Elif Çaylıoğlu

Ramazan Ayı - 2

Elif Çaylıoğlu

Ramazan ayı ve orucunu bizler kendimizi içinde bulduğumuz imkân ve ikramlar olarak gördüğümüz için üzerinde tefekkür etmeyi, analiz yapmayı ya çok önemsemiyoruz veya çok yüzlek ve beşerî (mesela, Ramazan paylaşmaktır, kardeşini anla, Ramazanda iyiliği artır, namaz kıl, gıybet etme, gözünü haramdan dilini yalandan koru gibi) tespit ve analizler yaparak Ramazan ve orucu hakkındaki ayet ve hadislerdeki manalara odaklı yaklaşımlardan uzak kalıyoruz. Örneğin, paylaşmak, iyiliği artırmak, kardeşini yani diğer birini anlamak için illa müslüman olmak gerekir mi? Ya da dili gıybetten, yalandan, gözü haramdan uzak tutmak için Ramazan ayında ve oruçlu olmak mı gerekiyor?

Ramazan ayı ve orucuna lütfen şöyle de bakabilir miyiz? İslamiyet’i yani Billahi Anlamda İman ve yaşantısını mutlu, huzurlu bir yolculuk için mutlaka binmeniz gereken çok yüksek hızlı bir tren gibi düşünelim. Salat yani namaz bu trenin olmazsa olmazıdır ama bu trende oruç özellikle de Ramazan orucu çok özel ikramiyelerin olduğu, muttakilere (Billahi Anlamda İmanlı olanlara) farklı Hakk hallerin yaşatıldığı kompartımandır. Bir diğer deyişle ise, salât bizi Allah'ın razı olmadığı duygu düşünce ve davranışlardan koruyan dijital bir muhafaza ve güvenlik bariyeri mesabesindedir. Oysa oruç yanlışlardan korunmak için değil, Hakk yolda yüksek ivmeli bir ilerleyiş için çok özel bir ikramıdır. İman ve ikan açısından bakıldığında, salat mümin kulu şirkten korurken oruç Tevhid'de ilerleten çok özel bir nurdur. Bu yüzden “oruçluyken yalan söylenmez, oruçken gıybet yapılmaz, harama bakılmaz” gibi yaklaşımlar doğru değildir. Müslüman oruçlu olsa da olmasa da yalan söylemez, gıybet etmez, Allah'ın razı olmadıklarından uzak durmaya çalışır... Oruç öyle bir şey değil. Bir Billahi Anlamda İnanan oruçla yanlışlardan uzak durmaya değil, helal olan şeyleri bile yapmamaya çalışır, oruçla biz helal olanı bile yapmamayı öğreniriz; bunun ibadetidir oruç. Billahi Anlamda İmanlı olmak şeklinde tanımladığımız müttakilik idrakıyla oruç çok farklıdır… bir kere yemek tarifleri ve "ne yeriz?" hayalleriyle geçen bir açlık dönemi hiç değildir. Gün boyu aç durarak, aç kalarak fakirin halini anlamak da değildir. Sıhhat bulma amaçlı seanslar da değildir. Bunlar bir mümin için orucun yan kazanımları olabilir ama orucun hakikati bunlarla hiç ilişkili değil. 

Orucun asıl amacı öyle çok önemli bir şey ki… O asıl amaca yanlış inanışlı (dunihi algıyla yaşıyor) olanlar ulaşamaz. Çünkü inanmayan bir ateist veya bir deist ya da yanlış inanışlı birisi (bir hristiyan, bir yahudi) veya farklı felsefelere inanmış kişiler de isterlerse aç kalarak açların duygu ve durumlarını anlamak üzere çalışmalar yaşayabilir, sağlık sıhhat bulmak amaçlı diyet ve kürler yapabilir. Vücudun bir biyolojik arınma (detoks) süreci yaşaması için belli saatler arasında aç kalmak, Billahi Anlamda İman ehlinin tuttuğu oruç değildir.

Oruç ibadetindeki asıl nur nedir? Yani doğru inananın ulaşabileceği, inanamayanın ulaşamayacağı şey nedir? Oruç ibadeti EhadüsSamed olan yani gerçek VAR olan, müstakilen VAR ve Muhtar olan Allah’ı ve O’nun kulunu doğru tanımak için bir nurdur. Ehad ve Samed Allah’ın öncesi-sonrası, içi-dışı yani sınırı olmadığı için Allah Zatı için ihtiyaç diye bir kavram yoktur! VAR kendisi ve bu VAR’ın içi de dışı da yok ki bir şeye ihtiyaç duysun… İşte Samed olan, ihtiyaç kavramı olmayan Allah’ı tanıyabilmek, anlayabilmek, kavrayabilmek ve nihayet bize ikram edilmiş olan Samediyet nurlarını açığa çıkarabilmek ve bu idrakle yaşayabilmek için lütfedilmiş çok özel bir ikramdır, bir metottur Ramazan ve Orucu. Bu ikram inananlara yani muttakileredir, inanamayanlara, yanlış inanış ve felsefelere bu ikramdan yararlanma yolu kapalıdır. Şeklen değil elbette!

Bu ikramdan yararlanabilecek olan muttakiler, inananlar kimlerdi? "Allah Ehad'dir, Sameddir; gerçek VAR'dır, Zatının Dışı Olmayan TEKtir" inanışında olanlardı. Zaten; mülk (varlık ve yönetimi), Güç ve Hüküm Kendisine ait olan Allah'a kim teslim olmuşsa, kim bunun böyle olduğunu, işin dunihi olmadığını anlamışsa müslüman ona denilmiyor mu? Teslimiyet işte bu açıkladığımız idraktır ve ona uygun yaşama gayretidir. Öyleyse bizler oruç ibadetini bu hayalle, bu yaklaşımla yerine getirmeli ve Biiznillah Samediyet nurlarını talep etmeliyiz. Lütfediver Allahım (âmin).

Allah Samed'dir; yani Ehad olan Zatının “Dışı Olmayan TEK”liği ve “kendisinde bir boşluğun bulunmayışı" sebebiyle bir ihtiyacı söz konusu olmayandır. Bu sebeple Ehad ve Samed manaları “EhadüsSamed" olarak da yapışık olarak, tek bir mana olarak da ifade edilir ki Ramazan ayında bunun zikrini yaparız.

“Eşhedü en la ilahe illallahul EhadüsSamedülleziy lem yelid ve lem yuled ve lem yekün lehu küfüven ehad.” 

Lütfen şehadet kelimesinin bu halini de duasını da zikrullah olarak önemseyelim:

“Allahümme inni es'elüke bi enneke entellahül EhadüsSamedülleziy lem yelid ve lem yüled ve lem yeküm lehü küfüven ehad (âmin).

Tefekkür ettiğimiz beyan ve şehadeti anlayıp kabul etmiş bir müminde oruç ibadetinin hakikati Samediyet nuruyla, Samediyet nuru olarak açığa çıkar. 

Oruç ibadetini diğer ibadetlerden ayıran bir farktır ki helal olanlardan belli bir süre uzak kalınır. 

Oruçlu olduğumuz süre içerisinde bedenimizin "ihtiyacı var" zannettiğimiz davranışlardan, isteklerden uzaklaşarak biz aslında ihtiyacımız var zanlarımızdan Rabbimizin lütfuyla kurtulmaktayız. Oruç, inanan kullara bunu da öğretir: Sen bedenî ihtiyaçlardan yani var görünen halinden daha fazlasısın. Kendini beden zannetme, kendini onunla var sanma, ayet veya hadislerde "kişi" denilince, "her kim" denilince hemen bedenini düşünme, bundan kurtul, kendini "canım, nefsim" dediğin "ben"i fark et. Böyle oruç tut ve ibadet et. 

Oruçla lütfen "Allahümme ente rabbi" gerçeğini anla ve yaşa. Oruç bize bunu söyler ve öğretir: Allah Ehad ve Sameddir, sizler O’nda O’nunla ve O’na muhtaç kullarsınız. Bunun öğrenilme ve yaşanılması için bir yöntemidir Oruç. Ne kadar yüksek ve nasıl tam anlaşılamaz bir ikram değil mi?

İnsanın var görünen halinden daha fazlası olduğunu idrak edebilmesi, Billahi Anlamda İmana talip olan bir inanan için zulmetten ve kendini beden sanıştan kurtuluşa açılan bir kapıdır. Çünkü bundan ibaret olduğunu düşünen için dünya zulüm olur. Neden? Bir kere yaşantısındaki tek gayesi görünen halini yani bedenini memnun etmek olur. Yani ben eğer Elif’in sadece beden mülkünden ibaret olduğunu düşünürsem, "kendimi iyi hissetmek için daha güzel olmalı daha güzel görünmeliyim" derim, "daha uzun yaşamak için sağlıklı olmalıyım" derim, sonu olmayan ve gelmeyen benzer düşüncelere mahkûm yaşar geçer giderim. Hayatım bu yolda harcanır gider.

İnsan eğer "var görünen" şu halimden daha fazlası olduğunu bilir ve bunun farkında olarak Billahi Anlamda İmanla yaşarsa bedeninin kendisine bu dünyada ayrılmaz arkadaş olduğunu, ona hizmet ettiğini ve ölümle birlikte onu bırakacağını bilir. Ben bunu bilince bedenimin ihtiyaçlarına elbette yine özen gösteririm ama ancak Allah razılığı için Allah'ın bana emaneti bir arkadaş olarak ona çok önem veririm. Onu Allah yolunda, Allah'ın sevip razı olduğu idrakla kullanırım. 

İslamiyet’te mesele bedenden, beden kısıtlarından kurtulmak değildir ki oruçla, perhizlerle o kısıtlardan kurtulalım. Asıl sıyrılmamız gereken zulmani idraktır; benliğimizi Allah adı namına değil de zulmette kullanmaktır ki bunun adı ilahlık hissiyatıyla yaşamaktır (Yılmaz Dündar, Kur’an’daki Allah Misalleri). İlahlık hissiyatıyla yaşayan bir insan kendisini var görünen hali zanneder, kendisini bedenden ibaret düşünüp bu bedende müstakil güç, kuvvet, mülk sahibi olduğunu zanneder, bu hisleri besleyecek davranışlarla yaşar, hayatın tek amacı kendiliğinden bu olur. Hayata dair tüm davranışları bu sebeple zulmani benlikle, nefsin şerriyle yapar. Oysa zulmani benlikten kurtulmuş veya kurtulmaya çalışan bir inanan ise var görünen halini değil hissini (kendini hissetme duygusunu) önemser, oruçla birlikte ona ve onunla açığa çıkacak olan nura, Vahidül Ehadüs Samed nuruyla yaşamaya taliptir.

Allah’ım, Bizi Kerim ayın Ramazan'a ulaştırdığın gibi. İslam’ı üzerine bina ettiğin beş şeyi ve onlardan biri olan orucu da bize kolay ve güzel, hayırlı ve mübarek eyle; indinde makbul, razı olacağın halde yaşatıver, öyle de vefat ve ba’s ediver bizleri (âmin).

Yazarın Diğer Yazıları