Murat Arısoy

Aile Yılı'na İlişkin Görüşler

Murat Arısoy

2025, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla yayımlanan karar ile Aile Yılı olarak ilan edildi. 

Küresel emperyalizmin değerli olan, toplumsal bozulmalara karşı direnç sağlayan ne varsa saldırdığı bir dönemde aile hakkında farkındalık oluşturulmasını anlamlı ve önemli buluyorum. 

Dünya genelinde bizlere önerilen “akla gelen her alanda sınırsızlık”, aynı zamanda sınırsızca hareket edilecek her alanın yıkımını da beraberinde getiriyor. 

Bu bağlamda aile, küresel meydan okumalara direnebilecek en temel birim olarak karşımıza çıkıyor. Aile güçlü olursa, millet de güçlü oluyor. Bu güç, beraberinde kenetlenmeyi de getiriyor.

Biz Afyonkarahisar olarak 2021 yılını Aile Yılı ilan ettiğimiz için bu konuda diğer illerden biraz daha tecrübeliyiz. 

Afyonkarahisar’da 2021’de düzenlenen Aile Yılı etkinlikleri, Ocak’tan Aralık ayına kadar çeşitli başlıklarda toplanmıştı. Bu başlıklar şöyleydi:

Ocak: Evlilik ve Yuvanın Kurulması; Şubat: Ailede Huzur ve Mutluluk; Mart: Ailede Sevgi ve Saygı, Nisan: Ailede Şefkat ve Merhamet, Mayıs: Ailede Şükür ve Kanaat; Haziran: Ailede Mahremiyet; Temmuz: Aile Bağları ve Sıla-i Rahim, Ağustos: Aile İçi İletişim, Eylül: Çocuk Eğitimi; Ekim: Aile İçi Sadakat ve Güven; Kasım: Ailede Hak ve Sorumluluklar; Aralık: Aile Birliğinin Korunması.

2021’de Afyonkarahisar’da ilan edilen Aile Yılı, esasında genel olarak bilgilerin tazelenmesini ve güncellenmesini sağlamıştı. Bununla birlikte bazı kurum ve kuruluşların zaten yaptıkları/yapacakları etkinliklerin başlığına “Aile Yılı” yazısı ekleyiverdiğini de görmüştük. Bu nedenle hayır işlemek için çıkılan yolda “Valilik istedi de biz de geri durmayalım” bakış açısına indirgenen, suyuna tirit faaliyetler de yapılmıştı. 

2025’in Aile Yılı ilan edilmesinden sonra ister istemez 2021’deki Afyonkarahisar tecrübesini hatırladım. 

Bu sefer ilgili tüm bakanlıklar devredeydi, farklı gelişmeler olabilirdi. 

Nitekim, yuva kuracak gençlere bir miktar destek, farklı firmalardan yine yeni evleneceklere yüzde 30’a varan indirim, 2025’ten geçerli olmak kaydıyla yeni doğan çocuklar için anne bütçelerine katkı gibi açıklamalar ardı ardına geldi. Bununla birlikte otobüs şirketlerine aileler için yüzde 40 indirim yapılması tavsiye edildi, ancak “Bu sorunlu değil” denildi. 

Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları’nda ve Türk Hava Yolları’nda yüzde 15 aile indirimi uygulanacağı da açıklandı. Ayrıca yeni evli çiftlere Umre yolculuğu için de avantajlar sağlanacağı bildirildi. 

Bir kamu bankası ise “zaten” sürdürdüğü 18 Yaş Altı Bireysel Emeklilik gibi faaliyetlerini “Aile Yılı” paketine alıverdi. 

Bunların dışında Aile Yılı adını taşıyan bir internet sitesi kuruldu. İnternet sitesine baktığımda, 2021 Afyonkarahisar Aile Yılı’ndaki bazı konuların tekrar edildiğini gördüm. Mesela bir piknik düzenleniyor, başına “Aile Yılı” yazılıyor; mesela bir bilgilendirme yapılıyor; bir konferans düzenleniyor; başına “Aile Yılı” logosu konulunca faaliyet tamamlanmış oluyor. Bu tür etkinlikler, Aile Yılı haricinde de zaten yapılıyor; dolayısıyla faaliyetler Aile Yılı’nı diğer yıllardan farklı kılan bir özellik taşımıyor.

Öte yandan destekler, indirimler güzel ama eksik. 

Biz Aile Yılı’nın genel kampanyasını sadece yeni yuva kuran çiftlere indirgemiş durumdayız. Aile kurmayı, ailenin ayakta kalmasını özendireceksek, 10’uncu, 20’nci, 30’uncu, 40’ıncı yıllarını devirmiş aileler için de bir şey yapmamız gerekmiyor mu?

Diyelim ki 30 yılı deviren bir karı-kocaya yeşil pasaport versek, onların dünyayı gezmelerine imkan tanıyacak düzenlemeler yapsak… Bu az bir şey midir?

Diyoruz ki “2025’ten sonra doğan çocuklar için şu kadar para verilecek…” 2024’te, 2023’te doğan ikinci, üçüncü çocukların anneleri son 6 ay sigortalı değilse en ufak bir süt parası bile verilmediğini biliyor muyuz mesela?

Ama ayrıntılardan daha önemlisi şu: Aile Yılı’nın en büyük projesi, toplumsal refahı artırmak olmalı. Geçici çözümlerle, şirketlerin kararlarına (ve aslında keyiflerine) bırakılan indirimlerle, 2026’da sona erecek kampanyalarla aileleri küresel saldırılara karşı korumamız mümkün değil. 

Aileleri korumanın ve geliştirmenin temel şartı, toplumsal refahı artırmaktan geçiyor. Türkiye’deki her ailenin başını sokacak bir evi var mı, bunu sağlamak gerekiyor. O evlerin buzdolapları dolu mu, ısınma sorunları çözülmüş mü, faturalar düzenli ödeniyor mu, bunlara bakmak gerekiyor. Aileler en temel ihtiyaçlarını karşılarken iki kere, üç kere düşünmek zorunda kalıyor mu, bunları incelemek gerekir.

Ailelerin kredi ve kredi kartı borçları hafifleyebiliyor mu, aileler bankalara muhtaç olmadan, borcu borçla kapatmadan ortalama bir hayat sürdürebiliyor mu?

Aileler, 10-15 yıl boyunca bin bir zorlukla üniversiteyi kazanmasına vesile oldukları gençlere üniversiteye devam etme imkanı sağlayabiliyor mu?

Gençler, “Acaba aileme yük mü oluyorum” soru işaretini kafasından silebiliyor mu?

Aileler kendileri ve çocukları için gelecek kaygısı yaşamadan, günün şükrünü yeterince eda edebiliyor mu?

Aile Yılı’nın ana teması ille de ekonomi olmak zorunda. Bizim vazifemiz küresel çetelerin planlarına karşı günü kurtarmak değil, geleceği tasarlamak ve inşa etmek olmalıdır. 

 

OKUYAN AİLE YILI

 

Ailelerin birlikte kolayca vakit geçirebileceği an var: Birincisi yemek (sofra), ikincisi kitap. Sofranın durumu malum zaten, biraz bahsetmeye çalıştık. Ancak gelinen noktada KDV alınmamasına rağmen kitap fiyatlarının da afaki olduğunu söylemek gerekir. İsim yapmış bir yazarın çocuk kitabının fiyatı 300-400 TL arasında. Aile Yılı’nın küresel saldırılara karşı daha anlamlı hâle getirilmesi için Okuyan Aile Yılı çalışmasının da başlatılması, yerinde bir karar olacaktır. Fakat Okuyan Aile Yılı, büyük kitap mağazalarının yapacakları indirimlere bırakılmamalı. Kitap fiyatlarının yükselmesindeki sebep araştırılıp bir çare bulunmalı. Kâğıt mı yok, baskı maliyetleri mi çok, yazarlar çok mu telif istemeye başladı, yayınevleri kitaplardan yüzde kaç kâr ediyor? Gelişmelerin farkında olan bir ailenin yolu Okuyan Aile Yılı’ndan geçiyor. Kelime hazinesi zengin olan ailelerin, dünyaya bakışları değişiyor; küresel baskılara karşı dirençleri artıyor. 

TELEVİZYONDA AİLE YILI

 

Çok alışılagelmiş bir eleştiriyi buradan tekrarlamalıyım: İnternetin ucu bucağı yok, anlıyorum. Özellikle çocuklar bir kere internet kuyusuna düştü mü, onları kurtarmanın zorluğunu da biliyorum. 

Ancak televizyonları ne yapacağız?

Eskiden günah keçisi olarak Doğan Grubu’nu, Karamehmet Grubu’nu, Ciner Grubu’nu, hatta en başta Uzan Grubu’nu, Asil Nadir’i ilan ederdik, “Onların yayınları, ahlakı bozuyor; toplumsal çürümeyi hızlandırıyor” derdik. 

Şimdi “anaakım” diyebileceğimiz medya Demirören Grubu ve Kalyon İnşaat’ın bağlı olduğu Zirve Holding’in elinde. Bu gruplardaki yöneticilerin hemen hemen hepsi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yakın çevresinden. 

Ama Allah aşkına bakın bu grupların televizyonlarının haberlerine, dizilerine, programlarına… Aile içi şiddet, gayrimeşru ilişkiler, bu ilişkilerin normalleştirilmesi, toplumsal tüm çürümenin hiçbir süzgeçten geçirilmeden, hatta daha da abartılarak sunulması… Televizyonda Aile Yılı’nı kimlerle nasıl sağlayacağız? Eleştirip eleştirip izlemeye, prim vermeye devam mı edeceğiz? Memleketi sevdiğinden şüphemiz olmayan ilgili üst kurul yöneticileri bu programlara, haberlere, dizilere yaptırım uygulamayacak mı?

Yazarın Diğer Yazıları