Elif Çaylıoğlu

Oruç Gerçekte Nedir ve Orucu Kim Tutuyor?

Elif Çaylıoğlu

Kıymetli Hocam, Kur’an-ı Kerim’in indirildiği ve rabbimizin “Kullarıma merhametinin göstergesidir ki onlara Ramazan ayını ve İhlas Suresi’ni verdim” buyurduğu kerim aya, Ramazan ayına ulaştırıldık elhamdülillah. Bu söyleşimizde sizinle orucun fıkhından ziyade hakikatini konuşmak istiyorum çünkü fıkhı zaten yaygın olarak konuşuluyor ve biliniyor. Oruç kelimesi günümüzde çok rast gele mi kullanılıyor diye ciddi bir endişe taşıyorum. O kelimeyi bize normal hayat değil Rabbimiz, Rasulullah (SAV) Efendimiz öğretti ama günümüzde bazı diyetlere ve uygulamalara bile oruç deniyor, mesela sağlık için yapılan ve adına "aralıklı oruç" denilen uygulamalar çok popüler. Kur’an’ımızın bize öğrettiği ve yaşamamızı istediği oruç çok garip kalmış, anlaşılmamış bir hazine gibi kenarda kalmış hissediyorum. Bizim tuttuğumuz orucun “oruç” diye lanse edilen bu tarz bedensel disiplinlerden farkı nedir? Veya Müslümanlara empati yapmak isteyen Müslüman olmayan kişilerin akşama kadar aç durup, akşam ezanıyla yemeye başlamaları ile yaşadıkları hal ile bizim yaptığımız arasındaki temel farkı nedir?

Aslında tek bir fark var ve zaten bu farkı fark edip yakalayan kazanıyor. İnanmayan birine orucun kurallarını anlatsak, belki bizden daha titiz ve hevesli uygulayabilir. Eğer inanmayan birisi de aynısını yapabiliyorsa nasıl olur? Bizim yaptığımızın mutlaka bir farkı olmalı. İşte o temel fark şudur: Salâtı ikame eden ve orucu tutan kişi bir ilah olmamalı; ibadet adıyla bilinen işleri yapan kişi tanrılık iddiasında birisi olmamalıdır. Bir işi ya tanrılık iddiasıyla yaşayan birisi yapıyordur veya bir kul yapıyordur: Fark tam olarak budur.

Salât ikamesini ve orucu düşünün. İnanmayan, müslüman olmayan birisine bunların şeklini, kurallarını anlatsak yapamaz mı? Belki bizden de iyi yapar, heveslenerek daha sıkı yapabilir, daha titiz bir sahur yapabilir, daha sıkı bir oruç tutabilir. Benim yaptığımın aynısını o da yapabiliyorsa ne farkımız var? Veya namaz? Tarif etsek aynı hareketleri bizden daha titiz yapabilir, hatta heyecanla bir kutsallık bile katabilir işin içerisine. Biz kendimizi zorlarız kutsal hale getirmek için, ama o yeni yaptığı için heyecanlanabilir, kutsallık katabilir, titreyebilir, bizden daha iyi yapabilir. Peki, ne farkımız var? Bir FARK olması lazım! Allah’a inanmayan birisi aynısını yapabiliyorsa olmaz, benim yaptığımın farkı olmalı, bir fark lazım! Benim yapabildiğim ama onun yapamadığı bir fark lazım, oruçta da diğer ibadetlerde de. 

Salat ve orucu özellikle örnek veriyorum, çünkü çok önemli bir hadis var: “Bir kişi beş vakit salâta devam ederse ve farz olan Ramazan orucunu tutarsa cennet onun için kaçınılmazdır.” Neticede cenneti vardır, şöyle ya da böyle. Bu önemli bir hadistir: Beş vakit salâta devam ederse, bir ay ramazan orucunu da aksatmazsa onun için cennet kaçınılmazdır. Bu iki ibadet bu yüzden çok önemlidir deyip parantezi kapatalım. Aynısını inanışı farklı birinin de yapabiliyor olması seni rahatsız etmelidir ve olması gereken farkı aramalısın! Fark nedir, nasıl bir fark var? Tek fark var, dikkat edin lütfen, tek bir fark var! Kim o farkı yakalar ve başarırsa kazanır. İnanmayan birisine bunu anlattık, kabul etti ve uyguladı, o kazanır; bu farkı edinen kazanır! O farkı yakalamışsa, artık o kişiye başka isimlerle seslenmenin manası kalmaz. Şimdi söyleyeceğim farkı salât ikamesine, orucuna ve hayatına katan kazanır. O fark şudur: Salâtı ikame eden, orucu tutan ilah değildir. İşleri yapan tanrı olmamalıdır! O iş neyse, o işi yapanın ilahlığını ilan etmiş birisi olmaması lazım! İzah edebildim mi? Birisi TANRI, diğeri KUL: Fark budur. Tek fark bu! Kim o farkı görürse o kazanır. Değilse bir inanmayana veya yanlış inanana da orucun şeklini, sahurunu, vaktini tarif etseniz belki bizden daha titiz, daha hevesli yapar. Medyada görüyoruz, mesela müslüman olmayan bir antrenör müslüman oyuncularıyla birlikte oruç tutuyor. O da aynısını yapabiliyorsa farkımız ne? İşte o hayati fark: Salâtı ikame eden ve orucu tutan "ilah" değildir. İşleri yapan tanrı olmamalıdır. Fark budur: Kişinin kendi ilahlığını ilan ederek o işi yapmaması gerekir; işlerin “Billahi manada” kulluk idrak ve teslimiyetiyle yapılması gerekiyor. 

Bu “Billahi anlamda kulluk” bilinci çok sarsıcı... Peki Hocam, İslam’ın bu iki temel direği, yani salât ve oruç nasıl bir idrak açılımı yapar? Aralarındaki bağı bir benzetmeyle anlatabilir misiniz? Bu iki ibadetin birbirini tamamlayan yönlerini nasıl anlayabiliriz?

Salâtı mutlaka binmeniz gereken bir tren gibi düşünürsek, oruç bu trendeki çok özel bir kompartımandır; ikramiyelerin olduğu, insana farklı haller yaşatılan özel bir oda... Salât treni bizi "örtücü ilahlık" dediğimiz "Asi Takdim Formu" ile yaşamaktan yani vehmin zulmünden kurtarır. Oysa oruç, "Yasal Yanlış" dediğimiz "Billahi Manada Takdim Formu" olan "BEN" duygusundan kurtulmak içindir. Yani oruç, Samediyet nurlarını fark edip cüz halinden ve terkipten kurtulmanız için vardır. Oruçla insan, yeme, içme gibi helal şeylerden bile uzak durarak, kendindeki Samediyet nurlarını fark eder ve "bedende bedensizliğe" doğru bir yolculuğa çıkar. Kendini Hissetme Duygusu Samed vasıflıdır; işte Samediyyet nurlarını fark edip cüz terkibinizden kurtulmak için oruç var.

Salât kişiyi birinci şahadete getirir ve orada sabit kılar. Bu şehadet “Eşhedü en la ilahe illALLAH, eşhedü enne Muhammeden AbduHU ve RasuluHU” şehadetidir. Salât bizi "Eşhedü en la ilahe illALLAH..." şehadetine getirir ve orada sabitler. Amacı "A" Takdim Formu dediğimiz o "Örtücü İlahlık"tan, o "BEN"likten kurtulmaktır, Biiznillah. Salât “A” Takdim Formu “BEN”den kurtulmak için ikame edilir. Oruç o amaçla yapılmaz, “A” Takdim Formu “BEN”in oruçla ilişkisi olmaz! “A” Takdim Formu”na karşı koruyan bekçi salâttır. Sizi “örtücü ilahlık” olan vehmin zulmetinden kurtaracak olan salâttır. Örtmez özellikli suiistimalden yani vehimden kurtaracak ise oruçtur. Oruç “B” Takdim Formu “BEN” dediğimiz yasal yanlıştan kurtulmak içindir. 

Hocam, toplumda yaygın bir söz var; "Oruçlu adam yalan söylemez, oruçluyken yalan söylenmez" denir, hatta iftar programlarında hala “Dilimi yalandan uzak tuttum” diye dua ediliyor. Bu anlatımınız ışığında bu ifadeyi nasıl değerlendirmeliyiz?

“Oruçluyken yalan söylenmez” ifadesi yanlıştır. Çünkü oruçlu olsan da olmasan da hiçbir zaman yalan söylemeyeceksin! Ama “Namaz kılan yalan söylemez” denebilir. Çünkü seni yalandan yani “Asi Takdim Formu BEN” veri tabanına ait işlerden koruyup kurtaracak şey salâttır. Salât ikame ediyorsan “A” Takdim Formu” ile ilişkin olmamalıdır. Oruç ileri bir aşamadır; helalleri bile yapmayarak seni saflaştırır. Oruç, helallerden bile uzak durarak yasal olan “Billahi İdrakla BEN” diyen takdim formundan da kurtulmak içindir. 

Hocam, demek ki oruç bizdeki “BEN” hissini, o duyguyu saflaştırıcı bir role mi sahip?

Helallerden uzak dururken Kendini Hissetme Duygusu’nu aramalıyız; onu ararsanız, bulup saflaştırabilir ve Samediyet nurlarıyla bedende bedensizliği tadabilirsiniz. “Billahi Manada Takdimle BEN” demek helaldir, yasaldır, yasal yanlıştır. İşte oruçluyken sen helal olan işleri bile terk eden halinle Kendini Hissetme Duygusu’nun tefekkürünü yaparsan o duyguyu saflaştırabilirsin! Normal ve helal olan şeyleri yapmazken, onlardan uzakken Kendini Hissetme Duygusu’nu ararsan, onu bulup saflaştırabilirsin! Onu saflaştırırsan sende Samediyet nurları çoğalır ve seni B’de B’sizliğe götürür: Bu bedende bedensizliğe götürür. Bunun ibadetidir oruç! Bu idrakle oruç çok farklı olur.

Yazarın Diğer Yazıları