Şevval biz müslümanlar için bayramı hatırlatır, bu sebeple “Allah’ın razı olduğu kul olsun da dünya ve ahireti bayram olsun” duasıyla yavrularımıza Şevval ismi veririz. Ramazan orucu ile fıtratımıza dönüş ve orada sabitlenerek fıtratımıza uygun yaşamaya başlayarak bayram edişin (fıtrat bayramının) başladığı günleri temsil ediyor Şevval. Ramazan sonunda idrak ettiğimiz bayramın Efendimiz (SAV)'in ifadesiyle adı "ıydi'l fıtr" yani "fıtrat bayramı"dır.
Arapça’da "iyd" bayram, "fıtr" da fıtrat demektir. İşte bu sevinçle girdiğimiz Şevval ayı için, bir manevi ödül gibi Efendimiz (sav) şöyle buyurmuştur: “Kim Ramazan orucunu tutar ve ona Şevval ayından altı gün ilave ederse, yılın bütününde oruç tutmuş gibi olur.” (Müslim/Sıyâm-204)
Üç aylar ve Ramazan ayı, ölüm sonrası yaşantımız olan ahirete götüreceğimiz veri tabanını ve nefs halimizi saflaştırma, yenileme, Allah razılığına uygun güncelleme olan nefs terbiyesi için çok özel bir zaman dilimidir. Bu aylarla başlayan özel ikram serisi Efendimizin (SAV) bu hadislerinde müjdelediği gibi Şevval ayında yine özel bir ikramla devam diyor... Hadisle bize öğretiliyor ki; fıtratımıza ait hakikate ve marifete ulaşma fırsatı devam ediyor… Şevval ayındaki altı gün oruç, bizi bir yıl boyunca oruçluymuş idrakına, bu idrakın haline taşıyarak, bize biiznillah daimî oruç idrakıyla yaşayabilme kapısını açmaktadır. "Yılın tümünü oruçlu geçirmiş gibi" olmayı bir sevap kazanma yarışı gibi görmekten önce onu dünya ahiret yolculuğumuzda Hakk yolda kazanılmış bir değişim olarak görmek, böyle bir lütuf olarak bakmak daha manalı olacaktır.
Oruç, hakkını, kadrini, hakikatini ve kula kazandırdığı güzellikleri ancak Allah'ın bildiği yüksek ve çok ileri bir kulluk hali olduğundandır ki Efendimiz (sav) bir hadisi kudside şöyle buyurmuştur: "Allah'u Teala ademoğlunun bir iyiliğine on mislinden yedi yüz misline kadar karşılık verir, ancak oruç hariç. (Çünkü) Allah Teâlâ buyurur ki; oruç benim içindir, mükâfatını ben veririm."
"Benim içindir, mükâfatını ancak ben veririm" buyurulan oruç hali için bu hadisten, oruç yaratılanların değerlendirme yapamayacağı bir makamın ibadetidir, belki de yaratılanların olmadığı bir halin amelidir manaları tefekkür edilebilir. Zaten Allah kendinden başkası olmayan VAR olduğu için, bu sebeple de başkası için kulluk yapmanın gerçekte muhal olduğundan, bu hadisle öğretilen ikramı hem tefekkür etmeli hem de ona talip olmalıyız.
Hatırlarsanız Ramazan ayındaki yazılarımızda; "Oruç ibadeti “EhadüsSamed olan, yani gerçek VAR olan, müstakilen VAR ve Muhtar olan, dışı sınırı olmayan, dışı-sınırı, öncesi-sonrası olmadığı için de Zatının ihtiyaç diye bir kavramı olmayan Rabbimiz Allah'ı tanıyabilmek, anlayabilmek, kavrayabilmek üzere Muhammedi Muvahhidlere lütfedilmiş çok özel bir ikramdır, bir metottur." demiştik. Aslında oruç Samediyet nurlarını açığa çıkarabilmemiz ve bu idrakle yaşayabilmemiz için lütfedilmiştir. Bize hadislerle öğretilen diğer faydaları da elbette vardır; ancak o faydaları orucun bu asıl hedefini örtüp perdelememelidir. Oruç Billahi imanlı olanlara, müttakilere açık, inanmayanlara kapalı bir ibadettir. Bu elbette şeklen değil! Oruç sadece şeklen uygulanan bir ritüel, belirli bir zaman aralığında aç kalmak, bazı helal şeylerden bile uzak durmak zannedilirse, bu işi herkes yapabilir. Ancak öyle değildir. Oruç "Allah Ehad'dir, Samed'dir; gerçek VAR'dır, Zatının Dışı Olmayan TEKtir" inanışında olanların, bu idrakla yaşayan veya yaşama gayretinde olanların yani muttakilerin hakikatiyle tanışabileceği bir kulluk halidir. Peki, bu idrakta olmayanlar oruç tutmasın mı? Elbette hayır! Kimin hangi halinden Rabbimiz Allah'ın ne zaman ve ne sebeple razı olacağını bilmediğimiz için kimsenin kulluğuna karışamayız; karışılmaz! Konuştuklarımız hep kendimiz için... Dememiz odur ki, orucun hakikatini ortaya çıkaran işte bu idraktır ve ona uygun yaşama gayretidir.
Tasavvufta “nefis terbiyesi” dediğimiz şeyin nefsimizi şerrinden kurtarma yolu ve süreci olduğunu artık duyduk, biliyoruz elhamdülillah. Allahım, lütfen bu bildiğimizi indinden bir yardım ve kolaylıkla yaşamayı bizlere zaferle sonuçlanacak şekilde lütfediver (âmin). Nefs terbiyesi süreci göreceli olarak zordur... Göreceli olarak! Zorlu olma sebeplerinden biri de kurtulmamız gereken halin dışarıda elle tutulan bir hal olmayıp, bizzat bizimle ilgili olmasıdır.
Örneğin alkol dinimizce biz inananlara önerilmemiş, men edilmiştir. Bu bir inanan için nettir. Alkol almamakla biz Rabbimizin emrine uyduğumuzu biliriz. Oysa hangi his, duygu düşünce, hangi konuşmalar ve hangi davranışlarımızda nefsimizi şer yolda kullandığımızı hemen görmek, fark etmek bu kadar net değildir; bu yüzden nefsi şerrinden kurtarmak, yani nefse zulmetmekten kurtulmak biraz gayret ester. Nefse zulüm hali öyledir ki, o hissiyatla yaşamayı biz “bizi biz yapan” şeyler olarak tanımlamışız, sonra da onlara sahip çıkararak yaşamaktayız. Hepimiz duymuşuzdur, “Ben boğa burcuyum, inatçı ve kinciyim” diyen ifadeleri... Oysa bu yaklaşımın bir nefse zulüm olduğunu, yaptığımız bu etiketleme sonucu aslında korunmamız gereken halimiz olan yanlışta inadı ve kinciliği sahiplendiğimizi görememekteyiz. Günlük normal yaşantıda bunun gibi sahiplenişlerimiz sebebiyle hiç farkına bile varmadan nefsimize zulmeder, onu şer yolda kullanır, onun imkânlarını kullanarak ilahlık hissiyatına bürünür de batıl yolda yaşarız…
Allahım merhamet ediver de bizi nefse zulümden kurtardığın kullarından eyle ki bayram huzuru ve mutluluğu ile yaşayalım (amin).