyi yutmanın bile çok değerli bir yudum olduğunu hadislerden öğreniyoruz. Ancak asıl hedefin öfkelenmemek olduğunu bize ayetlerimiz ve Rasulullah (SAV) Efendimiz öğretiyor, öğütlüyor. 

Hayatımızın her en küçük anında oluşturacağımız duygu ve düşüncelerin, vereceğimiz tepkilerin akılla (Billahi imanla) olması şarttır; eğer imanlı ölmeye talipsek böyle! Bunu önemseyip de bunun amansız mücadelesine girmediğimizde “öfke” kimyasından kurtulmak zorlaşır hatta imkansızlaşır ve (muhafaza buyur Allahım) öyle olaylar yaşarız ki “Kendimi kaybetmişim, o öfkeyle ne yaptığımı bilememişim” halleriyle karşılaşılabilir. Öfke halinde aslında o an yaşayan bir şeytan (şeytaniyet odağı) haline geldiğimizi unutmamalıyız. O an insandan akıl gitmiş ona şeytaniyet yerleşmiştir. 

Öfkenin en ufağından, kokusundan bile nasıl uzak olmamız gerektiğini çok yüksek bir merhametle bize öğreten, Hazreti Ebubekir Efendimiz (ra) ile ilgili şu olayı bilmeyenimiz yoktur ama meselemiz BİLMEK değil YAŞAYABİLMEK… Ders almak, bilgiyi hayat tarzımız haline getirmek, olaydaki payımızı (hissemizi) almak çok önemli…

Haksızlığa uğradığı ve ısrarla hakarete maruz kaldığı bir anda dayanamayıp kendisine hakaret eden o kişiye “Sana ne yaptım da bunları söylüyorsun” dediğinde Hazreti Ebubekir efendimizin yanından Rasulullah (SAV) Efendimiz, kalkıp uzaklaşır. Bu durum karşısında telaşla koşup “Ya Rasulallah, anam babam sana feda, neden kalkıp uzaklaştın” dediğinde, “Ya Ebubekir ne zaman o kişiye öfkelenip de ona karşılık verdin, o zaman oraya şeytan geldi, şeytanın olduğu yerde duramazdım” buyurmuştur. Elbette Hazreti Ebubekir (ra) efendimizin imanı için geçerli olmasa da bizler için “öfke aklı (imanı) alır” ve bize her şeyi ama özellikle Allah hakikatini unutturur! Öfkenin ilk unutturduğu Allah’ta, Allah ile olduğumuzdur, Rabbimiz Allah hakikatidir. Bu gaflet halidir, bu durumda kişide kendiliğinden nefsin şerri aktive olur, hâkim olur. Kalbimizin şeytaniyetin bu etkisine daim açık olduğunu, Allah’ı unutursa o kalbi şeytanın yutacağını, Allah zikrinde olursa şeytanın sineceğini bildiren hadisleri hatırlayın lütfen.

Efendimizin eşlerine öğrettiği şu hadis dua ile bugünkü yazımızı noktalayalım:

“Allahümme Rabbi Muhammedin Nebiy, iğfirliy zenbiy vezheb ğayza kalbiy ve ve eızniy min mudallatil fiten.”

“Ey, Nebi Muhammed’in Rabbi Allahım, günahımı bağışla, kalbimin öfkesini al ve beni fitne tuzaklarından koruyarak kurtar (âmin).”

Yazarın Diğer Yazıları