Sevgili hocam, kelime-i tevhid manasına uygun anlam deyince şunu da sorayım; La ilahe illallah tayyip kelimesini söylemek yeterli mi? Veya “La havle ve la kuvvete illa Billâh” cümlesini dille dememiz yeterli mi? Elbette dilimizde olması da güzel ama bu cümlelerin bizi ulaştırmak istediği idrak, yaşantı ve dünya-ahiret hedefi için onları dilde söylemek yeterli mi?
Kişi “La havle ve la kuvvete illa Billâh” diyerek güç ve kuvvetin Allah’a ait olduğunu itiraf eder de böyle bir durum tespiti yaparsa yani ne söylediğinin, neyi ilan ettiğinin farkında, telaşında ve takibindeyse; işte o zaman bu söz ve bu sözü söyleyen nefs yani bu durum tespitini yapan idrak değişir; işte o zaman o idrakta bulunan nefs bu ayetteki “tayyib kelime” haline gelir, bu süreç başlar. Ayette anlatılan tayyib kelime, sâlih amelin Allah’a yükselteceği bu nefstir. “La havle ve la kuvvete illa Billâh” tespitini yapan bu idrakın bulunduğu nefsin (tayyib kelime’nin) Allah’a yükselmesini sağlayacak şey sâlih amel’dir, harekettir. Senin yalnızca bir durum tespitini dile getirip “La havle ve la kuvvete illa Billâh” demen yetmiyor, yetmez! “La havle ve la kuvvete illa Billâh” sözünün bir anlam ifade etmesi için, senin işine yaraması için, yerine ulaşması için bu tespitin ne manaya geldiğini fark etmen ve ona uygun amel yapman, bu söze uygun yaşaman, bu ana fikre uygun davranman lazım; yani bu sözlerdeki manaya uygun düşünmenin, konuşmanın, yaşamanın gayret ve telaşına girmemiz gerekiyor.
Sevgili hocam “tayyib kelime” ve “habis kelime” ifadeleri çok dikkat çeker biçimde İbrahim Sûresi 24 ve 26. ayetlere de var, lütfen o ayetlerimize de bakalım mı?
Peki, tabi ki biiznillah, inşaAllah.
“Görmedin mi Allah nasıl mesel yaptı? Tayyib Kelime aslı sabit, fer’i (üstü, dalı, hâsılası) Sema’da Tayyib Şecere gibidir.” (İbrahim-24)
Ayetteki tayyib kelimenin nefs-i levvame süreci ile ilişkisi üzerinden bir açıklama yapalım. Ama nefs-i levvameyi okurlarımız, onu çok detaylı anlattığımız “Sen Tanrı mısın?” kitabımızdan bakar okurlarsa çok sevinirim. Nefs-i levvame Kur’an’da üstüne yemin edilen nefs halidir, bu nedenle biz müslümanlar için çok önemlidir. Çünkü nefs-i levvameye girmiş nefs demek “Âmentü Billâhi ve RasûliHİ” manasını fark etmiş, bu manada Amantü Billahi demiş nefstir. Yani “ancak Allah VAR. Allah müstakilen var ve muhtar VAR olarak içi dışı sınırı, öncesi sonrası olmayan hakikattir” gerçeğine iman etmiş, bu gerçeği öğreten Rasulullah (SAV) Efendimizi kabul etmiş nefstir. İşte bu idrakla nefs-i levvame sürecine girmiş “Âmentü Billâhi ve RasûliHİ” demiş bu nefsin kökü Kalb’tedir, bu yüzden kökü sabit ve sağlamdır. “Âmentü Billâhi ve RasûliHİ” idrakını geri dönüşsüz yaşamaya başlamış ve hayatını bu idrakla sürdüren nefsin kalıbı marazdan temizlenmiştir, yani o kalb hastalıktan kurtulmuştur, o kalbten hastalık gitmiştir. Marazdan temizlenmiş, rahatlamış bu kalbin ismi KALB-İ SELİM’dir, o kalb artık kalb-i selim olmuştur. Bu nefsin kökü bu "selim kalb"tir ve orada sabit ve sağlamdır. Böyle bir kalbin fikirleri ve fiilleri beyinden yayılan komutlarla hayata (meyveye) dönüşürken, görünür hale gelirken çok farklı olur. Ayette tasvir edilen TAYYİB ŞECERE denilen o ağacı da fark ettik mi? İşte bu ağacın kökü kalptedir. Bu yüzden tayyib kelime tayyib şecere gibidir; kökü sağlam, dalları, meyveleri güzel bir ağaç gibidir. Allah bize bu misali veriyor ki bu mânâları anlayalım ve öyle bir kul olma heyecanıyla Kur’an ve Sünnet’e sımsıkı yapışalım.
Amin, inşaAllah hocam. Bu iki ayetteki bu manaları da anladık elhamdülillah. Tam bu noktada Efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin “Her ayetin iç içe yedi batınî mânâsı vardır” hadisi aklıma geldi, bunu da biraz açabilir miyiz?
Bir konuda ayet ve hadis tefekkür ederken, aslında ayet ve hadislerin konumuza uygun olan o andaki manasını inceliyoruz. Mesela konumuz FATİHA suresi olduğunda bir ayeti ele aldığımızda o kapsamdaki mânâlarına eğiliriz. Ama ayetin onun dışındaki manalarını yok saymayız, ayeti o manası ile sınırlamayız. Çünkü Efendimiz öğretmiş; en az yedi manası vardır her ayetin, en az hem de.
Hocam, ayetimizdeki “tayyip kelime” kavramını nefs-i levvame ile ilişkilendiniz ya, ona biraz daha değinsek mi?
Ayette “tayyib kelime” ile ifade edilen manayı anlamamız için bir ağaç tarif ediliyor. Deniyor ki: “Onun aslı (kökü, yeri) sağlamdır, üstü de semaya çıkmıştır (meyveleri, ürünleri vardır). İbrahim-24’de tarif edilen böyle temiz bir ağaçtır; tayyib şeceredir. Ayetteki gibi bir nefs düşünelim. “Âmentü Billâhi ve RasûliHİ” demiş bu nefs, bu cümleye uygun da fiiller ortaya koyuyor. O imânâ uygun fiiller ortaya koyan, buna gayret eden bu nefs nefs-i levvamede’dir. Bu hal o kadar önemlidir ki! Bakın çok önemli şu noktayı dünya ahiret yolculuğumuzda çok büyük bu ikramı lütfen daim aklımızda tutalım: Bir kişi nefs-i levvameyi anlar, kavrar, idrak eder ve nefs-i levvameye girerse onun kartvizitinde “Veli Gibi'dir” yazar. O kişi Veli Gibi muamele görür. Onun öyle halleri vardır ki veliden üstündür! “Veli Gibi” olduğu için veliden üstün halleri olur. Bu ayet işte o nefs ağacını tarif ediyor, o nefsi bir ağaç gibi tanımlıyor: O nefs ağacının ilhamını aldığı kök kalbtir, bu yüzden kökü sağlamdır. Kalb-i Selim haline gelmiş kökten gelen suyla beslenen o ağacın fikirleri ise semadan hayata dönüşür, yani o kalbten gelen fikirler beyinden fiile dönüşür. İşte bakın bir ağaç: Tayyib Şecere! Lütfen imkânı olan okurlarımız İnşirah adlı kitapçığımıza bakabilirlerse, o kitap hep bunu, bu konuyu anlatıyor, çok faydalı olacaktır biiznillah.
Yılmaz Hocam, bir de “mefhumu muhalif” veya “her şey zıttıyla kaim” gibi kavramlar var yani her mananın bir de zıttı mana var. Tayyip kelim, tayyip şecere manalarının zıttı olan manayı da iyi anlamalıyız ki, korunabilelim. O zaman bunun zıddı, tersi olan hal ve mana alanına da değinsek mi?
Evet, olur inşaAllah. Ayetlerimizde tayyib kelime bize tayyib şecere örneğiyle anlatıldı. Yaradanımız bize öğrenelim diye zıttını da açıklıyor; “habis kelime” ve habis şecere” manalarını da örnek veriyor, merhametiyle öğretiyor. Zor günde korku içinde kalanlardan ve kaybedenlerden olmayalım diye, bu dünyada tedbirimizi alalım diye. Ayetin konumuzla ilgili manasına bakalım:
“Habis Kelime’nin meseli de Arz’ın fevkinden kesip koparılmış (kökü yok, istikrarı) sebatı olmayan habis şecere gibidir.” (İbrahim-26)
Tayyib Kelime “Âmentü Billâhi ve RasûliHİ” deyip nefs-i levvameye giren, açıkladığı bu imânâ göre de fiiller ortaya koymaya çalışan, kendini ıslah eden, ıslah etmeye çalışan nefs iken, Habis Kelime; “Varım ve Muhtarım” diyen Sözde Tanrılık İddiasındaki idrakı yüzünden kalbi maraz kaplı bir nefs halidir. Kalb marazla kaplı olduğundan bu nefs kalbten beslenemiyor. Bu yüzden “şerr” olan, “habis” olan bu hal Kökü Olmayan Ağaç gibidir. Tayyib Şecere ile tasvir edilenin aksine “Habis Şecere” denilen bu ağacın kökü yoktur, aslı yoktur! Ayetten anlıyoruz ki, kalb onunla ilişkisini kesmiştir, o ağacın kalble ilişkisi yoktur. Niye? Çünkü onun Allah’la ilişkisi kesiktir. Bu ağacın kalble ilişkisinin olması için, kulun Allah’la ilişkisinin olması lazım. Ama kişi Allah’a; “Tamam sen varsın ama senden ayrı ben de varım! Varım ve Muhtarım! Özgürüm!” diyor. Lütfen hayatlarımıza bakalım; ne kadar Allah önerilerine göreyiz? Kendi heva ve heveslerimize göre fikir ve davranış ürettiğimiz, böyle konuşup, böyle düşündüğümüz anlarda kişi Sözde Tanrılığını ilan etmiştir. Öyle olunca da Allah seninle ilişkiyi kesti, kalbinle ilişkiyi kesti. İnsanlar birbirlerine “seni kalbimden sildim” demezler mi? Sen de öyle bir davranış yaptın ki, Kalbinden sildi. Kul öyle bir iddiada bulundu, öyle bir davranış yaptı ki Allah onu Kalbinden sildi. Allah Kendisini onun kalbinden sildi, böylece “ağacın kökü yok” denen hal oluştu! Ağacın kökü olmayınca ne olur? Ağacın kökü olmayınca kurur. Bu ağaç, sadrda “nefsin şerri” rüzgârına kapılmıştır. Hakk’tan beslenemeyen, Kalb ile irtibatı kopuk olan ve Habis Şecere olarak tanımlanan nefsin şerrinin hâkim olduğu bu sadrın beyninden batıl davranışlar, batıl meyveler çıkıyordur. Bu durum beyinden Hakk davranışlar çıkaramayan bir ağaç manzarasıdır, yani habis şeceredir. Habis Şecere bu yüzden meyvesiz, pis kokulu, kuru bir ağaç olarak tanımlanmış ve Habis Kelime yani Nefsin Şerri böyle bir ağaca benzetilmiştir. Geldiğimiz noktada “tayyib kelime”, “tayyib şecere” ve zıddı olan “habis kelime”, “habis şecere” biraz fark edilmiştir inşaAllah. Özetlersem; "Âmentü Billâhi ve RasûliHİ" kapsamındaki bütün durum tespitleri ve bu durum tespitini yapan nefs olan Tayyib Kelime’nin kâle alınması, yani Allah’a ulaşması ancak sâlih amel ile oluyor, bu nefsin ilerlemesi, yükselmesi sâlih amellerle gerçekleşiyor. Bu sebepten ayetlerde bu hal “amenû ve amilus salihati” olarak tanımlanıyor.
Tayyib Kelime gruplarının çok önemli bir özelliğidir ki; onlar Asr Sûresi gereği zamanı doğru kullanırlar. Bu yüzden de "Hüsrana Uğramayanlar Grubu"nu oluştururlar. Bu vesileyle, Asr Sûresi’ni dua amacıyla zikredip tefekkür hasbihalimizi bununla tamamlamış olalım ama surenin manaları tefekkür edilirse çok seviniriz.
Euzü Billâhi mineş Şeytanir Raciym, Bismillahir Rahmânir Rahıym. “Vel Asr! İnnel İnsâne le fiy husr! İllelleziyne âmenȗ ve amilus sâlihâti ve tevâsav Bil Hakk! Ve tevâsav Bis Sabr.” Sadakallâhul Azıym.