İrfan Ünver Nasrattınoğlu

Ulu Hakan Abdülhamid'i Nasıl Bilirsiniz?

İrfan Ünver Nasrattınoğlu

Merhum Turgut Özal yönetimin gözde Bakanlarının başında Kazım Oksay gelir. Türk Kooperatifçilik Kurumu Yönetim Kurulu Üyesi olarak, bu muhterem zat ile yan-yana oturur, zaman zaman kısa söyleşiler yapardık. O arada ben onun bir kitabının baskısını sağlamış, böylelikle dostluğu geliştirmiştik.

Özal’ın kurduğu ilk Hükümetin en yetkili Bakanı olarak göreve başladığında kendisini kutlamaya gittiğimde bana, özel kaleme bir biyografi bırak demiş, ben de talimatları üzerine bunu yapmıştım. Bunun üzerine bana, bir görev takdir etmiş, ben de o görevi üç yıl süreyle yapmıştım. Bu minnet duygusuyla onunla günümüze kadar, uzaktan da olsa irtibatı sürdürdüm. Kısa bir süre önce onun facebook hesabında Yılmaz Dikbaş imzalı bir ileti okudum ve bu ileti bana bu yazıyı kaleme almamı sağladı…İleti aynen şudur:

 

“ULU HAKAN ABDÜLHAMİT’İN KULLARI OT YİYORDU

Değerli Dostlar,

İçişleri Bakanı Hafız Mustafa Çiftçi’nin makam odasında, Sultan 2. Abdülhamit’in portresinin duvarda asılı olduğu fotoğrafı gördüm. Henüz yayımlanmamış “ANLI ŞANLI OSMANLI” kitabımdan aşağıdaki bölümü sizlerle paylaşmak istedim.

Sultan 2. Abdülhamit’in baskı döneminde ekonomik durum nasıldı? Padişah zengindi. Sadrazam (yani başbakan) zengindi. Vezirler (yani bakanlar) zengindi. Paşalar zengindi. Hıristiyan halkın büyük bir bölümü refah içindeydi. Müslüman halktan da bazı ağaların durumu iyiydi Peki, halkın genelde durumu nasıldı? Halk sefil ve perişandı. Beş yüz yıldan beri okulsuz, eğitimsiz, doktorsuz, hastanesiz, ilaçsız kalmış ve acımasız bir baskı altında sesini çıkaramaz olmuştu. Anadolu halkı çaresizlik içindeydi. Kendisine yardım edecek bir kurum, kuruluş ya da makam yoktu.

Yöneticilerin, yoksulluk içinde perişan olmuş Anadolu halkına sunduğu tek ilaç şuydu: Bu dünyada “tevekkül”, öbür dünyada “cennet”. Tevekkül, Arapça bir sözcüktür, anlamı şudur: Allah’tan bekleme, kadere boyun eğme. Yani, Ulu Hakan Abdülhamit ve sarıklı cüppeli hocalar, ezilen Anadolu halkına şunu öğütlüyordu: Allah’a dua edin, kadere boyun eğin, sakın sesinizi çıkarmayın, çünkü öbür dünyada cennet sizi bekliyor!

1880 yılında Doğu Anadolu’da ve Osmanlı toprağı olan Kuzey Suriye’de meydana gelen kuraklık, halkın çaresizliğini tüm çıplaklığıyla ortaya koydu. Osmanlı eyaleti olan Musul’da halk, pamuk tohumu yiyordu. İş hayatı durmuş, hırsızlık ve cinayetler artmıştı. Güpe gündüz bile insanlar saldırıya uğrayıp soyuluyordu. Sokaklarda iskelete dönmüş paçavralar içinde insanlar “Açım açım!” diye inleyerek ölüyordu. Bazı aileler çocuklarını satılığa çıkarmıştı. Aç insanlar, hayvan leşi yiyordu. Hayvanlarla birlikte otlayan insanlar görülüyordu. İşte bu kertede, Ulu Hakan Abdülhamit’in hükümeti, Doğu Anadolu’daki kaymakamlara emir verdi: Aç insanlara, hükümet ambarlarından ucuz fiyata tahıl ürünleri satın! Dikkat buyurunuz: Aç insanlara, buğday, arpa dağıtın, demiyor! Ucuz fiyata satın, diyor! Açlıktan bir deri bir kemik kalmış insanların parası olur muydu?

Peki, bu emri alan kaymakamlar ne yaptı? Tahıl ürünlerini köy ağalarına ucuza sattılar. Onlar da aldıkları ürünü, alış fiyatının yedi sekiz katına, hâlâ üç beş kuruşu kalmış yoksullara satmaya kalkıştılar. Açlıktan ölmek üzere olan halk, buğday ambarlarını bastı! Ulu Hakan Abdülhamit’in askerleri, yağmalanan ürünleri halkın elinden güç kullanarak geri aldı!

Alaşehir’de, Pasinler’de halk, otlamaya çıkmaktan başka çare bulamadı! Anlı Şanlı Osmanlı Padişahı Ulu Hakan Abdülhamit, kullarına ot yediriyordu!

Değerli Dostlar, İçişleri Bakanı Hafız Mustafa Çiftçi, Konya İmam Hatip Lisesi mezunudur. Öyle anlaşılıyor ki, lisede Osmanlı Tarihi doğru düzgün öğretilmemiş! Bilmemek ayıp değil, öğrenmemek ayıp! Bu yazımı, Hafız Mustafa Çiftçi gibi, Osmanlı Tarihi’ni bilmeyenler okuyup öğrensin diye yazdım.”

 

            Öyle zannediyorum ki, Sayın Dikbaş’a bu yazıyı yazdıran şey, II.Abdülhamid’in bir portresinin İçişleri Bakanı makam odasında asılmış olmasıdırBu elbette Sayın Bakanın kendi takdirleridir ve hiç kimse karışamaz. Ancak, Sayın Çiftçi, 85 milyon Türkiye insanının Bakanıdır ve bu sayının yarısından fazlası Padişah II.Abdülhamid’in kim ve ne olduğunu bilir.

            II.Abdülhamid 21 Eylül 1842 tarihinde doğmuş 10 Şubat 1918 yılında vefat etmiştir. Osmanlı Devletinin 34. padişahı olan Abdülhamid 113. İslam halifesidir. Sultan Abdülmecid'in oğlu olan II.Abdülhamid bunalımlı bir dönemde tahta çıkmış, Batıya karşı dengeci, Doğuya karşı ise İslamcı politikalar izlemiştir. Ancak, kendisi, Yüce Dinimiz İslâmî esaslara uygun bir biçimde yaşamış mıdır?..

            Sultan II. Abdülhamid'in 13'ten fazla eşi olmuş, bu evliliklerden 17 civarında çocuk dünyaya gelmiştir. En bilinen eşleri arasında Nazikeda, Safi-Naz Nur Efzun, Bedrifelek, Bidar, Dilpesend, Mezide Mestan, Emsal-i Nur, Müşfika, Saz-Kâr, Peyveste, Fatma Pesend, Behice ve Saliha Naciye Kadınefendiler yer alır. Özellikle Müşfika Kadınefendi, Abdülhamid'in en sadık eşlerinden biri olarak kabul edilir. 

II. Abdülhamid'in 8'i erkek (Mehmed Selim, Mehmed Abdülkadir, Mehmed Burhaneddin, Ahmed Nuri, Abdürrahim Hayri, Ahmed Nureddin, Mehmet Bedrettin, Mehmet Abid) ve 9'u kız (Ulviye, Zekiye, Naime, Naile, Şadiye, Ayşe, Refia, Hatice, Saliha, Samiye) olmak üzere toplam 17 çocuğu (Bebek iken ölen iki kızı daha dünyaya gelmiştir) olmuştur. Çocukları, Padişahın farklı eşlerinden dünyaya gelmiş ve hanedanın son dönemlerinde sürgün gibi zorlu süreçler yaşamışlardır.

II. AbdülhamidOsmanlı İmparatorluğu'nun 1.592.806 km² toprak kaybı ile en çok toprak kaybeden padişahlarından biri oldu. 1878-1908 yılları arasında  MısırSudanHabeşistan,  EritreCibuti,Kuzey Somali,TunusSırbistanKaradağ,RomanyaBulgaristanGiritKarsBatumArdahanArtvinBosna-Hersek ve Kotur, onun döneminde kaybedildi. 

Yemen'de 1904 sonrasında İmam Yahya ve Şeyh İdrisi isyanları, Lübnan'da Ammiya Ayaklanması baş gösterdi, Kuveyt özerk hale gelip İngiliz kontrolüne girdi, Arabistan'da sağlanan kontrol 1902 ve sonrasında İbn Suud isyanı ile kaybedildi.

Bitmedi!...Daha ne topraklar, ne ülkeler kaybeldi, lütfen okumaya devam ediniz…

Sırbistan, 1815 yılında özerklik kazandı. Bu özerklik, Ruslarla imzalanan Akkerman Antlaşması (1826) ve Edirne Antlaşması ile teyit edildi. 1835 yılında Sırbistan'ın ilk anayasası kabul edildi. 1852 yılında Rusların da desteğiyle Karadağ kaybedildi!...O arada, Romanya Krallığı da olarak bağımsız bir devlet haline geldi.

Meşhur 93 Harbi sürerken Yunan ordusu, beklenmedik şekilde savaş ilan etmeden Osmanlı'nın elindeki Teselya'yı işgal etti. Bölgedeki Osmanlı birlikleri Rus-Sırp-Romanya-Karadağ kuvvetleri ile savaşta olduğundan sayıca yetersizlikten bu işgale karşı koyamadı. Osmanlı Devleti 1878 yılında imzalanan Ayastefanos Antlaşması ve Berlin Antlaşması ile Karadağ ve Sırbistan'ın bağımsızlıklarını tanıdığı gibi kaybettiği toprakların bu iki ülkeye ait olduğunu da kabul etti. Teselya da Yunanistan'a verildi…

93 Harbinde yenik düşen Osmanlı İmparatorluğu acz içindeydi. Peşpeşe toprak kayıpları oluyordu. Bir tek Kosova’daki Arnavutlar Osmanlı tebasından koprak istemiyor ve bunun mücadelesini veriyorlardı. Ama Osmanlı yönetiminin Türk yürekli Arnavutlar’ı destekleyebilecek gücü yoktu. Bu yüzden Kosova ve Arnavutluk’ta yaşayan Türklerle Arnavutlar müştereken bağımsız Arnavutluk Devletini kurup, Osmanlı’dan ayrılmışlardı. Ama ne yazık ki kimi Arnavut toprakları Karadağ’ın elinde kalmıştı!...

Türk ve İslâmın büyük düşmanı olan İngilizler 12 Temmuz 1878 tarihinde Lefkoşa Kalesi burçlarına Birleşik Krallık bayrağını astılar. Diplomatik girişimlerle Osmanlı Sarayı (Padişahı) acınacak haldeydi. Sözde Türk’ün elindeki Kıbrıs Adası, savaşmadan, tek kurşun dahi atılmadan İngilizlere hediye edilmişti!...Karşılığında Osmanlı Devletine-Padişaha ne verilmiş olduğu hususunda tarihin hiç bilgisi yoktu!...Pardon! 1880’de Altın Post Şövalyeleri Tarikatı tarafından, II. Abdülhamid'e şövalyelik nişanı verilmişti…

Bugünlerde TRT-1 kanalında yayımlanmakta olan Fatih Sultan Mehmet dizisinde, Bosna-Hersek topraklarının fethi ile ilgili bölümler yayımlanmaktadır. Oluk olum Türk-İslâm kanı pahasına alınmış olan o güzelim toprakların da II.Abdülhamid döneminde nasıl kaybedilmiş olduğuna girmeyeceğim. Bu acı, yürek sızlatan bilgileri tarih yazarlarımızdan Yılmaz Öztuna ile Necmettin Alkan, Bosna’nın kaybında Abdülhamid’in büyük hata yaptığını yayımladıkları eserlerinde ayrıntılı olarak dile getirmişlerdir.

Bitmedi!..Abdülhamid, Türk topraklarını kaybetmeye devam ediyordu!...

O yıllarda II.Abdülhamid, kapı komşumuz İran’a Kotur ve başka kasabaların terkedilmesini de Kabul etmişti.

Tarihçi Sina Akşin'e göre Osmanlı Devleti'nin Berlin Antlaşması'nı imzalarken habersiz olduğu gizli anlaşmalardan biri de Fransa ile İngiltere ve Almanya arasında yapılmıştı. Bu gizli pazarlıkta İngiltere aldığı Kıbrıs'a karşılık Tunus'un Fransa tarafından işgaline ses çıkarmayacaktı. Fransa, bunun için fırsat kollarken İtalya'nın Tunus ile ilgilendiğini öğrenince derhal harekete geçmeye karar verdi. 

Fransa, Osmanlı Devleti'nin içinde bulunduğu buhrandan faydalanıp Cezayir ile bazı sözde sınır olaylarını, iki kabilenin birbiri ile çatışmasını gerekçe göstererek 1881 yılının başlarında Tunus'a girme hazırlıklarına başladı. Tarihçi Mehmet Özdemir'in yer verdiği Osmanlı arşiv ve belgelerine göre durumu fark eden Tunus beyi önce 19 Nisan'da Fransa'ya karşı Osmanlı Devleti'nden yardım istedi ama II. Abdülhamid ve Babıali donanmadan savaş gemilerini gönderip Fransa'yı karşısına almak yerine, çeşitli çekincelerle bu yola başvurmadılar. Tunus Beyi Muhammed Sadık Paşa'ya Fransa ile iyi ilişkilerin korunması tavsiyesinde bulunuldu.  Ancak, Abdülhamid’in büyük yanlışları yüzünden Tunus elden çıkmıştır.

            Mısır da Osmanlı-Türk İmparatorluğu’nun idi…Bu Ülkeyi yönetmek üzere Osmanlı Sarayı atamalar yapıyordu. Örneğin bunlardan birisi ve en ünlüsü Kavalalı Mehmet Ali Paşa idi.. Ama Abdülhamid’in hataları ve devamı yüzünden Bu dost-kardeş ülke toprakları da elden çıkmıştı…

            Değerli okurum, başınızı fazla ağrıtmayacak, bitireceğim. Bu nedenle kısa kısa yazıyorum.

Sudan da bizimdi…Habeşistan toprakları da…Ama II.Abdülhamid’in Osmanlı tahtına oturmasından sonra, gelişen dünya şartlarından haberi olmayan Abdülhamid’in hatalı yönetimi nedeniyle Mısır, Somalı, Habeşistan vb. ‘daki topraklarımız da peşpeşe gitmiş idi…

***

            II.Abdülhamid’in, kendisinden önceki Padişahlarımızın Milletimize kazandırdığı değerleri taker taker, hatta kimi zaman üçer-beşer kaybetmiş olduğu, tarih belgeleriyle ve yayımlanan makaleler ile kitaplardan açıkça anlaşılmaktadır.

            Onun ve ondan önceki kimi Padişahlarımızın, Padişahlık görevlerinin yanısıra, İslâm Halifesi de oldukları bilinen gerçeklerdendir. Tabii II.Abdülhamid de İslâm Halifesi idi…Peki O Halife olarak, Yüce Dinimize ne katkıda bulunmuştur?...Diğer Padişah-Halifelerden daha fazla bir şey yaptığını bilmiyorum!...Ama bildiğim bir şey daha var ki, onu da yazarak, bu yazıma noktayı koyacağım: 

            Almanya’dan Anadolu’ya gelen uzman arkeologlar, Türkiye’de kazılar yaparak, tarihi ve arkeolojik değerleri ortaya koymak istediklerini beyan ederek kazı izni isterler. Durum Padişaha anlatılır. Abdülhamid Hazretleri: “kazsınlar, altın vb. gibi kıymetli şeyleri bize bıraksınlar, taşı toprağı götürürlerse götürsünler” der. Bergama kentimizdeki bu kazı işi  biter, Almanlar, Padişahın izinleri doğrultusanda taşları alır giderler. Bu taşlarla, Almanlar Berlin’de, “Bergama Müzesi” (Museum Pergamon) oluştururlar…

            İşte tüm bu nedenlerden dolayı ben II.Abdülhamid’i sevmem…Neden sevmediğimin başka nedenleri de var. Bunları da daha sonraki bir yazımda anlatmak isterim..

Yazarın Diğer Yazıları