24 Şubat 2015 Salı 02:00:00
Afyonkarahisar’ın yetiştirdiği önemli asker ve devlet adamlarından Ali Çetinkaya hakkında denilmeyen söz kalmadı. 22 Temmuz 2007’den bu yana her konuda olduğu gibi merhum Ali Çetinkaya konusunda da ikiye bölünüyoruz.
Memlekete hizmeti dokunan kişileri değersizleştirmekte, itibarsızlaşmakta üstümüze yok. Ali Çetinkaya’nın hizmetlerini, kişiliğini de kavgada söylenmeyecek sıfatlarla aşağılıyoruz.
Yine Ali Çetinkaya’nın çalışmalarını, ülkeye olan katkısını “yücelerin yücesi” yorumları ile baş tacı yapabiliyoruz.
Önemli olan nesnel davranabilmek.
Ali Çetinkaya’nın önce asker, sonra Bakanlar Kurulu’nun bir üyesi olarak “Yeni Türkiye”nin inşasında önemli bir görev üstlendiği aşikâr.
Bununla birlikte İstiklal Mahkemesi’nde bazı hatalı kararlar vermiş olabilir.
Hizmetlerle kararları bir kefeye koyduğumuzda daha adil bir değerlendirme yapabiliriz.
Peki Ali Çetinkaya iddia edildiği gibi gaddar mı?
Bu sorunun yanıtını başlıkta arayabiliriz. “Ali Çetinkaya’nın gerçek yüzü” derken “hakiki Çetinkaya”yı kastediyorum.
Meclis-i Mebusan’ın İngilizler tarafından 1920’de dağıtılmasının ardından Ali Çetinkaya da tutuklanarak Malta’ya gönderilir. Çetinkaya’nın kabahati, “vatanseverlik”tir. Çetinkaya, Malta’da sürgündeyken, eşi Mefharet Hanım’a birçok mektup yazar.
Çetinkaya’nın ilk karısının, çocuğunu doğururken öldüğünü; çocuğunun da Ali Çetinkaya sürgündeyken öldüğünü o mektuplardan öğrenebiliyoruz.
Onca üzüntüye, maddi imkansızlıklara rağmen Ali Çetinkaya’nın ikinci eşi Mefharet Hanım’a “Sevgili refikam” diye nezaketle seslendiğini de yine bu mektuplar vasıtasıyla okuyabiliyoruz.
Ali Çetinkaya’nın ne kadar inançlı olduğunu, zor zamanlarında sadece ve bir tek Allah’tan yardım istediğini yine o mektuplar aracılığıyla hissedebiliyoruz.
İş Bankası Yayınları’ndan çıkan “Malta’dan Mefharet Hanım’a Sürgün Mektupları” isimli kitap, benim Ali Çetinkaya hakkındaki ufkumu açtı.
“Anıldı, anılmadı” tartışmaları yaşanırken, her Afyonkarahisarlı’nın “Malta’dan Mefharet Hanım’a Sürgün Mektupları” isimli kitabı okumasını, hemşehrilerini daha yakından tanımalarını öneririm.
Afyonkarahisar’ın yetiştirdiği önemli asker ve devlet adamlarından Ali Çetinkaya hakkında denilmeyen söz kalmadı. 22 Temmuz 2007’den bu yana her konuda olduğu gibi merhum Ali Çetinkaya konusunda da ikiye bölünüyoruz.
Memlekete hizmeti dokunan kişileri değersizleştirmekte, itibarsızlaşmakta üstümüze yok. Ali Çetinkaya’nın hizmetlerini, kişiliğini de kavgada söylenmeyecek sıfatlarla aşağılıyoruz.
Yine Ali Çetinkaya’nın çalışmalarını, ülkeye olan katkısını “yücelerin yücesi” yorumları ile baş tacı yapabiliyoruz.
Önemli olan nesnel davranabilmek.
Ali Çetinkaya’nın önce asker, sonra Bakanlar Kurulu’nun bir üyesi olarak “Yeni Türkiye”nin inşasında önemli bir görev üstlendiği aşikâr.
Bununla birlikte İstiklal Mahkemesi’nde bazı hatalı kararlar vermiş olabilir.
Hizmetlerle kararları bir kefeye koyduğumuzda daha adil bir değerlendirme yapabiliriz.
Peki Ali Çetinkaya iddia edildiği gibi gaddar mı?
Bu sorunun yanıtını başlıkta arayabiliriz. “Ali Çetinkaya’nın gerçek yüzü” derken “hakiki Çetinkaya”yı kastediyorum.
Meclis-i Mebusan’ın İngilizler tarafından 1920’de dağıtılmasının ardından Ali Çetinkaya da tutuklanarak Malta’ya gönderilir. Çetinkaya’nın kabahati, “vatanseverlik”tir. Çetinkaya, Malta’da sürgündeyken, eşi Mefharet Hanım’a birçok mektup yazar.
Çetinkaya’nın ilk karısının, çocuğunu doğururken öldüğünü; çocuğunun da Ali Çetinkaya sürgündeyken öldüğünü o mektuplardan öğrenebiliyoruz.
Onca üzüntüye, maddi imkansızlıklara rağmen Ali Çetinkaya’nın ikinci eşi Mefharet Hanım’a “Sevgili refikam” diye nezaketle seslendiğini de yine bu mektuplar vasıtasıyla okuyabiliyoruz.
Ali Çetinkaya’nın ne kadar inançlı olduğunu, zor zamanlarında sadece ve bir tek Allah’tan yardım istediğini yine o mektuplar aracılığıyla hissedebiliyoruz.
İş Bankası Yayınları’ndan çıkan “Malta’dan Mefharet Hanım’a Sürgün Mektupları” isimli kitap, benim Ali Çetinkaya hakkındaki ufkumu açtı.
“Anıldı, anılmadı” tartışmaları yaşanırken, her Afyonkarahisarlı’nın “Malta’dan Mefharet Hanım’a Sürgün Mektupları” isimli kitabı okumasını, hemşehrilerini daha yakından tanımalarını öneririm.