Murat Arısoy

Atatürk'ün Yanında, Kim Olmak İsterdin?

Murat Arısoy

Atatürk'ün Yanında, Kim Olmak İsterdin?

Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi ve Mareşal Mustafa Kemal Atatürk’ün hayatını anlatan birçok film çekildi, birçok kitap yazıldı. Onca yıldır, Emekli Albay İsmail Özdilek’in hem Kocatepe Gazetesi hem de www.kocatepegazetesi.com’da ayrıntılı bilgi verdiği Kurtuluş dizisindeki Rutkay Aziz dışında “Atatürk’e tam benzemiş” diyebileceğimiz bir oyuncu bulamadık. Rutkay Aziz’in de gözleri mavi değildi…

Neyse ki ulusal bir televizyon kanalında İlk Türk Operası olan Özsoy Operası’nın hikâyesinin anlatıldığı Bir Cumhuriyet Şarkısı isimli filmde bu görüşüm değişti. Bir Makedonya Türkü olan Ertan Saban, Atatürk’ün orta yaş hâlini oynamış. Kitaplarda anlatılan kadarıyla bildiğimiz Atatürk’ün kendine has tatlı Rumeli şivesi de Ertan Saban’ın yabancılık çekmediği bir durum olmuş. Buradaki tek kusur şu: Ertan Saban’ın boyu Atatürk’e göre biraz uzun kalmış…

Filmi izlerken sevgili eşim Elif Arısoy, “Sen Atatürk’ün yanında düşündün mü kendini hiç?” dedi. Ve ekledi:

Atatürk'ün Yanında, Kim Olmak İsterdin?

“Bu izlediklerinden hangisi olmak isterdin? Ama öyle gazetede basılan fotoğraflarındaki gibi iki büklüm, el pençe divan durmak yok…”

Esasında hem beklediğim, hem de beklemediğim yerden gelen bir soruydu bu. Çünkü film sırasında Atatürk ile Nuri Conker arasındaki sohbete dahil olmak istediğimi hissetmiştim. Nuri Conker, sohbetlerde kimsenin giremediği bir sınıra giriyor; ama herkesin ortasında Atatürk’e Cumhurbaşkanlığı’nın gerektirdiği saygıyı da gösteriyordu. Kitaplardan okusak da bu samimiyeti filmde görmek hoşuma gitmişti. 

Atatürk'ün Yanında, Kim Olmak İsterdin?

Ancak sorunun beklemediğim kısmı, biraz imrenme ve kendi iç dünyamla ilgiliydi. Ben bu soruyu kendime uzun süredir soruyordum sanırım. 

“Atatürk’ün çevresindeki yazarlar” başlığıyla kendi kendime yaptığım sorguda ilk olarak Şevket Süreyya Aydemir’e özenmiştim. Ancak Aydemir’in her zaman Atatürk’ün yanında olmadığını da bilmek gerekti. 

Çok sonraları Falih Rıfkı Atay’ı keşfettim. Tabii ki ünlü ve hacimli eseri Çankaya ile… Bir akrabam, Çankaya kitabındaki bir sahneyi anlatmış ve “Mutlaka okumalısın” demişti. O güne kadar Çankaya eserini duymama rağmen incelememem büyük eksiklikti… Okudum. Sonra Zeytindağı, sonra farklı kitaplar…

Falih Rıfkı Atay’ın Gazi Paşa sağ iken Atatürk’ün yanında olduğunu görsem de Paşa’nın naçiz vücudu aramızdan ayrıldıktan sonra İsmet İnönü’nün keskin bir savunucusu olduğunu hissettim. Belki işin doğası budur;  ancak saygı ile cansiperane savunucu olmak arasında fark olmalı. Bilmiyorum, haksızlık da ediyor olabilirim…

Bununla birlikte Falih Rıfkı Atay’ın üslubu, kolay anlaşılabilen dili ve olaylara şahitliği, “Ben Falih Rıfkı Atay gibi olmak isterdim” düşüncemi pekiştiriyordu. 

Daha da sonra, Ruşen Eşref Ünaydın’ı keşfettim. “Keşfettim” dediysem, kendi çabamla değil…

Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Öğretim Görevlisi Onur Bayram’ın Atatürk’ün Ünaydın’a hediye ettiği imzalı fotoğrafı dijital sanat eseri hâline getirmesi ile aklım berraklaştı. Ünaydın’ın 1918’de Mustafa Kemal Paşa ile başlayan dostluğunun hiç bitmediğini gördüm. Hatta Falih Rıfkı Atay’ın Ruşen Eşref Ünaydın için “O’nun 3 aşkı vardı. Eşi Saliha Hanım, Hocası Tevfik Fikret ve her şeyi Mustafa Kemal Paşa” dediğini öğrendim. 

Ünaydın’ın yazılarında ve duruşunda hayranlık, coşku, fedakârlık ve inancı buldum. “Ruşen Eşref Ünaydın gibi olsaydım” demeye başladım bu sefer de…

Böylece eşim Elif Arısoy’un sorduğu sorunun da net cevabını vermiş olayım:

-Atatürk’ün cismen her zaman yanında olamasa da ruhen yanında olan, Afyonkarahisar Milletvekilliği de yapan Ruşen Eşref Ünaydın’ın yerinde veya O’nun gibi olmak isterdim…

 

CUMHURİYET…

Atatürk'ün Yanında, Kim Olmak İsterdin?

Bir 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nı daha geride bıraktık. Büyük firmaların gösterişli reklamları ile bir kez daha duygulandık. Televizyonlarda, internet sitelerinde yapılan haberlerle bu özel günü hatırladık…

Müsaadenizle Cumhuriyet hakkındaki görüşümü paylaşmak isterim. 

Birincisi…

Cumhuriyet, önemli gün ve haftalarda büyük firmaların halkın duyarlılıklarından faydalanarak “prim” yapabileceği bir kavram değildir. Büyük firmalarımız (özellikle de bankalarımız) gerçekten Cumhuriyet değerlerini savunuyorlarsa “eşitlik”, “adalet”, “liyakat” üzerine biraz daha kafa yorup daha çok sosyal sorumluluk projesi ile Cumhuriyet sevgilerini gösterebilirler. 

İkincisi…

“Reklam” demişken aklıma geldi. Cumhuriyet öyle 100 yıllık, 150 yıllık bir “reklam arası” da değildir. Zira Cumhuriyet fikri ve bu fikri besleyecek unsurlar, daha 1800’lü yılların ortalarından itibaren konuşulmaya, tartışılmaya ve kısmen de olsa uygulanmaya başlanmıştır. 

Üçüncüsü…

Zannedildiği gibi Osmanlı Hanedanı, Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı değildir. Evet, belki Hanedan üyeleri çok acı çekmiştir ancak çoğunun Türkiye Cumhuriyeti’ne saygı ve sevgiyle yaklaştığını, tarihin akışı içinde ilan edilmesi gereken bir devlet biçimi olarak tanımladığını görüyoruz. 

Dördüncüsü…

Cumhuriyet’in en önemli yaklaşımı, “Kimsesizlerin Kimsesi” olmaktır. Kimsesizlerin kimsesi olmak, sadece doğal afet veya savaş durumunda yara sarmak değil; mesela bir bayrak nöbetinde fenalık geçiren öğrencinin yanına koşup onu teselli etmektir aynı zamanda. Bizim kadim geleneğimizden süzülen “Açları yedirdim, tokları giydirdim” cümlesidir. 

Beşincisi…

Cumhuriyet’in olmazsa olmazı “Tam Bağımsızlık”tır. Tam Bağımsız Türkiye için çalışan, didinen, fedakârlık yapanların yanında olmak gerekir. Tam Bağımsız Türkiye, bölgede “sulh”u sağlayabilir…

 

 

 

BİR FOTOĞRAF ŞAKASI…

Atatürk'ün Yanında, Kim Olmak İsterdin?

Afyonkarahisar Valiliği’nin ev sahipliğinde Korel Termal Otel’de düzenlenen 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı Kabul Töreni’nde çekilen bir fotoğraf dikkatimi çekti. Şehitlerimiz için okunan duada AK Parti Afyonkarahisar İl Başkanı Av. Turgay Şahin ve Cumhuriyet Halk Partisi Afyonkarahisar İl Başkanı Hasan Karadeniz’in aynı fotoğraf karesinde semaya ellerini açmıştı.

Malum, siyasi partiler arasında geçişler için adeta papatya falı bakar olduk. 

Hinlik bu ya, Şahin ve Karadeniz’ın fotoğrafı dolayısıyla aklıma hemen şu cümle geldi:

“Allah’ım, Burcu Başkan AK Parti’ye geçsin, amin!” 

Fotoğrafın aklımıza getirdiği bir fıkra ile yazıyı sonlandıralım:

Hoca'nın oğullarından biri yakın köylerin birinde çömlekçilik yapıyormuş. Bir gün Hoca yanına gidince:

-Baba, bütün paramı şu çömleklere yatırdım. Hava güneşli olur da zamanında hepsi kurursa zengin olacağım. Ama yağışlı olursa anam ağlayacak.

Hoca oradan ayrılıp başka bir köyde oturan büyük oğluna uğramış.

Oğlu:

-Baba, varım yoğum şu tarlada, zamanında rahmet yağarsa zengin oldum gitti. Kuraklık olursa anam ağlayacak.

Hoca eve canı sıkkın dönmüş.

Karısı:

- Hayrola efendi, yüzün neden asık?

- Benimki bir şey değil. Asıl sen kendi halini düşün. Yağmur yağsa da yağmasa da bizim oğlanlardan birinin anası ağlayacak.

Yorumlar 1
Sait Karaduman 31 Ekim 2025 11:58

Atatürk'ün fotoğrafçısı olmak isterdim.

Yazarın Diğer Yazıları