Bu yıl mart ayı mübarek Ramazan ayımızla başladı elhamdülillah. Gelin birlikte Rabbimizin rahmeti ve merhametinin Billahi Anlamda İmanlı kullarına bir ikramı ve merhameti olan ve Ramazan ayını ve orucu tefekkür etmeye çalışalım; çünkü bu ayın ana ekseni müminlerin orucudur, orucun imanlıları, sevdalıları, yaşayanları olmaktır.
Oruç olarak ifade edilen uygulamalar her felsefede yer aldığı için dinimiz İslam'ın "oruç" dediği hal ve uygulamayı doğru anlamamız ve uygulamamız önemli. Biz Müslümanlar, Ramazan ayında farz olarak, diğer zamanlarda ise Efendimiz (sav)'den öğrendiğimiz bir sünnet olarak oruç tutarız. Bunu “oruç” yapan şey önce imanımızdır; Billahi Anlamda İman sahibi olarak yaşıyorken, tan yerinin ağarmasından güneşin batışına kadarki sürede, Kur’an ve Sünnet’in belirlediği haliyle oruç ibadetini yerine getirmek kast ve niyetiyle, helal kılınmış yeme, içme ve cinsel ilişkiden uzak durmamızdır. “Perhiz, arınma, uzlet, terk” gibi amaçlarla bu kelimelerin içeriği beşerî olarak tanımlanmış "Oruç" ritüelleri hemen tüm felsefe ve inanışlarda belirli bir zaman dilimlerinde, belirli şeylerden ve davranışlardan uzak durarak yaşamak şeklinde uygulanıyor. Adı benzese de (ilk ortaya çıkışı vahiy kaynaklı olsa da) o oruçlar ile İslam’ın öğrettiği ve önerdiği oruç çok farklıdır hatta hiç ilişkili değildir. Orucumuzun farkında olalım lütfen, kıymetini tam bilemeyiz ama yine de nasıl bir kıymetle ödüllendirildiğimizi fark edelim, hissedelim lütfen… Ramazan Orucu biz müminlere bir şereftir, bir nurdur, bir onurdur, bir kulluk rütbesidir; değeri ve karşılığı ancak ve sadece Rabbimiz Allah indinde tanımlı…
İbadet kulluk yapmaktır; Allah'ın önerdiği ve razı olduğu şekilde Billahi Anlamda İman edip bu imanın gereği olarak duygu düşünce fikir üretmek, konuşmak, davranmak ve hayat tarzı oluşturmak, buna gayret etmek (yapılan iş ne olursa olsun) ibadettir yani kulluk yapmak demektir. Lütfen “ibadeti” sadece çok mübarek kavramlar olan cami, seccade gibi simgelerle kısıtlı olarak düşünmekten zihnimizi kurtaralım. Konu hac ve umre olunca konu salat, zekat olunca kulluk yaptığımızı düşünüp, konu ticaret, alış veriş, evlilik, okul, kariyer, uyuma, karnını doyurma, giyinme gibi işler olunca dünya işleriyle meşgulüz zannetmekten kendimizi kurtaralım. Ne yapıyorsak bir kulluk üzereyiz, kulluk bir hayat tarzıdır ve herkesin bir hayat tarzı yok mu? Ya Allah için, Allah yolunda, Allah razılığına uygun bir kulluk ki bunun tek şartı öne Billahi Anlamda İmanlı olmaktır veya kendi adımız namına Allah’ın ne dediğinin çok da önemli olmadığı (en azından haz aldığımız, sevip isteyip tercih ettiğimiz işlerde, konularda) Allah’a rağmen zulmet, gaflet ve ihanette bir kulluk yaşantısıdır ki bunun da tek şartı dunihi algıda (Allah ve dışındakiler zannında) olmaktır.
Bu durumda, her ibadetimizde olduğu gibi oruç ibadetinde de Allah indinde makbul O’nun “İşte Ben bu imandan razıyım” bir idrakta olmamız gerekiyor ki Rasulullah (SAV) Efendimiz ancak bu idrakı anlatmak, öğretmek, yaşayarak göstermek üzere gelmiştir. Bu idrakta olanlara müttaki denildiğini ve sadece bu idrakla yapılanların makbul, mebrur olduğunu Rabbimiz Kur'an-ı Kerim'de Maide Suresi 27. ayetinde şöyle öğretir:
"Allah ancak muttakilerden kabul eder."
İdrakımız bir biliş olarak bir bilincin o da bir imanın ürünüdür. İşte bu yönüyle idrak işlerimizdeki kastı oluşturur, yani asıl niyet kişinin idrakıdır. Efendimiz (sav) öğretmiştir ki ameller niyetlere göredir ve yine öğretmiştir ki Billahi Anlamda İman sahibi müminin bu imanından kaynaklanan niyeti onun amelinden, yapıp ettiklerinden hayrlıdır. Bu noktada, demek ki niyet daha önemliymiş hatasına düşüp farzları sünnetleri, helal ve haramları gevşetenleri görebiliyoruz, bizi öyle bir yanılgıdan da muhafaza buyur Allahım. Demek ki Billahi Anlamda İman sahibi olan bir idrak yani niyet çok önemli. Çünkü Maide-27. ayet gereği bizim müttaki sınıfında yer almamız gerekiyor ki yaptıklarımız kabul kapsamında olsun.
Takva ehli bir müttaki olmak, bu sınıfa girmek halk nazarında çok zor bir iş, çok ileri bir hal ve çok yüksek bir mertebe gibi görülmüştür. Hayır, hiç öyle değil. Gördük ki "müttaki" olmak hiç zor değil. Billahi Anlamda İman sahibi bir kul isek bu müttaki sınıfına girmiş oluyoruz. Elbette müttakilik kendi içinde dereceleri olan bir süreç ise de başladığı nokta doğru inanıştır, Allah'ı doğru tanıyarak inanıyor olmaktır, kendimizi Allah’a şirk koşan idrakı reddetmektir.
Müslümanlar olarak şirk ehli olmadığımızı, örtücü yani küfür ehli olmadığımızı, nifak ehli olmadığımızı düşünürüz. Elhamdülillah, bu bir açıdan doğrudur ama Efendimiz (sav)'in "ümmetim için korkarım" dediği, Kur’an ayetlerinin “inanıyorum” diyenleri sürekli uyardığı, gizli şirk için, küfür hali için, nifak hali için düşündüğümüzde böyle düşünmemiz hem doğru olmaz hem de yeterli ve bize şifalı, bizi geliştirici olmaz. Asıl kurtulmamız ve daim korunmamız gereken tehlike, hastalık, musibet hep gizli şirkimizdir, yani hiç fark etmediğimiz şirk idrakımızdır. İşte Ramazan Ayı ve orucu tam da bu noktada bu acil durum ve afete maruz kalmış kurtulmayı, kurtarılmayı bekleyen insana bir kurtarıcı imkân ve ikramdır.
Ramazan ayımız ve orucu bizlere çok önemli, çok büyük, muadili olmayan bir fırsat sunar ki, gizli yani hissedilmesi, fark edilmesi öyle çok zor olan, asıl ve en tehlikeli şirk hususunda kendimizi test etmek, gizli ama her birimizde mevcut o tehlikeden kurtulmamız ve korunmamız, böylece bir müttaki olmamız çok kolaylaşır. Bu yüzden Ramazan ayında önce bu müttakilik idrakına girebilmek sonraki Ramazanlarda da bu müttakiliğimizi ilerletmek üzere her sene kendimize mutlaka yeni hedefler koymalıyız.
Yazılarımızla yeni tanışan okurlarımız için söyleyelim; bu Müttakiliğin başlangıcı, girişi, sınırı şudur: Kelime-i Şehadet ve Kelime-i Tevhid. "Bu mu ya, bunu zaten hep söylüyoruz" dediğimiz anda işi ve önemini kaybetmeye, bizi tevhide ve müttakiliğe oturtacak konudan uzaklaşmaya başladığımızı bilelim. Tevhid kelimesi, şehadet kelimesi müslümanlar tarafından çok söylenen ama bir o kadar da çok garip kalmış kelimelerdir. Kur’an ayetlerinde “Tayyib Kelime” yani “Beşerî idraklara ait bozuk algılardan uzak Tertemiz Kelime” olarak da tanımlanan bu kelimenin kastını, manasını bilmek ve buna uygun hayat tarzı oluşturmak konusunda çok gafil çok heyecansız çok meraksız ama bunu bayraklarına, sancaklarına, duvarlarına yazıp nakşetmiş bir müslümanlar topluluğu haline gelmiş olmaktan bizi kurtar lütfen Allahım (âmin).
Tevhid kelimesinin, şehadet kelimesinin manası şu noktadan başlıyor: Şehadet ederim ki gerçek VAR yani "müstakilen VAR ve Muhtar” ancak Allah'tır. Kullar Allah dışında müstakilen var ve muhtar varlıklar değillerdir; Allah'a göre gerçek bir varlıkları, güçleri, hüküm verebilme yetenekleri yoktur. Yani bizim ve hiçbir kulun Allah'a göre varlığı, gücü, hükmü YOKTUR! Hani mezarlıklarda kabir taşlarına biz görelim de ölmeden fark edelim diye yazarlar ya “Hüvel Baki” diye, “O Allah’tır Baki olan” diye; işte baki gerçek VAR olan demektir, öncesi sonrası, içi dışı sınırı olmayan gerçek VAR… Hep duyarız “Biz kullar faniyiz” denir, bu fani oluşu da şu an gerçekten varız ama yok olacağız gibi algılar ve böyle de yaşarız maalesef. Oysa “fani” hiçbir zaman gerçek varlığı olmayan demektir. Her fani Allah ilminde Allah’ın bir emri bir dileği olarak yaratılmıştır; var gibi görünendir bu yüzden yoktur, fanidir yani. Şehadet ve tevhid kelimeleri hatta Ezanımız da bize bunu öğretir: Allah müstakilen var ve muhtar olarak dışı sınırı olmayandır, bu özelliğe sahip bir başka varlık yoktur. Bu durumda: Müstakilen varım ve muhtarım iddiası olarak algılanacak her tür duygu, düşünce, inanış ve davranış batıldır, Allah'a iftiradır, Hakk karşısında YOK hükmündedir. İşte biz tevhid kelimesiyle ve şehadet kelimesiyle ve beş vakit daim yükselen Ezanlarımızla bu deklarasyonu yapar ve bu beyana göre hayatımızı yenileme heyecanı, gayreti ve sevdasına gireriz bir Billahi Anlamda inanan olarak. İşte bu hal "müttakilik" kapsamına girmiş olmaktır elhamdülillah, öyle çok şükrederiz ki Allahım...
Bizi lütfunla sıdk üzere bir girişle bu idrak kapısından giren müttaki kullarından eyle, onların önde olanlarından eyle; bu hali bize hayrlı, kolay ve güzel eyle Allahım. Böyle yaşayıp böyle vefat etmek böyle de yeniden dirilmemiz için biz kullarına indinden özel yardımda bulun Allahım (âmin).