Lokman Özkul

Gazze Açlıktan Ölüyor

Lokman Özkul

Bir yandan silahlar bir yandan tonlarca bombalar ve şimdi de açlık, Gazze’li kardeşlerimizi öldürüyor.  Lanetli topluluk, terör devleti hatta örgütü, alçaklığına alçaklık katarak devam ediyor. Rabbim tez zamanda kahreylesin sizleri. Bizi Müslümanlardan korusun diye bol bol diktiğiniz o garkad ağaçları da sizi kurtaramayacak. Hiçbir zulüm ilelebet sürmez, elbet bu zulümlerin de hesabını vereceksiniz. Allah tarafından lanetlenen atalarınızın yaptığı gibi. 

Terör devleti ve örgütü,  geçen yıldan bu yana Gazze’de gıda ambarlarını, pazarları, gıda maddelerinin tutulduğu depoları, çiftlikleri ve balıkçı teknelerini yok ediyor.  Maksat açlığı silah olarak kullanıp, Gazzeli kardeşlerimizi, çocukları, bebekleri açlıktan öldürmek. Maalesef amaçlarına da ulaşıyorlar. 

Resmi rakamlara göre dün itibariyle, 229 kişi daha açlıktan öldü, bunların içinde bebekler de var. 

21. yüzyıl dünyasında bu yaşananlara inanmak mümkün değil ama sözde medeni! dünya ve sözde Müslümanlar!  maalesef sadece seyrediyor, Sözcü Ebu Ubeyde’nin  dediği gibi..

Refah sınır kapısı başta olmak üzere sınır kapıları, terör örgütünden korkanlar tarafından açılmıyor. Kendi ülkelerindeki sınır kapısını sadece insani yardım için açamayanlara Müslüman denir mi, Müslümanlığı bırakın hatta insan denilebilir mi? Bunu sizlerin anlayışınıza takdirine bırakıyorum.

İnsanı bırakın, dışarıda aç susuz bir hayvanı gördüğümüzde dahi, ona yardım edip, açlığını suzuzluğunu gidermeye çalışıyoruz. Hal böyleyken, milyonlarca insanın aç kalmasına, suzuz kalmasına hangi vicdan sahibi insan razı olabilir?

Eğer insansa tabii ki..

Gazze’de yaşayan şair ve yazar Nur ELASSY adlı kadın kardeşimiz Perspektif’te bu konuyla (açlık) ilgili duygularını şöyle dile getiriyor:

‘’Açlığın verdiği acının derinliğini anlamayan birine açlık duygusunu anlatmak ve onu hissettirmek benim için oldukça zor. 400 günden fazla zamandır İsrail’in sürekli bombardımanı altındayken bu deneyimi anlatmaksa çok daha zor.

Ama deneyeceğim.

Sabahlara bu delilikte hayatta kalmaya çalışan aile üyeleriyle dolu bir evde uyanıyorum. Biraz içilebilir su içiyorum; bu suyun susuzluğu gidermeyen nahoş tuzlu bir tadı var. Çünkü İsrail yeraltı sularını kirletti ve bölgeye yakıt girişini engelliyor; bu yüzden kalan son su arıtma tesisi de artık çalışmıyor.

Şansım varsa biraz kahve içiyorum, tabii ki şekersiz ve belki küçük bir parça ekmek. Sonra da çalışmalarıma odaklanarak açlığımı unutmaya çalışıyorum.

Çığlıklar, bombardıman ve insansız hava araçlarının sesleri ile sürekli açlık ve halsizlik hissi arasında ders çalışmak ve odaklanabilmek neredeyse imkânsız.

Bir metni incelemeyi, dili, karakterleri, karakterlerin güdülerini ve duygularını analiz etmeyi gerektiren edebiyat üzerine çalışıyorum, tabii odaklanamıyorum. Beynim buna uymuyor; okuduğumu anlayamıyorum. Ne kadar odaklanmaya çalışsam da bilinç bulanıklığım geçmiyor. Baş ağrısını mide bulantısı ve midemin guruldaması takip ediyor.

Açlıktan ölürken odaklanmayı daha da zorlaştıran şey ise çocuklar. Benimle birlikte aynı evde yaşayan sekiz yeğenim var ve hepsi de altı yaşından küçük.

Ne zaman yemek için ağlasalar, anneleri konuyu değiştirmeye ya da ellerindeki son kullanma tarihi geçmiş yiyecekleri vermeye çalışıyor ama yiyecekler yetişkinler için bile yüzüne bakılamayacak kadar kötüyken ne kadar inandırıcı olabilirsiniz ki?

Kız kardeşimin ve yengemin bebekleri var. Mama bulmak neredeyse imkânsız olduğu için, kendileri yetersiz beslenseler bile onları emzirmeye çalışıyorlar. Yeni doğmuş bir bebeği boş yere emzirdiğinizi düşünün.

Gazze sağlık yetkilileri ilkbaharda 28 çocuğun yetersiz beslenmeden öldüğünü bildirdi. O zamandan beri bu sayı güncellenmedi. Açlıktan kaç bebeğimizi kaybettiğimizi ancak tahayyül edebiliriz.

Açlık, tanıdığım herkesi etkiledi. İnsanlar gözle görülür şekilde zayıflamış, gözlerinde boş bir bakışla dolaşıyorlar, gözlerinin altında koyu halkalar var. Sokaklar yiyecek dilenen çocuklar ve yaşlılarla dolu. Başımı çevirdiğim her yerde sefalet ve açlık görüyorum.

En kötüsü de elimizdeki yiyeceğin, eğer varsa, daha iyi hissettirmemesi. Çoğunlukla son kullanma tarihi geçmiş konserve yiyecekler ve kurtlanmış buğday yiyoruz. Bunları yediğimde mide sorunlarım daha da kötüleşiyor. Yemekten sonra hep acı çekiyorum.

Açlık bedenlerimizi ve zihinlerimizi tahrip ediyor, bizi aciz bırakıyor. Amaç da bu zaten.

İsrail, Gazze halkını zayıf ve savunmasız bırakmak için ilk kez açlığa mahkûm etmiş değil elbette.

Dünya Gazze’nin Açlıktan Ölmesini Durdurabilir ve Durdurmalıdır

 İşte bu yüzden uluslararası toplumun İsrail’i etkileyemeyeceği ya da baskı yapamayacağına kolayca ikna olamıyorum. Yapabilirler, yaptılar ve yapmalılar.

Soykırımdan önce ayda 10 bin kamyon Gazze’nin ihtiyaçlarını karşılamakta yetersiz kalıyorsa, bir yıldan uzun süredir açlık çeken, temiz suyu, tıbbi malzemesi ve yakıtı olmayan, çeşitli bulaşıcı hastalıklar ve yaralanmalarla boğuşan bir halk için 1.000 kamyonun ne işe yarayabileceğini varın siz düşünün (şimdi o bile yok).

Gerçekliğimizi böylesine acımasızca tasvir ettiğim için beni bağışlayın, ancak aç olduğum için inceliklere yer kalmadı. Tek düşünebildiğim boş midem. Bu makaleyi yazarken elimde olan tek şey bayat buğdaydan yapılmış bir parça ekmek ve son kullanma tarihi geçmiş konserve yiyecekler. İsrail sessizlik içinde açlıktan ölmemizi umabilir ama öyle olmayacak. Dünya Gazze’nin açlıktan ölmesini durdurabilir ve durdurmalıdır’’.

Nur kardeşimizin sesine birlikte kulak verelim ve Gazzeli  kardeşlerimizi, çocukları bebekleri açlıktan kurtaralım. Dünyayı yüz karası bu utançtan kurtarmak yine ben insanım diyenlerin ellerinde..

Alıntı yaptığımız kaynak: https://www.perspektif.online/gazzede-acliktan-olurken-dunyanin-elinden-hicbir-sey-gelmedigine-inanmiyorum/Nour ELASSY

Yazarın Diğer Yazıları