Elif Çaylıoğlu

Sesimi Duyan Var Mı?

Elif Çaylıoğlu

“Sesimi duyan var mı?”  cümlesi toplum olarak hepimizin zihinlerine kısa zaman önce yaşadığımız deprem afeti sonrası kazındı. Ulaşamadığımız, göremediğimiz, üzeri toprakla, enkazla örtülü sevdiklerimize ulaşmak için canhıraş bir kurtuluş ümidi, ümit ve korkuyla karışık bir son çağrı olan bu cümleyi duyunca ürpermeyen yoktur içimizde. İşte, benzer bir kaygıyla bu köşeden üç yılı aşan bir süredir sesleniyoruz; dünya ve ahiret hayatımızın kurtuluşu için “LA İLAHE İLLALLAH” diyoruz, Rasulullah (SAV) Efendimizin Safa Tepesi’ndeki seslenişini kendimize ve siz okurlarımıza duyurmaya çalışıyoruz ve diyoruz ki “La ilahe illallah diyoruz, sesimizi duyan var mı?” Bütün bu süreçteki yazılarımızdaki seslenişimizle diyoruz ki “Ey, La ilahe illallah diyen müslüman mümin kardeşlerim, gelin bu söylediğimiz ne demektir, bunu bir merak edelim sonra da fark edelim ve fark ettiğimiz gerçekliğe göre de yaşama gayretine yeniden girelim. 

Peki, hiç merak eden var mı? 

Yusuf İslam, 1970’li yılların sonlarına ait bir anısını anlatırken şöyle diyor: Yeni müslüman olduğum yıllar ve Müslüman kardeşlerimizle Londra’da bir mitingdeyim, sık sık yüksek sesle “La ilahe illallah” ve “Allahuekber” diyoruz. Polis bariyerlerinin arkasındaki bir izleyici ile göz göze geldik ve eliyle bana “yanıma gel” işareti yaptı. Gittim. Bana “bu söylediğiniz La ilahe illallah ne demek” diye sordu. Kendisine “Allah’tan başka ilah yoktur” dediğimde, “Onu herkes biliyor, sen önce La ilahe İllallah’ın ne demek olduğunu bir öğren” dedi ve benden ayrıldı. Eve döndüm, kitaplarımı karıştırmaya başladım ama “La ilahe illallah” kelime-i tevhidini açıklayan, Allah’ı tanıtan, marifetullah öğreten bir tane bile kitabımın olmadığını gördüm. 

Demek ki, anlıyoruz ki biz müslümanlar yeniden “La ilahe illallah” demeliyiz, önceliğimizin yani hedefimizin ve dünyada olma sebebimizin ne olduğunu anlatan ve her gün merkezi Ezan sistemimizle çok güzel ve çok güçlü bir şekilde her gün beş defa hatırlatılan bu tebliği yeniden sanki yeni duyuyormuşçasına gündemimize almalıyız, buna kafa yormalıyız. Eğer ahirete ve orada da Allah razılığına, daru’s selama talip isek. Zaten bir sesleniş ancak talip olanadır, muhatap alanadır vesselam… 

Günlük yaşantıda “mühür” önemlidir, bu yüzden “Mühür kimdeyse Süleyman odur” gibi ifadeler bile kullanılır. Olumlu mühürlemeler olduğu gibi olumsuz mühürlemeler de vardır. Öyle bazı bazı mühürler, bazı onaylamalar vardır ki size çok şeyi açar; yeriniz değişir, statünüz değişir, kazanımınız değişir, imkanlarınız değişir. İşte La ilahe illallah dünyada Billahi anlamda iman ve onun getirdiği gayretle kazanılan, kula dünya ve ahirette “selam, huzur, mutluluk, şenlik, esenlik…” yaşantısını açan mühürdür… “La ilahe illallah” mühürlü vize ile insan bir ülkeden diğer ülkeye geçer…

Dünya yaşantısında “La ilahe illallah” kelime-i tevhidini doğru idrakla söylemek yani Billahi Anlamda İman sahibi olmak ve bu imana göre yaşama gayretine girmek bir mühürdür ve ahiret selametimizle ilgili gerekli ve geçerli tek mühürdür. “Ben müstakilen varım ve muhtarım yani ben dunihi bir ilahım” demek veya bu hissiyatla yaşamak da bir mühürdür; kendini bu mühürle mühürlemek ise sonu çok ama çok acı ve geri dönüşsüz bir hüsran yaşantısına mühürlenmektir. Biz elbette ahiretle ilgili bu mühürlemelerin olumsuzundan Allah’a sığınır, olumlu olanını, “La ilahe illallah” ile mühürlenmeyi ise canı gönülden talep ederiz, lütfediver Allahım. Çünkü:

Hakkıyla iman etmiş, yani “Allah’ın dışı ve sınırı var ve bizler de orada yaratıldık” zannını “La ilahe” diyerek reddetmiş bir kul için” LA İLAHE İLLALLAH” o kulu CENNETE TAŞIYAN BİR MÜHÜRDÜR.

Peki, öyleyse ne demektir La ilahe illallah?

“La ilahe illallah” tayyip kelimesinin insanın her yeni idrakına, her daha ileri idrakına uygun olarak güncellenebilecek, ilerletilebilecek ileri manaları hep vardır. Ancak şuradan başlanabilir:

“La ilahe” senin müstakilen ve muhtar olarak var sandığın varlığın yok! İlla Allah. 

Eğer bu mührü, bu tayyip kelimeyi yani kelime-i tevhidi “La ilahe” başka ilahlar yok, illa Allah, sadece Allah var” gibi algılarsak bu Efendimiz (SAV)’den önceki toplumların idrak düzeyine düşmek olur ki bu manasıyla söylediğimizde yeterince doğru olarak “La ilahe illallah” demiş olamayız. “La ilahe” bize yalnızca bunu söylemiyor yani! La ilahe illallah kelime-i tevhidi bize “Allah’ın dışı yok ve dışında da başka ilahlar yok” derken “dikkat et, müstakil sandığın, Allah’tan ayrı ve O’nun dışında bir yerde varım/varız sandığın bir varlığın ve öyle varlıklar da yok” diyor.

Elhamdülillah, her müslüman kardeşimiz kelime-i tevhidin bir anlamını öyle veya böyle bilir ve kabul eder. Ancak kişi ne zaman ve hangi konuda “ben bunu iyi biliyorum, yeterince biliyorum” derse kendisine gelişmenin, yeni öğrenmelerin, yeni kazanımların kapısını kapatmış demektir. Bu durum, bu hissiyat bir profesyonellik hastalığıdır. Biz de asırlardır müslüman olan, ailesi müslüman, çevresi müslüman, kendisi müslüman bir şekilde hayata başladığımız için İslam ile yeni tanışanlar gibi bir amatör heyecanı hiç yaşamayız, küçük yaşlardan itibaren almaya başladığımız dini bilgiler sebebiyle de “ben zaten biliyorum” profesyonelliği gafletine düşeriz. Yani bu hataya düşmüş haldeyiz desem yanlış mı olur bilmiyorum? 

Eğer Allah’ı tanımaya böylece imanımızı Billahi Anlamda İman ve İkan haline getirmeye talipsek (hatta bir ilahiyat profesörü olsak bile!) “Ben İslam’ı biliyorum” diyerek yaklaşmak bize kaybettirir! Böyle değil de yeni bir örenme, yeni ve daha ileri daha doğru bir algının ve yaşantının şevk ve heyecanı, Allah’ı doğru tanıyacağımız bilimsel, ilmi bir gelişim arıyor olmanın heyecanı ve motivasyonu peşinde olursak iş çoook değişir. 

Hani, çok şikâyet edilen bir şey vardır “din yorgunluğu” diye, dini otoritelerimiz, sosyologlarımız, psikologlarımız bunu çok iyi bilirler, işte o marazi hali bitirecek ilaç budur:

Kelime-i tevhidin anlamını billahi anlamda kavrayabilmek ve o hissiyata uygun yaşayabilme gayretine girmek! 

Tam bu noktada hem kendime hem de çevreme seslenerek sormak istiyorum: Sesimi duyan var mı? 

Allahım, bizleri lütfen kelime-i tevhidine aklı, kalbi açık, onu duyan, anlayan ve yüksek bir muhabbetle ona sımsıkı sarılan kulların eyle. “La ilahe illallah” tayyip kelimesini her duyuşumuzda ve söyleyişimizde bunu Hakk manada idrakımıza nakşeden bir kul olmayı bize ikram eyle ve bizden o hali “Bi kabulin hasenin” olarak kabul buyur (amin).

Yazarın Diğer Yazıları