Murat Arısoy

'Atalet' sistemi – Kocatepe Gazetesi

Murat Arısoy

9 Ocak 2012 Pazartesi 02:00:00
  İnsan, yaşadıkça neler öğreniyor. 5-10 sene öncesine kadar “mezarda emeklilik” diye bir kavramı bilmiyorduk. Fakat siz deyin “AB”, ben diyeyim “kapitalizm”, bizi öyle bir noktaya getirdi ki hayat ortalaması 70 yıl olan bir ülkede emeklilik yaşı 65 oldu.
20-25 yıl boyunca hizmet veren bir kişi, emekli olduktan 5-6 yıl sonra yaşamını yitiriyor. Böylece “ekonomi” adı verilen ve giderek acımasız-laşan çark “pek de zedelenmeden” işleyişine devam ediyor.
***
Milletvekilleri de öyle mi peki? Hayır efendim, nereden çıkardınız. Kendi ifadeleriyle, sabahtan diğer sabaha kadar çalışıyorlar ve hayli yoruluyorlar. İktidar ve muhalefet partilerinin isimleri değişiyor, ancak milletvekillerinin rahatları konusundaki tavır değişmiyor.
Milletvekillerinin “emeklilik” hakkına sahip olmaları için 2 yıl gerek. Bir vekil, seçildikten sonra 2 yıl boyunca “devamsızlık” yapmazsa emeklilik hakkını kazanıyor. Buradaki iki temel sorun var: Birincisi, milletvekilliği bir meslek değil. Bir mektepten ya da ustadan öğrenilmiyor. “Alaylı” vekil ya da “mektepli” vekil şeklinde bir tanımlama duydunuz mu hiç? Siyasal Bilgiler adındaki fakülteden mezun olanlar, müfettişlik, kaymakamlık gibi mesleklere yöneliyor.
Milletvekili seçilmek için Parti Genel Merkezleri’ne yakınlık ve maddi birikim dışında çok ciddi yetenekler aranmıyor. Zaten şu anda Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin yapısına baktığınızda, kendi “asıl” mesleklerinde ilerlemiş, belirli kariyer sahipleri dışındakilerin temsil edildiğini söylemek mümkün değil.
Milletvekillerinin emekliliği ile ilgili ikinci sorun ise şu: “Velev ki” milletvekilliği bir meslek. Allah aşkına, hangi meslekte 2 yıl -ki o da belirli aralıklarla- çalışıp emekli olabiliyorsunuz, emeklilik hakkını kazanabiliyorsunuz? Adil mi bu durum?
***
Söz adaletten açılmışken, vicdanları sızlatan olayları, olguları da sorgulamamız gerekiyor. Mezarda emekliliği öğrendik, zaman zaman itiraz etsek de çarkın içine girdik. Peki.
Bununla birlikte “mezarda hapis”i ilk defa duyduk.
Atanamayan Öğretmenler’in simgesi olan Şafak Bay’ın evine, ölümünden 6 sonra bir tebligat gönderildi. Tebligatta Şafak Bay’ın yaklaşık 3 yıl hapis cezasına çarptırıldığı yazıyordu. Şafak Bay’ın suçu slogan atmak, yolu kapatmak vb. “eylemler”di.
“Bu kadar da olmaz” dedirten bu karar yerine “Şüpheli” ya da “Sanık”ın vefatı nedeniyle davanın düşürülmesi gündeme gelemez miydi? Hani mahkemeler, milletin vicdanını temsil ederdi? Hukuk kuralları da milletin vicdanı, dini inanışlar ve geleneksel kurallar çerçevesinde belirlenirdi? Ölenin arkasından konuşulması bile yasakken ölenin arkasından “mahkumiyet tebligatı yollamak” hangi sınırlar içinde kalıyor, merak ediyorum…
***
Konu konuyu açıyor. Eski Genelkurmay Başkanı Emekli Orgeneral İlker Başbuğ’un tutuklanması, iktidarın “muhalif” olarak gördüğü ke-simden çok iktidar cephesini sarstı. “Demedi” demeyin. Muhalif olarak görülen kesim, epeydir bu tür operasyonları kabullenmiş bir izlenim bıraktı bende. Ama Adalet ve Kalkınma Partisi içinde bile “Başbuğ’un tutuklanması hata” diyenlerin seslerinin çıkmaya başladığına şahit olu-yoruz. 700 bin kişinin komutanı, darbe yapmak için birkaç internet sitesi oluşturmuş. İddianın kendisi, iddiayı oluşturanlar tarafından bile inanılmayacak kadar havada kalıyor.
Bu tür operasyonların haberini duydukça Kuddusi Okkır’ı hatırlarım. “Kasa” olarak ilan edilen Okkır’ın cenazesi, Belediye tarafından kaldırılmıştı. Soruşturma kapsamında tutuklanan ilk “kafile” arasında olan Ergun Poyraz’ın suçu bizzat Başbakan tarafından isnat edilmişti. “Başbakan’ın İsviçre’de milyon dolarları var” demenin suç olduğunu da o zaman öğrenmiştim.
***
Dikkat ettiniz mi bilmem? Hz. Ömer’e ait olan “Adalet mülkün temelidir” sözü, “Adalet devletin temelidir” diye değiştirilmiş.
Kelimelerin kökenleri ile uğraşılacağına, adil olmanın yolları aranmalı.
Bir taraftan da “Atalet” sistemine dönen adalet sistemi, gözden geçirilmeli.

Yazarın Diğer Yazıları