Kur'an ayetlerinde bir şeylerle sınama anlamlarında geçen "fitne" kelimesi altın gümüş gibi değerli madenlerin saflığını anlamak amacıyla eritmek manasındaki "fetn" sözcüğünden köken alır. Bu durumda fitne saf, temiz, orijinal olanı “çakma” olandan ayrıştırma görevi olan her şeydir.
İmtihan dünyasındayız. Dünya imtihanının gerçekleşebilmesi için Ahseni Takvim özellikte yaratılmış ama Esfele Safilin donanıma da sahip vasıfta olmalıyız. Bu ikisinden birini tercih ederek imtihanı yaşayabilmemiz için de Muhtariyeti Tercih Gücü yetkisine sahip olmalıyız ki insan böylece ona verilen tercih yetkisini Billahi manadaki hürriyetiyle hür olarak kullanıp yönünü belirlesin; yön belirlerken de fitne (ikilem) ile karşılaşıp bir tercihte bulunabilsin…
Bize dünya hayatıyla sınırlı olarak verilen Muhtariyeti Tercih Gücü yetkisi, bize vahiyle, rasul ve nebilerle ulaşan hüda yani hidayet bilgisinden yararlanıp Hakk'ı ve Batıl'ı fark ve ayırt etmemiz, Hakk ya da Batıl bir tercihte bulunmamız içindir. Bu durum ölünceye kadar her an devam eden bir süreçtir, yani imtihan devamlıdır, her nefes devam eden bir imtihandayız... Fitne bu imtihan esnasında ikilem oluşturan fikir ve görüşlerdir, kulun yaşarken Hakk ya da Batıl bir tercihte bulunacağı konularda karşısına çıkan ikilemlerdir. Değerli madenlerin saflığını ortaya çıkarma işlemi olan fitne, halifetullah vasıflı insanın saflaşmasını, saflığını tercihleriyle gösterebilmesi için bir fırsattır, halifetullah vasıflı insanın ilerlemesi için bir imkândır. Bunun böyle olduğunu bize Rabbimiz Tevbe-16 ayeti ile öğretiyor:
“Yoksa siz; Allah sizden mücahede edenleri (dünyaya gelirken kendinizi içinde bulduğunuz dȗniHİ algıdan kurtulmak için gereken her türlü mücadeleyi yapanları, daima Hakk'ı tercih edenleri), O’nun Rasulü ve mü’minler dışında, dȗniHİ (algı sonucu müstakilen var ve muhtar kabulüyle) veli edinmeyenleri bilmeden (ortaya çıkarmadan) terk edileceğinizi (işin biteceğini) mi sandınız? Allah yapmakta olduğunuz şeyleri Habiyr'dir."
Ahseni Takvim özellikteki insan dünya imtihanı için esfele safiline indirilince kendini "dȗniHİ” algıda buldu ve onda bu dȗniHİ algısından kaynaklanan zanlar belirdi. Artık bu algıyla fikirler üretecek, olaylara bu algıyla bakacak ve bu algıyla tercihler yapacaktır. Bizde Ahseni Takvim donanım olmasaydı ve bize hidayeti öğreten ayetler, rasuller gelmeseydi tercihlerimizi hep bu zanlarla yapacaktık. Bu zannı Allah bize bildirmese, öğretmese bilemezdik. Dünya hayatının temelini oluşturan en tehlikeli zan, insanın kendisine ait neler varsa ve dışında neler varsa hepsini Allah’ın dışına taşımasıdır. Tabi, eğer Allah'a inanıyorsa! İnsanın dünya hayatında "dȗniHİ algı" ile ürettiği ve kurtulamadığı bu zannın ne kadar kuvvetli olduğunu anlamak kolay değildir. Bu zannın kuvveti yüzünden insan kendisini, bedenini, ruhunu, aklını fikrini, her şeyini Allah’ın dışında algılıyor! Hatta bu zandan kurtulması için yapacağı tercihler için emanet edilen Muhtariyeti Tercih Gücünü de Allah’ın dışına taşıyor. Dolayısıyla fitne ile karşılaştığında (ki hayatın he anı böyledir) tercihlerini duniHi algı ile ürettiği zanla yapıyor (Dündar Y, Aşağıların Aşağısı).
Her olay bir fitnedir yani tercihte bulunmamızı gerektirir. Dünyada girdiğimiz her sınavda sorular böyle değil mi? Her soru karşısında bir tercihte bulunur ve yanılır veya doğru olana ulaşırız. Sorulara kızmayız. Sorular eleme ve gelişim süreci gereğidir. Fitne yani ikilemler insanları ikiye ayırır: Hakk'ı tercih edenler, Batılı tercih edenler; ahseni takvim vasıflarına dönenler, esfele safilin hallerine aşkla yapışanlar; Billahi imanda sıdk üzere olanlar, duniHi algılarına sadık olanlar; Kur'an'ın dediği manada sağcılar, solcular; "işittik ve itaat ettik" diyenler, “işittik ve isyan ettik" diyenler; teslim olanlar, reddedenler, nefslerinin hakikatine uygun davrananlar, nefslerini örterek ilahlık hissiyatıyla yaşayanlar; salihler ve gayrı salihler... Bunlara rağmen son nefese kadar hep bir Hakk tercih umudu, imkânı vardır ki ona Kur'an tövbe diyor. Makbul bir tövbe ve onun geri dönüşsüz hali olan hicret öyle bir tercihtir ki daha önce yaşanmış tüm yanlış tercihleri siler sürür…
Kur'an'da geçen fitne kızacağımız bir şey olmadığı gibi tam aksine, fitneler imtihan soruları her olayda inananları arındırıyor, temizliyor, geliştiriyor, kazanılmış bir değişimle ahirete geçmemizi sağlıyor. İnsanlar için ya Hakk veya Batıl istikamette fırsat kapıları ve yollar açıyor. Gördük ki fitne yani ikilem, olaylar karşısında karar verememek, hangisine yatırsam daha çok kazanırım tercihleri için değilmiş. İkilem Hakk veya Batıl tercihleri ortaya çıkarmak içinmiş. Kişi Hakk tercih yapmıştır ama dünya açısından kazanmış da kazanamamış da olabilir. Batıl tercih yaptığı halde dünya kriterlerine göre kazanmış da olabilir. Hakk olan iki iş fikrinden, iki davranıştan birini seçmek fitneye düşmek değildir, bir karar aşamasıdır.
Günlük yaşantıda “fitne” denilince Kur'an'daki bu manadan ziyade kişiler arası ilişkileri, toplumsal barışı bozabilecek, mevcut anlayış ve davranışları tehdit eden fikir, kişi ve olaylar kastedilir; "fitne" ifadesi bir kişinin diğer bir kişi veya bir olay hakkındaki tespitidir. “Yapılan bu hareket çok fitne, bu kişi çok fitne” gibi karşı taraf hakkında ileri sürülen tespitler veya zanlardır. Batılda olanlar için Hakk düşünceler, hakk düşünceliler, Hakk yaşayışlılar fitnedir. Müşrikler Efendimiz (sav) ve inananlar için öyle demiyor muydu? Bugün de öyle demiyorlar mı? Kıyamete kadar bu böyle olacak…
Müminler için ikilem bir rahmet iken Batıl'a talip olanlar için şeytanın en önemli silahı ikileme düşürmektir. Nas Suresi “insanın sadrına sürekli vesvese (fitne/ikilem) veren" şeytaniyetin bu vasfından sığınmayı öğretmektedir bize. Ne güzel bir sığınağımız var elhamdülillah. Şeytan fitne/ikilem ile olmayan bir şeyi varmış gibi sürekli zanlarla kişinin aklına sunarak kafasının karışmasını, sıkıntıya düşmesini, yani Rabbinden, Allah'tan ayrı kalmasını hedeflemekte ama Rabbimiz inananlara güçlü, sağlam, emniyetli ve huzur veren koruyucular lütfetmektedir.
Kişi Allah'ı değil de şeytanın önerilerini tercih ettiğinde, benimsediğinde, Allah Kur'an'ı ile ve Rasulü olarak böyle diyor ama "Acaba öyle mi, böyle mi?" deyip ikileme düşüp kaybeder; şeytan da bunu hedefler. Bakın şeytan ne diyor: "Onları fitnelerle (sorularla, tercih noktalarında) ikileme düşüreceğim. Onların dünya hayatındaki esfele safilin yapıları ve duniHİ algıları bu gayretime çok uygun olduğundan kandırmam kolay olacak! Onları duniHi algının alâmetifarikaları olan "ğıll (Hakk'tan ve inananlardan nefret), haset, kıyas, göz dikme, fesatlık, dedikodu, Hakkı önemsememek" gibi hallerle oyalayacağım da onlar bu yaşantıları sebebiyle hiç memnun olmayacaklar, hep yanlışı isteyecekler; doğru, Hakk ve güzelle yetinmeyecekler, isyanı ve küfranı nimeti tercih edecekler, şükretmek akıllarına bile gelmeyecektir. Dünyadaki yaşantı fotoğrafına lütfen bakın, farklı mı? İnsan belki çok korkarsa sanki şükredermiş gibi olmakta, ama devamında eski haline dönmeyi yaşamaktadır. İnsanın hikâyesi bu! Şeytan bunu söylüyor: Size Hakk'ı unutturup Batıl'ı sevdireceğim, tercihlerinizde yönünüzü böyle belirleyeceksiniz... Bu yüzden, fitneye/ikileme düşmek istemeyen kul için ilaç Bakara Suresi son ayetleriyle öğretiliyor: "Semi'na ve eta'na: İşittik ve itaat ettik." Böyle deyin, gücünüz yettiğince buna tutunun, gayret edin. Böyle deyip gücü yettiğince böyle yaşamaya gayret eden Biiznillah kurtuldu demektir.
Mü'minun-30 "Biz elbette ibtilâ (imtihan) edenleriz." buyurur. İbtila, bir şeye düşkünlüktür. Demek ki imtihan bu dünyadaki düşkünlüklerimiz üzerinden! Esfele sâfiliyn yapı ve dȗniHİ algı sonucu olan düşkünlüklerimizi terk etmeliyiz ki imtihanda Hakk'a şahit olabilelim. Ayet ve hadislerdeki fitne ve imtihan uyarılarını bu kapsamda anlarsak kazanırız inşaAllah.
Mesela Teğabun-15: “Mallarınız ve çocuklarınız sizin için bir imtihandır. Büyük mükâfat ise Allah’ın katındadır." Mal ve çocuk düşkünlüğünün imtihan sebebimiz olacağı ne kadar açık değil mi? Sorular önceden açıklanmış! Dunihi algı ile sevdiğimiz her ne ise (kendimiz, eşimiz, çocuğumuz, mal mülk, iş/kariyer/kazanç) hepsi bu kapsamda olabilir.
Sınavda fitne/soru bunlar gibi birçok şeydir, farklıdır ama amaç aynıdır: İnananın hangi algıyı ve hayat tarzını seçtiği ve buna şahitliğidir! İnanmayanın da!
Yaşantıdaki Batıl tercihlerin ve sonuçlarının gösterildiği bir dua ve bir de her iki tercihten Hakk olana sığınma tercihinin öğretildiği dua ile tamamlayalım:
“Allahümme inni euzü bike min azabi cehennem ve euzü bike min azabil kabri ve euzü bike min fitnetit deccal ve euzü bike min fitnetil mahya vel memat: Allah’ım, cehennem azabından sana sığınırım, kabir azabından sana sığınırım, Deccal ’in fitnesinden sana sığınırım. Hayatın ve ölümün fitnesinden sana sığınırım.”
Allahümme inniy euzü Birıdake min sehadike, ve bimaufetike min ukubetike ve birahmetike min ğadabike ve euzü BİKE MİNKE. La uhsiy senaen aleyke kema esneyte ala nefsike: Allah'ım, hoşnutsuzluğundan razılığına, cezalandırmandan muaf tutmana, ğadabından rahmetine ve SENDEN SANA sığınım. Sığınışımızdan razı oluver Allahım (âmin).