Hucurat Suresi 1. ayet, biz inananlar için bir ölçüdür, hayatımızı hangi sınırlar içerisinde yaşamamız gerektiğini belirler: “Ey iman edenler, Allah ve Rasulü'nün önüne geçmeyin.” Efendimiz (sav)’in hayatını incelediğimizde hayatımızda olması gereken sınırları ve davranış modellerini görebiliriz. "Neyi nasıl yaşamış, aile içi ilişkisi nasılmış, çocuklarla nasıl iletişim kurarmış, iletişim ve ilişkilerindeki ahlakı nasılmış?" gibi hayatın içinden soruların cevaplarını Rasulullah (sav)’in hayatının içinde bulabiliriz; hatta bütün bu yöntemleri O'nun hayatından bulmalıyız... Eğer bir mümin olarak bu sınırlar içerisinde yaşarsak, bu ayet şemsiyesi altına girme imkânımız olabilir. Şimdi kendimize soralım: Allah ve Rasulü'nün önüne geçmek nasıl olur?
Siyer ve hadis bilgilerinden öğreniyoruz ki Rasulullah (sav) çocuklarla konuşurken onların göz hizasına kadar eğilip konuşuyordu. O'nun (sav) çocuklarla böyle konuşması, onları sırtına alması, onlarla oyunlar oynaması, her insana onun gereksinimlerine göre davranmasıdır. Efendimiz (sav)'in duygu, düşünme, konuşma ve davranışları Billahi Anlamda İmanla yaklaşılıp incelendiğinde görülecektir ki tüm zamanlara ışık tutmakta, her dönemin eğitim metotlarını içermektedir. Elbette herkes için ama O’na müminler kulak vereceği için onların yararlanabilmesi için... Günümüzde bilişsel, duygusal, sosyal gelişim, öğrenme ve davranış kalıpları “pedagoji” adı altında çok geniş, önemli, etkili bir alan. Eğer bir mümin olarak, bilimsellik etiketini yanlış yapıştırır da bu metotları Allah ve Rasulü ile ilişkilendirmeden ele almaya, uygulamaya çalışırsak bu ayetimizle ters düşmüş, Allah ve Rasulü'nün önüne geçmiş olmaz mıyız acaba? "Allah ve Rasulü'nün önüne geçmek nasıl olur?" sorusunu tefekkür ediyoruz ya... Allah ve Rasulü bir öneride bulunuyor, mümin kardeşimiz, “Ben böyle yaparım, böyle giyinirim, böyle konuşurum, böyle yaşarım” diyorsa kimin önüne geçtiğine lütfen bir baksın...
Günümüz ebeveynleri bilgi, diploma, kariyer açısından çok donanımlı olmalarına rağmen genellikle çocuk yetiştirmede sıkıntı yaşıyorlar. Bu yüzden çocuk değil de köpek edinmek daha cazip gelebiliyor... Belki de başlıca hata; pedagojik yöntemleri Allah ve Rasulü ile ilişkilendirmeden yaşamaya çalışmak! Çocuk yetiştirme konusunda hamileliğinden itibaren onlarca kitap okuyan, filmler, eğitici videolar izleyen ebeveynler, çocukla iletişimde sıkıntıya düşüyor ama neyi yanlış yaptıklarını da bulamıyorlar. Mesela çocukla kaliteli zaman geçirmek adına onunla oyun oynaması gerektiğini bilirler, bu sebeple de kafası başka bir şeyle meşgulken bile bunu yapmaya çalışırlar. Ancak bunu bir görev olarak yapan ebeveyn çocuğuyla vakit geçirmesine rağmen çocuk bu oyunda ebeveyniyle bir bağ kuramaz, geçirdiği vakit onun için kaliteli yani cazip ve geliştirici olmaz. Sonuçta yapılan işin hiç birine faydası olmaz. Hâlbuki Rasulullah (sav)'i tanıyan, bilen, seven bir ebeveyn, Rasulullah (sav)’in çocukla iletişiminde onunla göz hizasına gelmesinin, çocuğu muhatap alarak fikirlerine önem vermesinin ve onlara fıtratlarına göre muamele etmesinin sebebinin aslında çocukla bağ kurmak olduğunu fark eder; Efendimiz (sav)'in bu bağı kurmak için davranıyor olduğunu anlar ve bilir ve O’nun izinde yürür, davranır...
“Kimin çocuğu varsa, onunla çocuklaşsın.” (İbn Mıhled, Ahbâru’s-Sığar, s.: 135.) Bu hadis-i şerifin ışığında her birimiz çocuklarımızla iletişimimizi lütfen yeniden gözden geçirelim...
Rasulullah Efendimiz (sav) cemaate namaz kıldırırken, secdedeyken torunları Hasan ve Hüseyin'in Efendimiz (sav)'in başına çıkmaları üzerine secdesini uzatan Efendimiz (sav) onların başından inmesini beklemiş, secdeden öyle kalkmıştır. Efendimiz (sav)’in “gözümün nuru" diyerek çok önemsediği salat esnasında, cemaatle salât ikame etmesine rağmen kendiyle oyun oynadığını bilen torunlarına müdahale etmemesinin sebebini düşünmeliyiz: Acaba ne olabilir?
Bizler Billahi Anlamda İmanımızla çocuklarımızla oynadığımız oyunlar sayesinde onların hem zihinsel gelişimlerine hem de imanlarına biiznillah katkıda bulunuruz. Çocuğuyla oyun oynayan bir ebeveyn en güzel eğitim ortamını oyun sayesinde oluşturur, çocuğunun ruhunun derinliklerine oyun sayesinde girer, olumlu bir davranışı çocuğuna en kolay olarak oyunla öğretebilir. Bu sebeple fark etmeliyiz ki çocuk gelişimi ve eğitiminde kullanılan “oyun” metodu aslında Efendimiz (sav)’in yaşayarak uyguladığı eğitim metotlarındandır.
Çocukluk yaşlarında yetişkinlerle oyunla iletişim kuran çocuklarımız, gelişimlerini bu sayede sürdürürler. Bu oyunlar esnasında yetişkinin gösterdiği olumlu veya olumsuz tutumlar, konuşmalar çocukların bilgi dağarcığında hemen yer bulur. Şimdi Efendimiz ve torunlarının namazdaki bu manzarasını düşündüğümüzde, Efendimiz (sav)’in namaz esnasında gösterdiği bu tutum sayesinde torunlarına, namazın aralarındaki iletişime (oyuna) engel olmadığını anlatıyor.
Hepimiz biliriz ki; 0-7 yaş aralığında çocuğun ebeveyniyle kuracağı bağ çok önemlidir. Bu sebeple özellikle bu evrede çocuğu ebeveyninin ilgisinden mahrum bırakan her davranış çocukta istenmeyen, olumsuz duygular uyandırır. Efendimiz (sav)’in salât esnasında torunlarına gösterdiği davranışını örnek alıp da hayatımızda uygulayabilirsek, bunu yaptığımızda namazın ebeveynle arasındaki iletişime engel olmadığını anlayan çocuk namaza muhabbet duyacaktır.
Bir mümin olarak anladık ki; Rasulullah (sav)’den öğrendiğimiz bu ve diğer eğitim metotları Asr-ı Saadet'ten günümüze ışık tutmaktadır. Öyleyse bu fark edişle Rabbimize sığınalım ve duamızı yapalım:
Allah’ım, bizi kendisine Allah ve Rasulü yeten kullarından eyleyiver. Allah Rasulü (sav)'in davranışlarıyla temellendirdiği eğitim metotlarının manasal açılımlarını anlamayı bize kolaylaştırıver; cazip, güzel, hayrlı ve mübarek kılıver Allahım. O yöntemleri razı olacağın bir kıvamda yaşamayı bize ikram ediver, nasip ediver (âmin).